<<Ey Meryem oğlu İsa, Rabbin bize gökten bîr sofra indirebilirmi?» demişlerdi.
«İndirebilir mi?» cümlesi üzerinde muhtelif teviller serde-dilmiştir. Hazreti İ s a ’ya inanıp, ona teslim olduktan sonra yine de nasıl böyle bir ifade kullanabilirler? Bir kısmı cümlede ki
( J* ) kelimesini «gücü yeter» manasına olmayıp «biz-/.ıt indirebilir ve indirmesi gerekir» manasına olduğunu kabul etmişlerdir. Bir kısmı da «sen istersen, isteğini kabul edip de
İndirir mi?» manasına geldiğini ve ibarenin ( J» ) şeklinde okunması gerektiğini ve o zaman «bize gökten bir sofra indirmesi için Rabbına dua edebilir misin?» şeklinde mana ve-ııl inesi icabettiğini söylemektedirler.
Hangi manaya gelirse gelsin Hz. î s a onları böyle bir ha-rlka talep etmekten korkutuyor. Çünkü müminler harika talep ilmezler... Allah’tan fevkalâde şeylerin zuhurunu istemezler.»
«İman ediyorsanız Allah'tan korkun» demişti...
Fakat havâriler taleplerini tekrar ettiler. Ayrıca bu taleplerinin sebeplerini de açıklıyorlardı. Ve onun gerisinde ne islediklerini de bildiriyorlardı:
«Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şâhîd olmayı istiyoruz» dediler...
Onlar yeryüzünde benzeri bulunmayan o eşsiz yemekten yemek istiyorlardı. Ve gözleri önünde tahakkuk eden bu harikaya baka baka kalbleri mutmain olacak da Hazreti İsa ’nın doğru söylediğine inanacaklardı. Sonra da gördüklerini kendi kavimlerinden diğer insanlara anlatmaya çalışacaklardı.
Daha önce de söylediğimiz gibi bütün bunlar muayyen bir seviyedeki insanların ileri sürdükleri sebeplerdir. Ve onlar bu seviyeleri ile Muhammed (A.S.)ın ashabından farklıdırlar. Bunlara nisbetle onların seviyesi çok farklıdır.
İşte o zaman Hazreti İsa Rabbi Zülcelâlınc yöneliyor ve ona dua ediyor:
«Meryem oğlu İsa: «Allah'ım, Rabbimizsin. Bize ve bizden sonrakilere bayram ve senden bir delil olarak gökten bir sofra indir. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısıtın» dedi.»...
Meryem oğlu İsa (A.S.)ın duasında bile seçilmiş bir ku lun Yaratam huzurundaki edeb tavrı hâkimdir. Rabbını hilıı»«* nin edebi mevcuttur. 0 şöyle sesleniyor: «Ey Rabbimiz... Ey Al lahımız... Senden gökten bize bir sofra indirmeni istiyorum. Hu sofra bizi hayır ve sevince boğsun. Bizden önce gelenlere ve sonra geleceklere bir bayram olsun. Hiç şüphesiz, bütün bunlar senin verdiğin rızıklar meyanındadır. Rızıklandır bizi... Son rı zık verenlerin en hayırlısısin»... Şu halde Hz. İsa kendi İnin bir kul olup Hak Taâlâ’nın da onun Allah’ı olduğunu iyice !>ll mektedir. Ve bu itiraf bütün âlemlerin bulunduğu bir sahne İçin de yapılmaktadır. O ulu günün manzarası içindi* 11/ I mi Hin kavminin karşısında yapılmaktadır.
Ve Allah; salih kulu Meryem oğlu 1 s a ’nııı dumanın kendi zatı celâline uygun düşen ciddiyet ve vakar içinde kaimi etti. Onlar Allah’tan bir harika taleb etmişlerdi. Ona karşılık olarak Allahü Taâlâ «bu harikadan sonra nankörlük edemi»'« dünyada kimseye azâb etmediğim şekilde şiddetli azAb etlerim» diye cevap verdi:
«Allah: «Ben onu size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden kim nankörlü^ ederse dünyalarda kimseye azAb »İm» diğim şekilde ona azâb edeceğim» dedi.»...
Allahü Taâlâ’mn yüce azametine ve celâline yaraşan eld diyet budur. Ancak bu şekilde, harika taleb etmek bir teselli va sıtası ve oyuncak haline gelmez. Ve ancak bu şekilde kail bili handan sonra yine de nankörlüklerine devam edenler korkunç şekilde cezalandırılmadan bırakılmazlar.
Allahü Taâlânın bu kanunu daha önce geçen milletlerde cari olmuştu. Mucizeden sonra Peygamberleri tekzib edenler helâk olmuşlardı. Burada ise verilecek azâbm dünyada veya
ûhirette olacağı ihtimal dahilinde bırakılmaktadır.
Bütün bunlara rağmen bu İncil’lerde sofra kıssası başka bir şekilde anlatılır. Meselâ Matta Incil'inde on beşinci bâbın sen kısımlarında şöyle zikredilir:
https://www.google.nl/webhp?tab=ww&ei=N-oCVpTsFqapyQP_6rCoCg&ved=0CAEQqS4oAQ#q=yemek+veren+tarikatlar&newwindow=1&tbm=vid
«Ve İsa şakirdlerini yanına çağırıp dedi: Halka acıyorum. Çünkü şimdi üç gündür benimle beraber bulunuyorlar. Ve yiyecek bir şeyleri yok. Yolda bayılmasınlar, ben onları aç salıvermek istemem. Ve şakirdler ona dediler: Issız yerde bu kadar büyük kalabalığı doyuracak kadar ekmeği nereden bulalım? İsa’da onlara: Kaç ekmeğiniz var? dedi. Ve onlar yedi ekmek ve birkaç küçük balığımız var dediler. İsa yere otursunlar diye halka emretti. Ve yedi ekmeği ve balıkları aldı. Ve şükrederek kırıp şakirdlere verdi. Şakirdler de halka verdiler. Hepsi de yediler ve doydular. Ve parçalardan artanı yedi sepet dolusu olarak kaldırdılar. Yiyenler de kadınlar ve çocuklardan başka dört bin erkek idiler. Ve İsa halkı salıverip kayığa binerek M a g a r an sınırlarına geldi.»
Buna benzer rivayetler diğer İncirlerde de yer ahr.
Mücahid ve Haşan gibi bazı tabiîn de sofranın inmemiş olduğu görüşündedirler. Çünkü havâriler Allahü Taâlâ-ııııı: «Ben onu size elbette indiririm. Fakat ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse dünyalarda kimseye azâb etmediğim tekilde ona azâb edeceğim»...
Kavli şerifini işitince korktular ve sofra inmesini talep etr inekten vaz geçtiler diyorlar.»...
tbni Kesîr’detefsirinde Leys İbni Ebi Süleym ve Mücahid’den rivayet ederek diyor ki: M a i d e; Hak Taâlâ-nın zikrettiği bir darbı meseldir. Fakat inmiş değildir. Bunu Ibni Ebi Hatem ve îbni Cerîr de rivayet ediyor, îbni Cerîr ayrıca diyor ki: Hâris, Kasımdan o da Hacca c ’dan o da tbni Cüreç ’den o da Mücahid ’den rivayet ederek diyor ki: Sofranın üzerinde yemek vardı. Nankörlük ettikleri takdirde azâb edilecekleri söylenince onu istemektim vaz geçtiler. Binaenaleyh üzerlerine sofra da inmedi. Ayrı-
ca İbni Cerîr diyor kı I*; İmi I hammed bin C a f e r ’den o dıı Şu s u r’dan, o da H a s a n’dan rivayet «•Ilı kİ inmemiş olduğunu söylemiştir- Ayrıca B iş r , Y e / ! d deli S a i d’den o da Katade’den Hasan’ın havArlIcrc «tuknl »n dan sonra içinizden kim nankörlük ederse dünynlardn klın%ı»yK azâb etmediğim şekilde ona azâb edeceğim» denildiğinde, «ay leyse ihtiyacımız yok» diye karşılık verdiklerini ve bunun ü/< n ne maidenin inmediğini söylediğini rivayet ediyorlar.
Şu kadar var ki selefi salihînin pek çoğu maidenin mim, olduğu kanaatındadırlar. Zira Allahü Taâlâ «Ben onu size İndi receğim» diye buyurmaktadır. Hak Taâlâ’mn vadi ilaln ı r< şüphesiz ki haktır. Ma ide hususunda itimad ettiğimi/, ye«/» \ıe kaynak Kur’an-ı Kerîm’dir. Ondan başka sözlere asla lllmad etmeyiz.
Allahü Taâlâ mahşer gününün kalabalığı arasında hllMlıt insanların huzurunda kavmini karşılarken ihsan ettiği nlmellrrl hatırlatıyor:
«Havariler: «Ey Meryem oğlu İsa# Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi.»...
41)4
ham etmiştim. «İnandık, bizim müslimier olduğumuza şahid ol» demişlerdi.»
İşte bütün bu nimetleri Allahü Taâlâ sırf alâmet ve delil olsun diye Meryem oğlu İsa’ya bahşetmişti. Ama ona uyanlardan pek çoğu bakıyorsunuz ki Allah’ın bahşettiği bu nimetleri bir kalpazanlık vasıtası yapıyor, bu mucizeler ve Hz. I s a ’nın etrafında binlerce sapıklıklar uyduruyorlar. İşte burada Hz. İsa kendisi yüce bir topluluğun huzurunda büyük, bir İnsan kitlesinin ve kendi kavminin yanında onlarla yüz yüze geliyor. O hakikatlarla yüz yüze gelerek kavminin bilmesi ve görmesi için âlemlerin huzurunda varılan neticeden elde edilen rüsvaylığın çok acı ve çirkin olması için onları karşılaştırıyor.
41)6
Burada zikredilen karşılıklı konuşma İsa Aleyhissclâm'm kavmmin tabiatını ve bunlar arasında seçkin bir kitleyi temsil eden havârilerin fıtratını bize açıklamaktadır. İşte görüyorsa nuz ya o seçkin havârilerle bizim Peygamberimizin eshabı ara sında çok büyük farklar vardır.
O havâriler ki Allah onlara iman ilhâm etmiş, Resıilü I •; a' ya inanmalarını bildirmiş ve onlar da iman etmişler. Allah'a teslim olduklarına dair Hz. İsa’yı da kendilerine şahit edin mişler... Ama bütün bunlara rağmen Hz. İsa’dan istedilderl kadar mucizeler gördükten sonra tekrar yeni bir harika la I* i» ediyorlar. Bu harika ile nefislerinin mutmain olmasını ve I»<»\ lece Hz. İsa ’nın doğruluğunu öğrenmek istiyorlar.
Ama Muhammed Aleyhisselâm’ın ashabı ona teslim olup müslüman olduktan sonra tek bir harika taleb etmemişler di. İman nuruyla karşı karşıya geldikten sonra bütün günülleriyle inanmışlar ve mutmain olmuşlardı. Bundan sonra Peygamberlerini tasdik etmişler ve bir daha doğruluğunu ispatlayan bir burhan istememişlerdi. Hem de Peygamberi' bu Kurdan başka hiçbir mucize görmeden inanmışlardı.
İşte İsa Aleyhisselâm’ın yârânı ile M u h a m me d Aleyhisselâm’ın ashabı arasındaki büyük fark bundandır
Onların seviyesi bu kadar bunların seviyesi o kadar. Bunlar da müslüman olmuşlar, onlar da müslüman olmuşlar. Bunlar da Allah indinde kabul görmüşler, onlar da Allah indinde kabul görmüşler... Bütün bunlara rağmen her ikisi arasındaki seviye faikı Allah’ın irade ettiği şekli ile uzak hem de çok uzak olarak sürüp gitmiş.
Sofra inme kıssası hıristiyan kitaplarında Kur’an ı Kerim de vârid olduğu şekilde zikredilmez. Hz. İsa’nın vefalından çok sonra kaleme alınmış olan bu Incil'lerde de sofra inme kıs sası yer almaz. Ayrıca Allah indinden inmiş olan hakikatini m bu İncil’lerde bulunup bulunmadığı da katı değildir. Bu İncil'lei umumen Allah’ın inzal buyurduğu ve İncil adı verdiği ınüb ı rek kitaptan farklı olarak İsa Aleyhisselûm’ın hayal lıikây« sine dair bir takım rahiplerin anlattığı rivayetlerden ibarelin
annesi Meryem hakkında yığmlarca efsaneler uyduranların güzleri önünde Hz. î s a ’ya yöneliyor. Ona dönüyor ve Allah’ın gerek kendisi gerekse annesi üzerindeki nimetlerini halı rlatıyor. İnsanların kendi risâletini tasdik etmesi için ona sunduğu mucizeleri açıklıyor. Bütün bu mucizelere rağmen bazı Kimseler onu son derece tekzip etmiş ve kötülemişlerdir. Bazı kimseler de getirdiği mucizelerle fitnelere dalmışlar bu mucizelerden dolayı onu ilâhlaştırmışlardır. Halbuki bu mucizelerin hepsi O’nu yaratan Peygamber olarak gönderen ve mucizelerle donatan Allah’ın ihsan ettiği şeylerdir:
110 — Allah: «Ey Meryem oğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi hatırla» demişti. «Seni Cebrail ile desteklemiştim; beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdun kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştîn de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrail oğullarına mucizelerle geldiğinde, onlardan küfredenler: «Bu apaçık bir büyüdür» demişlerdi de ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim».
111 — Havarilere: «Bana ve Peygamberime îman edin» diye ilham etmiştim, «inandık, bizim müslümler olduğumuza şâhid ol» demişlerdi.
Ihı âyeti kerîme, Allahü Taâlâ’nm Hz. İsa’ya ve annesi Meryem’e bahşettiği nimetleri hatırlatmaktadır. Hz. î s a beşikte uyurken Allahü Taâlâ ruhul Kudüs ile teyid etmişti He-nüz konuşma çağı gelmemişken, konuşmaya başlamıştı. Boylere hiç misali bulunmayan bir doğumdan ötürü Hz. M e r y e m ’e atfedilen şüpheleri tamamen bertaraf etmiş ve annesini temize çıkarmıştı. Sonra o, gençlik çağında kendi milletiyle konuşurken onları Allah’a davet ediyordu. Ve Ruhul Kudüs olan Hz. Cebrail onu her yerde teyid ediyordu. Yeryüzüne geldiği zaman hiçbir şey bilmezken, Allah ona yazmayı öğretmiş, meselelere nasıl hâkim olacağını belletmiş, kitabı ve hikmeti talim etmişti Ayrıca İsrail oğullarına daha önce gönderilmiş olan Tevrat» okumasını da belirtmişti. Sonra elinde bulunan Tr\
ratı tasdik eder mahiyette olan Incil’i vermişti. Allah kon dişine. Hak Taâlâ bütün bu nimetleri hatırlatıyor. Ayrıca Al lah’ın izni olmaksızın hiçbir insanın gücünün yetmeyeceği mıı cizeleri ve harikaları verdiğini belirtiyor. Hz. î s a çamurdan kuş gibi bir şeyin şeklini yapmış Allah’ın izni ile o çamurdan yaptığı şeye üfürünce kuş olmuş gitmişti. —Bunun nasıl mey dana geldiğini biz bilmiyoruz. Tıpkı hâlâ Allah’ın hayatı nasıl halkettiğini, canlılara nasıl hayat bahşettiğini bilmediğimiz r.i bi.— Yine o, Allah’ın izni ile anadan kör olarak doğmuş olanları iyi etmiş ve tıbbın görmeyen bir insana nasıl göz takılaeağmı bilmediği zaman da o körleri gördürmüştür. Halbuki bir iımamı esas gözü veren Allah, kapanmış olan gözlere ışık huzmelerini açıp sunabilecek kudrette olan Allah’tır. Alaca hastalığına lu tülmüş olanları Hz. î s a ilâçsız tedavi etmiştir. Halbuki ilaç, Allah’ın izni ile şifanın tahakkuk edebilmesi için bir vasıtadır, 4 İzin sahibi olan zat, dilerse vasıtayı ortadan kaldırabilir ve mu rat ettiği şeyi araya hiçbir vasıta sokmaksızın da geır<kle)ll rebilir. Yine Hz. İsa izni İlâhî ile ölüleri diriltiyordu. İmi mu
ilk defa hayatı bahşeden Allah dilediği zaman da tekrar una lıa yat vermeye kaadirdir.— Bütün bunlardan sonra Allah'ın onu İsrail oğullarından koruduğunu bütün bu delilleri getirdiği İmi de İsrail oğullarının onu yalanlayıp gösterdiğ' bu mnel/elnin fevkalâde harikaların açık bir sihir oyunu olduğunu /anneliık leri zaman onu muhafaza ettiğini bir nimet olarak balırlalıva Yahudiler bu mucizeleri vuku bulduğu zaman inkâr edememiş ler —çünkü binlercesini müşahede etmişlerdi - ama buna raf» men onun delâlet ettiği manaya da kibir ve inatlarından dul ıvi teslim olmak istememişlerdir. Hak Taâlâ IIz. I s a 'vı onların şerrinden muhafaza buyurmuş, öldürmek istedikleri /aman öl dürtmemiş ve astırmamıştır. Sadece kendi iradesi ili* ruhunu almış ve kendi zatına yükseltmiştir. Bunların yanı sıra Allahll Taâlâ havârilere Allah’a ve Resulüne inanmayı ilhânı edişini de nimetleri meyanında zikrediyor, havâriler yüksek sesle huylu rarak teslim olduklarını söylüyorlar. Hak Taâlâ da onların bu iman ve teslimiyetine şehadet (‘diyor:
«Havârilere: «Bunu ve Peygamberime iman edin» diye II
109 — Allah Peygamberleri topladığı gün: «Size ne cevap verildi» der. Onlar: «ıBizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin Sen» derler.
Zamanın muhtelif aralıklarında birbiri ardı sıra gelen, mekânın ayrı bölümlerinde farklı farklı muhitlere gönderilen, ayrı cinsten insanlar arasına girip bütün hayatlarını kendi kavimlerini hidayete çağırmakla geçiren peygamberleri Allahü Tealâ’nın topladığı gün... Zamanın farklı, mekânın başka başka olmasına ve ayrı ayrı cinslere mensup olmalarına rağmen hepsi de tek bir dâvaya çağırmışlardır insanları. Nihayet onların en sonuncusu gelmiş bütün zamana, mekâna ve her cinsden, renkten insanlara bu tek bir davayı ilân etmiştir.
Ayrı ayrı kavimlere farklı zaman ve mekân sınırları içerisinde gönderilmiş bu peygamberleri... işte görüyorsunuz ya onların hepsini gönderen tek bir gönderici, bir yere topluyor muhtelif duygular ve yönelişleri onların toplanışı altında biriktiriyor. işte onlar... Dünya hayatları boyunca beşeriyetin en .seçkin insanları. İşte onlar... Allah’ın insanlığa gönderdiği mübarek elçileri. İşte onlar... Yeryüzünün muhtelif bölgelerinde ve peşlerine takılan insanların ayrı ayrı çağlardaki istekleri ile birlikte. İşte onlar... Allah’ın huzurunda bulunuyorlar... Beşeriyetin Rabbi olan Allah’ın huzurunda ulu bir günün arzettiği' sahne içerisinde yer alıyorlar... Ve işte o sahne, tamamen hayat ve canlılıkla dolup taşıyor:
«Allah Peygamberleri topladığı gün: «Size ne cevap verildi» der»...
ne cevap verildi?»... işte o gün neticeler toplanır, mahsuller birleştirilir, peygamberler peygamberliğin hesabını takılım ederler ve şahitlerin huzurunda neticeler ilân edilir
-Size ne cevap verildi?»... Peygamberler de bütün insanlar Kİbi insandır Onlar da ancak gördüklerini bilirler. Ve kendilerini' gösterilmeyenlerin bilgisi yoktur onların elinde. Onlar tendi kavimlerini hidayete çağırmışlar bu hidayet çağrısına koşanlar koşmuş, sırtlarını dönenlerse dönmüşler, Peygamber; dâvasına sırt çevirenleri her ne kadar gerçek yönleri ile bilirse de dâvasına gönülden bağlananları bütün gerçekleri ile bilmezler. Çünkü onu ilgilendiren sadece meselelerin dış görünüşüdür. Her şeyin gizli kalan noktalarını en iyi bilen ise şüphesi/ ki yalnız ve yalnız Allah’tır. İşte onlar şu anda Allah’ın lıu/.ıırunda bulunuyorlar. Onu en iyi şekilde anlarlar. En faz-
401
la O’ndan korkarlar. Ve O’nun Alîm ve H a b î r olduğunu gayet iyi bilirler.
Bu korkunç mahşer gününün azameti karşısında, büyült bir topluluğun huzurunda ve yüce bir kitlenin gözleri önünde suale çekilir. İnsanların yüz yüze getirildiği, toplulukların pey gamberleri ile karşılaştırıldığı ve insanlar arasında Alla IV ııı gönderdiği elçileri tekzip edenlerin Allah’ın peygamberleri ile karşılaştırıldığı o günde böyle bir suale çekilir. Bütün bııı lar açıkça ilân ediyorki bu yüce peygamberlerin hepsi Alin İn n indinden gelerek Allah’ın dinini getirmişlerdir. Şu anda da Al lahü Tealâ’nın huzurunda kendi risalet vazifelerinden dolayı sorguya çekilmekte, daha önce kendilerini tekzip etmiş olan kavimlerinin hesabını vermektedirler.
Peygamberlere gelince, onlar gerçek bilginin yalııı/ M lah’a ait olduğunu ve kendilerinin sahip oldukları Inh'.ıl« ı in gerçek ilim sahibinin yanında sözü bile edilmiyecoğinln »di p ve hayadan ötürü ve Allah’ın huzurundaki kendi dep.orl« t im bilmelerinden dolayı orada konuşmayacaklarını a<;ıMıy" laı
«Onlar: «Bizim bir bildiğimiz yoktur. Doğrusu flörünm» yenleri bilen ancak sensin sen» derler»...
113 — «Ondan yemeyi, kalblerimizin kanmasını ve senin bize doğru söylediğini bilmeyi, ona şâhid olmayı istiyoruz» dediler.
114 — Meryem oğlu İsa: «Allah'ım Rabbimiz, bize ve bizden sonra geleceklere bayram ve senden bir delil olarak gökten bir sofra indir, bizi rızıklandır, sen rızık verenlerin en hayırlısısın» dedi.
115 — Allah: «Ben onu size elbette indiririm; fakat ondan sonra içinizden kim nankörlük ederse dünyalarda kimseye azâb etmediğim şekilde ona azâb edeceğim» dedi.
116 — Allah: «Ey Meryem oğlu İsa, sen mİ insanlara «Allah'dan başka beni ve annemi iki ilâh edinin» dedin» demişti de, «hâşâ, hak olmayan sözü söylemek bana yaraşmaz; eğer söylemişsem şüphesiz sen onu bilirsin; sen benim içimde olanı bilirsin, ben senin zâtında olanı bilemem; doğrusu görülmeyini bilen ancak sensin, sen.»
117 — «Ben onlara sadece «Rabbim ve Rabbimiz olan Allah'a kulluk edin» diye bana emrettiğini söyledim. Aralarında bulunduğum müddetçe üzerlerinde bir kontrolcü idim. Fakat vaktâ kİ sen beni aldın, üstlerinde murakıb yalnız sen oldun. Sen her şeye şâhidsin» demişti.
118 — Onlara azâb edersen, şüphesiz ki onlar senin kullarındır; onları bağışlarsan, yine şüphe yok ki Azız, Hakim olan ancak sensin sen.»
119 — Allah: «Bu, doğrulara doğruluklarının fayda verdiği gündür; ebedî ve temelli kalacakları, altlarından ırmaklar akan cennetler onlarındır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da
Allah'dan razı olmuşlardır, bu büyük kurtuluştur» buyuracak.
120 — Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların hükümranlığı Allah'ındır. Allah her şeye kaadir'dir.
ALLAH'IN HUZURUNDA
Bu bahis te bütün uzunluğuna rağmen yine itikadı hususların tashihi, hıristiyanlann kendi akidelerine soktukları sa-
pıklıklan ve bu sapıklıkların hıristiyan dinini kendi semavi esaslarından uzaklaştırması gibi hususlar üzerinde duruyor Hıristiyanlar kendi dinlerini Hz. î s a ’mn getirmiş olduğu v< ondan önceki bütün peygamberlerin getirdiği mutlak tevhld akidesinden çıkararak muhtelif renklerde putperestliğe dal mışlar ve Allah’ın dini ile hiçbir alâkası bulunmayan sapıklık lara düşmüşlerdir.
îşte bu yüzden üzerinde bulunduğumuz bahis gerek ulAlıl yetin hakikati, gerekse kulluğun mahiyeti üzerinde IslAııı tasavvurunda olduğu şekilde bazı hususları belirtmeyi lıedı l alıyor. Bunu yaparken de ulu bir manzaranın sonunda o linki katları belirtiyor. Sunulan manzara içerisinde Hz. İsa büyük bir peygamber topluluğu huzurunda, mahşerî bir insan kalaba lığı karşısmda, kendi kavmine ulûhiyeti hususunda ve anın mİ Hz. Meryem’in ilâhlığı mevzuunda onların iddia ettikleri şeylerden hiçbirisini söylemediğini ikrar ediyor ve bu nevi pul perestlik kokan sözlerden hiçbirisini söylemesinin mümkün • »I madiğim belirtiyor.
Kur’an-ı Azîmüşşan bu gerçeği sunmaya çalıştığı kıvan» ı sahnelerinden bir sahnenin tasviri halinde arzediyor. V» bu sunuş, öyle canlı öyle konuşan, ilham ve tesirlerle dolu. bl< '1 gönüllerin ta derinliğine kadar inen, karşılaştığı bütün I» )•' kitlesinin benliğini tiril tiril titreten, sanki ilk defa görülen bu vakıa ile karşılaşıyormuş gibi hisseden bir sahne içerisinde mu nuyor. Gözün gördüğü, kulağın duyduğu bir vakıa halin« 1« tasvir sahnesi içerisinde bütün işaretler ve infialler emılı vn hayat dolu varlıklar halinde beliriyor1.
İşte biz o büyük sahnenin tam karşısında bulunuyoruz simdi
109 — Allah Peygamberleri topladığı gün: «Sl/o ne «evnp verildi» der. Onlar: «ıBizim bir bildiğimiz yoktur, doğrııtıı görül-meyenleri bilen ancak Sen'in Sen» derler.
Zamanın muhtelif aralıklarında birbiri ardı sıra gelen, mekânın ayrı bölümlerinde farklı farklı muhitlere gönderilen, ayrı cinsten insanlar arasına girip bütün hayatlarını kemli luı
109 — Allah Peygamberleri topladığı gün: «Size ne cevap verildi» der. Onlar: «Bizim bir bildiğimiz yoktur, doğrusu görülmeyenleri bilen ancak Sen'sin Sen» derler.
110 — Allah: «Ey Meryem oğlu İsa, sana ve anneııe olan nimetimi hatırla» demişti. «Seni Cebrail ile desteklemiştim, beşikte ve yetişkin iken insanlarla konuşuyordun; sana kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Sen iznimle, çamurdan kuş gibi bir şey yapmış ona üflemiştin de iznimle kuş olmuştu; anadan doğma körü, alacalıyı iznimle iyi etmiştin. Ölüleri iznimle diriltiyordun. İsrail oğullarına mücizelerle geldiğin de, onlardan küfredenler: «Bu apaçık bir büyüdür» demişlerdi de ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim».
111 — Havarilere: «Bana ve Peygamberime Iman edin» diye ilham etmiştim, «inandık, bizim müslümler olduğumuza şahid ol» demişlerdi.
112 — Havâriler: «Ey Meryem oğlu Isa, Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?» demişlerdi de, «iman ediyorsanız Allah'dan korkun» demişti.