10 Nisan 2016 Pazar

Ne var ki şu günlerde bile hala bir takım kimseler bir insanın hem Allah’a teslim olmuş müslüman olarak kalması, hem de hayat hâdiseleri ile ilgili hususlarda Allah’dan başkasının emirlerine uyması, Allah’dan başkasına boyun eğmesi, Allah’dan başkasından yardım dilemesi ve Allah’dan başkasını dost edinmesi imkân dahilindeymiş gibi düşünmekte ve bu saplantıda İsrar edip durmaktadırlar.

İşte Allah’ın yüce Resulü. Rabbı zül Celâli tarafından bu gibi hususlarla emrolunuyor. Sonra o yüce Resül Allah’dan başka şeyleri dost edinen, Allah’ın ülûhiyet hassalarından bir kısmını başkalarına tahsis eden müşrikleri bu İlâhî emirlerle yüz yüze getiriyor. Onlar peygamberin kendi inançlarını kabullenmesi halinde onun getirdiği dine girecekleri ni ve onu kabulleneceklerini ileri sürüyorlar. Sanki bu dedikleri şey yapılması mümkün bir şeymiş gibi? Ve sanki bir gönülde, onların düşündükleri tarzda şirk ile İslâm’ın birleşmesi imkân dahilindeymiş gibi? Ne var ki şu günlerde bile hala bir takım kimseler bir insanın hem Allah’a teslim olmuş müslüman olarak kalması, hem de hayat hâdiseleri ile ilgili hususlarda Allah’dan başkasının emirlerine uyması, Allah’dan başkasına boyun eğmesi, Allah’dan başkasından yardım dilemesi ve Allah’dan başkasını dost edinmesi imkân dahilindeymiş gibi düşünmekte ve bu saplantıda İsrar edip durmaktadırlar.

İşte Allah'ın o yüce Resulü müşrikleri açıkça bu İlâhî emirlerle yüzleştiriyor. Allah’ın dini ile onların dinleri arasındaki yolların ayrılış noktasını açıklıyor. Tevhid akidesi ile şirk bataklığını, İslâm İle cahiliyyeti birbirinden tefrik ediyor. Ve onlara kesin şekilde belirtiyor ki İslâm ile o dinlerin arasında birleşme noktası mevcut değildir. 




Meğer ki onlar kendi dinlerini bırakıp Allah’ın dinine girmiş olular. Ve bu konuda Resulullahla onlar arasında bir anlaşma söz konusu değildir. Zira Allah’ın Resulü henüz yolun başlangıcında onlardan ayrılmaktadır. İşte âyeti kerîme işe açıkça şahidlerin dinlenmesi sahnesiyle başlıyor. Bu sahne gözler önünde serili ve açıktır:

«Şahid olarak hangi şey daha büyüktür?»...

Şu mevcudatta şehadet bakımından hangi şahidin şehadeti daha büyüktür? Hangi şahidin şehadeti bütün şehadetlerin üstündedir? Bu dâvada hangi şahidin şehadeti kesin bir hüküm ifade eder. Ve ondan sonra başka bir şahidin şehadetine lüzum kalmaz?

Mevzuu mutlak şekilde tamim etmek ve mevcudatta şehadet makamında ağırlığı bulunan hiçbir şeyin kalmamasını sağlamak için Hak Tuâlâ suuli bu tarzda irad ediyor: «Şahid olarak hangi şey «lalıa büyüktür?»

Sûre : 6 Eta’am Sûresi

FÎZHAlJL KUR’AN

12

Bu suali tevcih etmekle nasıl Resulullah emrolunuyorsa ııyn tarzda cevaplandırmakla da emrolunuyor. Zira bu suale muhataı olanlar içerisinde ondan başka cevap verecek kimse yoktur. Ve bu nu bizzat muhatap olanlar da kabulleniyorlar. Esas itibariyle on dan başkası cevap veremezdi de:

«Allah’tır de»...

Evet en büyük şehadet Allah’ın şehadetidir. Çünkü millini gerçeği anlatan O’dur. Ve O hüküm verenlerin en hayırlım«!ıı O’nun şehadetinden sonra bir başkasının şehadetine lüzum yoklııı Ve O’nun sözünden sonra başka söz gerekmez. O herhangi bir ko nuda bir söz söylemişse artık o konuda söylenecek sözler bllınlıjMı Ve mesele kesin şeklini almıştır. Bu hakikat açıkça belirtilince v» ni Allah’ü Taâlâ’nın şehadetinin, şehadetlerin en büyüğü olduğu HAı edilince müteakiben peygamberle onlar arasında bu dâvada ıjalılı olanın Hak Taâlâ olduğu da açıklanıyor.:

«Allah, benimle sizin aranızda şahiddir»...

Bu ifade âyeti kerîmenin metnindeki ( ul 4 •" ) cümlesinin başına bir «hüve» zamiri takdir etmekle nıUınküıulÜi İbare içerisinde yer alan bu bölüme ve ayırış manzaranın hava» m.

daha uygundur. Doğrusu « » şeklimle ı,ıi<

dir edilerek ikisinin arasını birleştirmekten daha evlâdır

Ana prensip yerleştirilince, yani bu dâvada yegâne hüküm •> hibinin Allah’ü Taâlâ olduğu belirtilince onlara açıkça llak TaAlA' mn şehadetinin bu Kur’an-ı Mübîn’de yer ettiğini ve bu Kur’aiı Mübîn’de yer ettiğini ve bu Kur’an-ı Kerîm’i Hak TaAlA’mn Ilınan lan korkutmak için peygamberine inzal buyurduğunu belirten hükümler geliyor. Hazreti Resulün devrinde yaşamış olanları peyinin berin bu Kur’an ile korkuttuğunu kendisinden sonra gelenlerle baş kalan tarafından tebliğ edilenler için de yine bu Kur’an-ı Kerlm'lıı şahid olduğu beyan ediliyor. Zira bu Kur’an dünya ve ûhlret mene lelerinin üzerine kaim olduğu bütün mevcudatla birlikte insan vaı lığının da üzerine oturduğu bu ana dâvada Allah’ın şehadet ini ılı tiva etmektedir:

«Ku Kur’iiıı-bann sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vıılıy

olundu»...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder