nizamlar da yoluna girecektir. O toplulukta bulunan fertler o nizamların bozulmasına, inhiraf ve fesadına müsâade etmiyecekler-dir. Çünkü müsâade ettikleri takdirde yalnız dünyalarının ıslâhından ve hayırlarından mahrum olmakla kalmayıp, âhirette de mükâfattan mahrum kalacaklarını, binaenaleyh hem dünya, hem âhi-retlerini kaybedeceklerini bilmiş olacaklardır.
Âhiret hayatı inancına iftira edenler : Bu inancın, insanları
dünya hayatında pasifleştirdiğini, onu güzelleştirip islâh etme gayretinden vaz geçirdiğini, âhiret mükâfatı uğruna, dünya ihmal edilerek, dünyanın azgınlara ve müfsidlere bırakıldığını söylemektedirler. Âhiret akidesine bu iftirayı yapanlar, kilisenin tahrif edilmiş felsefesindeki âhiret inancı ile Allah’ın hak dinindeki âhiret akidesini birbirine karıştırmakta ve o iftiralarına bir de câhillikle-rini ilâve etmektedirler... —İslâm düşüncesinde— Dünya, Âhire-tin bir çiftliğidir. Dünya hayatmı islâh etmek, ondan bütün kötülük ve ifsâdı kaldırmak, Allah’ın hâkimiyetine yapılan saldırıları püskürtmek, azgınları defetmek ve bütün insanlar için hayır ve adâleti tahakkuk ettirmek... Evet, bu hususlarda sarf edilen emek ve uğraşmaların hepsi de; âhiretin sermayelerini teşkil etmektedir. Mücâhidlerin bâtıla karşı çektikleri ezâ ve cefâyı ve kaybettikleri varlıklarını karşılamak üzere kendilerine Cennet’in kapılarını açacak olan da işte bu sermâyelerdir.
Böyle düşüncelere ve akideye sâhip olarak âhireti dileyen ve Allah’ın orada lütfedeceği mükâfata gönül veren kimselerin; Dünya hayatının felce uğrayıp bozulmasına, yeryüzünde zulüm ve tuğyanın yayılmasına göz yummaları veya onu ıslah etmekten kaçınmaları beklenebilir mi?!
İnsanlar bazen pasif olarak yaşıyorlar; —müslümanlık iddia etmekle beraber— Dünya hayatlarını câhilliğin, geri zihniyetin, zulüm, tuğyân kötülük ve şerrin akıntısına kaptırmışlar ve bu kötülükleri bilfiil yapıyorlarsa; bu, din’in hakikatına inandıkları ve âhirette Allah’la karşılaşacaklarına gönül bağladıkları için değil; ancak İslâmiyet hakkındaki düşüncelerinin bozuk ve sapık olduğundan, âhirete olan inançlarının sarsılmış ve zayıflamış bulunduğundan yapmaktadırlar. Hiç şüphe edilmemelidir ki, bu din’in hakikatına kalpten inanmış,, âhirette de Allah’ın huzuruna çıkacağına yakînen iman etmiş bir kimse; şerri, fesad ve tuğyanı hoş karşılıyarak, bu dünyâda münzevî veya pasif bir hayat yaşıyamaz.
Müslüman olan kişi dünya hayâtıyla uğraştığı zaman, ondan daha büyük ve âlâsı da olduğunu yakînen bilir... Dünyanın güzel kendine dünyâda ve âhirette helâl olduğuna inancı tamdır. Dünya nimetlerinden istifade ederken veya fedakârlık yaparken, onların hayatla ilgili kuvvet ve kaynaklarını emrine âmâde kılmak üzere çalıştığı zaman bunun Allah tarafından, dünyada kendisine verilen, değerlendirilmesi vacip bir emânet olduğunu bilerek çalışmaktadır. O şahıs Dünya’nın; Âhiretin bir çiftliği olduğunu, dünya’ya uğramadan Âhiret’e gidilemediğini, dünyanın çok basit ve küçük olduğunu, fakat oradan, Allah'ın lütfü ile O’nun büyük nimetine geçildiğini İslâm dini vasıtasıyla öğrenmiş bulunmaktadır.
İslâm nizamındaki en cüz’î şey dahi âhiret hayâtının gerçeklerine bakan birer penceredir.
Düşüncedeki genişlik, güzellik ve yücelik, ahlâktaki incelik, ınüsâmaha ve nezâhet; Hak üzerinde titizlik, onu koruma ve luıv vet, insanoğlunun faâliyetindeki azimet, itimad ve samîmiyi'! Evet, bunlar ve İslâm nizamının gerektirdiği her şey âhiret hayâtının gerçekleriyle yakından alâkalıdır.
İşte bunun içindir ki; âhiret inancı olmaksızın İslâm hayalı sürdürülemez. Ve bunun içindir ki; Kur’an-ı Kerîm te’kid ve im rıırla âhiret hakikatim isbat yoluna gitmiştir.
Araplar câhiliyyet devirlerinde —ve câhiliyyetleri sebebiyle- - dünya hayatının ötesinden başka bir hayatın, bu âlemden gayrı bir başka âlemin bulunduğu inancından uzak idiler. İnsan meziyetlerinin şu, gözle görülen kâinat ötesindeki sonsuzluklara uzandığını ve hudutsuz ufukları içine aldığını da bilmiyorlardı, Hayvani düşünce ve hislere müsavî olan bu düşünce ve hisleriyle; günümüz aydınlarının ısrarla isimlendirdikleri: Şu «okumuş sözüm ona aydınlar» yeni câhiliyyet devrinin, onlar eksiksiz bir örneği idiler :
«Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir. “Biz dirilecek de* değiliz" dediler»...
Mu türlü bir inancın gölgesinde, güzel ve yüce bir insan hayalı kurulmasının mümkün olamıyacnğını Allah’ü Tafllâ pek âlâ
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder