30 Nisan 2016 Cumartesi

İnsan fıtratı gerek dahilî, gerekse haricî baskı unsurları yüzünden bozulabilir.

lerinde, gerek hayat nizamî ve prensiplerinde, hangisinin doğru, hangisinin yanlış olacağını, neyin iyi, neyin kötü olacağını ölçebileceği gerçek bir mizana muhtaç olduğunu o tesbit eder. Ve Hak Taâlâ bilir ki, kendisinin insanoğullarına sunmuş olduğu akıl, şehvet ve bedenî arzular, insani duygu ve istekler gibi bir takım baskı unsurları ile karşılaşır. Ayrıca Allah’ın yeryüzünü kendisine müsahhar kılmış olmasından dolayı hakimiyeti altında bulundurduğu kâinattaki enerji kaynakları da onun eline verilmiştir. Aslında insanoğlu varlıklar âlemini mütlak şekilde düşüncelere konu yapmak veya hayat için değişmez esaslar yerleştirmekle görevlendirilmiş değildir. Bu tamamen Allah tarafından gelen ve hem mevcudat için ve hem de hayat için sağlam düşünce metodları inşa eden akidenin sahasıdır. Binaenaleyh Allah’ü Taâlâ insanı tek başına aklın eline bırakmaz. Ayrıca insan fıtratında gizlice yer etmiş olan gerçek yaratıcıyı bilme, onu şevk ile arama, şiddetler anında ona sığınma hususundaki ledünnî bilgilerin eline de bırakmamıştır. İnsan fıtratı gerek dahilî, gerekse haricî baskı unsurları yüzünden bozulabilir. Veya gerek insanlardan, gerekse cinlerden şeytanların yönettiği tesir kabiliyetine sahip vasıtalarla aldatılıp şaşması ve doğru yoldan sapıtması mümkün olan insan fıtratına. Allah’ü Taâla insanları kendi vahyine dayalı risalet ve hidayet menbağına bağlıyor. Ve insanın fıtratına en uygun istikameti ve aydınlığı böylece sunuyor. İnsan kafasını sıhhat ve selâmete erdiriyor. Gerek kendi içlerinden, gerekse kendilerinin haricinden dalâlete vesile olacak her türlü kötülüklerden temizliyor. Allah’ın kerem ve fazlına rahmet ve adaletine, hikmet ve ilmine yaraşan da budur. Şüphesiz ki, Allah insanları yaratıp da sonra başıboş şekilde bırakacak değildir. Allah insanları peygamber göndermeden kıyamet gününde hesaba çekecek değildi : «Biz peygamber gönderinceye kadar hiçbir kimseyi azap edici değiliz.» 1

Allah’ı gereği gibi tanımanın gerçek ölçüsü; Allah’ın kullarına, beşer fıtratını pisliklerden kurtaracak peygamberler göndermesine inanmayı gerektirir. Peygamberler insanların kafasını dış baskılardan korumasına yardımcı olur. Saf görüşü ve derin düşün-
l Dııhn geni? bilgi için bakınız: Fîzılftl-ll-Ktıı'an, Cild, IV, «ayfa 46 ve devamı. Ayrıca «UlAm ve Medeniyetin Problemleri» adlı kitubımız.
ceyi elde etmelerini sağlar. Ayrıca peygamberlere Allah yolun» davet etmenin metodu bildirilmiş ve her birisine kendilerinden sonra devam edecek kitaplar göndermiştir. — Musa, D a -v u d ve î s a (A.S.) da olduğu gibi— Bir kısmı da t A alili zaman’a kadar devam edip gidecektir. —Kur’an-ı Kerîm de oldu ğu gibi.— Musa (A.S.) m peygamberliği yarımadadaki m allar arasında bilindiğine göre ehli kitabın ne demek olduğu onlaı tarafından anlaşılıyordu. Bunun için Cenabı Allah yüce Koni illim» vahiy ve risalet müessesesini temelden inkâr eden müşrikleri o gn'* çeklerle yüz yüce getirmesini emir buyuruyor :

YOL GÖSTERİCİ

«De ki: “Musa ’nın insanlara nur ve yol gösterici alınalı

getirdiği Kitab’ı kim indirdi? — Ki, siz onu parça parça kâgıtlaı halinde getirip işinize geleni açıkladınız ve çoğunu gizledin//. Al'» larınızın da, sizin de bilmediğiniz şeyler size O’nunla üğıolilııılf tir. —

Daha sûreye giriş bölümünde bu âyetin M e d i ıı e ‘de ıırt/ll olduğunu ve doğrudan doğruya Yahudilere hitap ettiğini belirtildi) tik. Ayrıca T a b e r î ’nin benimsediği bir başka kıraati de z!k*

retmiştik. Ki o şöyle okuyordu : ( V j-»* ^ L'J « »'•/* )

Bu kıraate göre bu âyeti kerime müşriklere hitap etmekle İdi Ve onlara Yahudilerin yaptıkları şeyleri haber vermekte idi Yahudi ler Tevrat sayfalarını kendi ellerinde oyuncak olarak kullanıyor, hilelerine uygun düşen kısımlarını herkese gösteriyorlardı Allah'ın hükümleri ve farzları ile oynuyorlardı. Ama kendi hareketlerim* uygun düşmeyen kısımlarını ise gizliyorlardı. Nitekim araplaı da bunların bir kısmını bilmekte idiler. Ve Allah’ü Taâlâ burada Ya hudiler’in bu hareketlerini onlara haber vermektedir. Şu halde hu rada mevzu bahs edilen husus âyeti kerîme’nin seyri içerisinde Ya hudiler’in bir takım hareketlerini anlatır tarzdadır. Yoksa doğru dan doğruya Yahudiler’i muhatap almamaktadır. Bu takdirde Ayeti kerîme Medenî değil M e k k î olur. Biz de T a 1) eri’ nin bu görüşünü tercih etmiştik. De ki ya Muhammed : M ıı s a

nın insanlara-nur ve yol gösterici olarak getirdiği kitabı kim imin

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder