21 Nisan 2016 Perşembe

«Ülûhiyet gerçeği» O’nu yalanlayanların şiddetle karşılaştıkları zaman şiddeti def etmek için başkasına değil de - Allah’a yalvarmalarındaki fıtrî hallerinde tecelli (görünmesi, ortaya çıkması)ediyor..

O, bilir. Karada ve denizde olanı bilir. Onun ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı, kuruyu — ki apaçık kitabtadır — ancak O, bilir.

Evet; Allah’ın insanlar üzerindeki hâkimiyeti, bütün ahvalde kullarına karşı mutlak hükümranlığı tecelli ediyor. Gerek uyanık iken, gerekse uykuda iken, gerek ölüm halinde, gerekse canlılık durumunda, hem dünyada, hem de âhirette insanlar üzerinde yegâne Hâkim O’dur... «Geceleyin sizi ölü gibi uyutan, gündüzün yaptıklarınızı bilen, eceliniz gelinceye kadar gündüzleri sizi diriltircesine uyandıran O’dur. Sonra dönüşünüz yine ancak O’nadır. Sonra O, size yapmış olduklarınızı haber verecektir.»...

«O, kullarının üzerinde yegâne hâkimdir. Size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince, elçilerimiz bir eksiklik yapmaksızın onun ruhunu alırlar.

Sonra gerçek Mevlâları olan Allah’a döndürülürler. Doğrusu hüküm O’nundur. O, hesab görenlerin en süratlisidir.»...

Son olarak bu «Ülûhiyet gerçeği» O’nu yalanlayanların şiddetle karşılaştıkları zaman şiddeti def etmek için başkasına değil de - Allah’a yalvarmalarındaki fıtrî hallerinde tecelli (görünmesi, ortaya çıkması)ediyor..: Şiddet zamanı Allah’a yalvarmalarına rağmen Allah’a şirk koşuyorlar. O şiddeti bertaraf etmek için yalvardıkları Allah’ın bizzat onlara türlü türlü azabları tattırmaya da kadir olacağını unutuyorlar. Onlara azabetmekten Allah’a kim mani olabilir?

«De ki kara ve denizin karanlıklarından sizleri kim kurtarır? "Bundan bizi kurtarırsan muhakkak şükredenlerden olacağız” diye O'na gizli yalvarıp yakarırsınız.

De ki Allah sizi ondan ve her sıkıntıdan kurtarır, sonra da O’na şirk koşarsınız.

De ki: “O, size üstünüzden, yahut ayaklarınızın altından bir azab göndermeye veya sizi birbirinize katıp, kiminizden kiminin hıncını tattırmaya kadirdir. Bak âyetleri onlar iyice anlasınlar diye, nasıl türlü türlü açıklıyoruz”»...

56— De ki: «“Ben sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten menolundum.” De ki: “sizin heveslerinize uymayacağım, yoksa sapıtmış, doğru yola gidenlerden olmamış olurum.”

57 — De ki: “Ben Kabbimden bir hüccete dayanmaktayım. Halbuki siz O’nu yalanladınız, acele istediğiniz azap ta elimde değildir. Hüküm ancak Allah’ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği anlatır.”

58 — De ki: “Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle aranızdaki iş bitmiş olurdu.” Allah zulmedenleri en iyi bilendir.»

Bu gelen âyet dalgaları gittikçe daha da büyüyüp, çığlayıynr İlhamlar bahş eden duygular ihtiva ediyor. Ve muhtelif yönleri İle birlikte beşer gönlüne Ülûhiyetin mahiyeti hususunda çok derili I«’ sirler ika ediyor. Âyeti kerîmenin tesir gücünü artıran ifade, durmadan tekrarlanan: «De ki... De ki... De ki...» hitabıdır.

Bu hitab Resulullah’a tevcih ediliyor. Rabbı tarafından krnıll sine gönderilen vahyi eksiksiz tebliğ etmesi belirtiliyor. Bundan başka elinden bir şey gelmiyeceğini, bu hakikatin dışında hiç l>lr şeye tabi olmayacağını bildirmesi emrediliyor:

«De ki: “Ben sizin Allah’tan başka taptıklarınıza kulluk etmekten menolundum.” De ki: “Sizin heveslerinize uymayacağını, yok-sa sapıtmış, doğru yola gidenlerden olmamış olurum.”»...

Allah’ü Zülcelal yüce Resulüne müşriklerin tapınmakla olduk lan ve Allah’tan başka ona eş koştukları şeylere kulluk fininki mı men olunduğunu onlara açıkça bildirmesini emrediyor. Ayrıca o yüce peygamber onların arzu ve heveslerine uymaktan da ım n olu nuyor. Çünkü onlar Allah’tan başka ona eş koşarak taptıkları şeylere taparken bir bilgiye veya hakikata dayanarak tapınmıyorlar Sadece heva ve heveslerinden dolayı onları Rab olarak çağırıyorlar, Şayet o yüce peygamber de kendilerinin bu arzu ve heveslerine uyacak olursa o da sapıtmış ve hidayetten uzaklaşmış olur. Onların arzu ve heveslerinin kendilerini sevkettiği şeyler onları dalâletten başka bir yere götürmez.

Aslında müşrikler Resulullah’ı kendi dinlerini kubul etmeye çağırıyorlardı. Bu takdirde kendilerinin de peygamberin dinini kabul edeceklerini söylüyorlardı. Kendi ilâhlarına secde ettiği takdirde kendilerinin de O’nun ilâhına secde edeceklerini ileri sürüyorlardı. Sanki ileri sürdükleri bu iddialar kabulü mümkün iddialarımış gibi!.. Sanki putperestlik ile Islâm’ın bir kalbte birleşmesi mümkün imiş gibi! Sanki Allah’a kulluk ile, Allah’tan başkalarına kulluğun

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder