Sonra bu güzellik zirveye ulaşıyor, canlı kâinat sahneleri arzedilirken bambaşka bir üstünlük ve fevkalâdeliğe varıyor. Âyet, kâinat manzaralarını sunarken, üstünlük ve güzellikte kâinat ötesi Alemlere ulaşıyor. Bütün varlıklara bunca güzellikleri ihsan eden göklerin ve yerin yaratıcısına... O’ndan söz ederken ulaştığı üstünlüğü ifade etmek için vasıta olarak bizzat Kur’an âyetleri’ni kullanmaktan başka birşey gelmiyor elimize : «Gözler onu görmez. O, bütün gözleri görür. O, lâtifdir, haberdardır.»...
Şu anda biz açık bir kâinat kitabının karşısında bulunuyoruz. Kİ, birçok kâfirler her an bu kitapla karşılaşırlar da onu anlamazlar. Harika ve delilleri karşısında dikkatle durmazlar. Gözü dönmüşler de her saniye bu kâinat kitabının önünden geçerler, oradaki harika ve üstünlükleri görmezler. İşte şu hayretengîz Kur’an âyetleri bizi o mevcudat sahnesine götürüyor. Sanki bir anda oraya iniyormuş gibi oluyoruz. Bizi kâinatın hayretengîz işaretleri önünde durduruyor ve göz alıcı manzara önünde gözlerimizi açıyor ve gafillerin hiç farkına varmadan her zaman gelip geçtikleri üstünlüklerine doğru tırmandırıyor bizi. İşte şu anda gece ve gündüz her saniye vuku bulan mucizevî bir harikayla karşı karşıya bulunuyoruz. Evet, bu donuk ölüden çıkan canlı hayat harikasıyla. Nasıl oluyor da doğuyor bu hayat. Bilmiyoruz. Nereden gelmiştir? Farkında değiliz. Bildiğimiz tek birşey varsa o da Allah’dan gelip, Allah’ın takdirine göre gelişdiğidir. Hiçbir beşer idraki onun derinliğini kavrayamaz.. Nasıl meydana geldiğini de farkedemez. Şimdi de âyeti kerimi' bizi dehşetengiz kâinat düzeniyle karşı karşıya getiriyor. İnce, korkunç ve sonsuz kâinat deveranı ile. Dünyamızın dönüşü insanlar tarfından istenebilecek harikaların da üstünde son derece üstün bir harikadır. Her gece ve gündüz bu harika ile yüz yüze geliyoruz. Hatta her an ve saniye dönüş harikası ile karşı karşıya bulunuyoruz. Sonra âyeti kerîme bizi insan hayatının doğuşu ile karşı karşıya getiriyor. Tek bir candan doğan hayat. Ve aynı metotla gelişen hayat.
Bir de bakıyoruz ki, bitkiler dünyasında neşet eden hayalin karşı karşıya bulunuyoruz. Gökten inen yağmur sahneleri yerden fışkıran bitki manzaraları, olgunlaşan meyveler hepsi de canlılık fışkıran manzaralar. Düşünme ve tefekkür etme sahneleri. Ne olur biz insanlar bütün bunları canlı bir his ve açık bir gönülle müşahede etsek.
İşte bakınız bütün mevcudat. Yeni. Yepyeni. Sanki ilk delu görüyormuşuz gibi onu. Canlılıkla kucağını açmış bize. Şefindin kucaklıyor bizi. Biz de onu. Hareketli. Her tarafında hareket vm Hayretengîz bir şekilde sarıyor hisleri ve duyguları. Bizzat " au/, ediyor Yaratıcı’dan. Deliller getiriyor Yaratıcı’mn tekliğine ve kudretine. İşte bu sırada Allah’a şirk koşanların tuhaf ve garip hallet I bu mevcudatın fıtratına ve tabiatına aykırı düşen dunu ulan r,"-ler önünde beliriveriyor. Âyeti kerîme şirki ve müşrikle11 I»e, h ce karşılaştırıyor. Çevresini hidayet delilleri kuşatan dıişime, dalan kimselerin müşahede ettiği şekilde, varlıklar âlemini muşu hede ediyor insan. Hayretengîz şekli ile varlığın bütün ufAkını kap layan iman hakikati karşısında müşriklerin ve şirkin bütün d. Iıl leri kendiliğinden düşüp yok oluyor bunun üzerine Beşeı in ben liğine hitap eden ülûhiyet gerçeğini anlatan, ülûhiyel kmşr.md.ı kulluğun durumunu belirten Kur’an metodu kâinatın yat.d ılığını ve meydana geliş gerçeğini... Hayatın yaratılışını ve oluş gerçeği, ni... Allah’ın kendi mülkünde kolayca ihsan ettiği rızkın tekeffül edilişindeki hakikati... Hiç benzeri bulunmadan bu sebebler dün yasında hüküm sahibi olan, Yaratan ve rızılc veren Hâkimi Mut lak’ın belirttiği hakimiyetin gerçeğini... Evet, bütün bunları Kın an metodu bir tesir ve ilham kaynağı olarak telâkki ediyor ve insanlığı Allah’a kulluk etmek, O’nun akidesine samimiyetle bap lanmak, tek başına O’nun huzurunda eğilip, O’na itaat etmek bu
l î/ıllU-il Kur’an, Cı 5
ı