22 Nisan 2016 Cuma

«Kavmi ona hüccet getirmeye çalıştı. O da dedi ki: “Allah beni doğru yola hidayet etmişken halâ siz benimle O’nun hakkında çekişiyor musunuz?”»

«Kavmi ona hüccet getirmeye çalıştı. O da dedi ki: “Allah beni doğru yola hidayet etmişken halâ siz benimle O’nun hakkında çekişiyor musunuz?”»

Hz. Y a k u b da bu duygusunu çocuklarına söylediği şu sözler ile ifade eder :

«Ben kederimi ve hüznümü yalnız Allah’a şikâyet ediyorum. Ben Allah tarafından sizin bilmeyeceğiniz şeyleri de biliyorum dedi...»

Bütün bunlar; Ülûhiyyetin Allah dostlarının gönlünde tecelli ediş şeklidir. Gönüllerde tecelli zemini bulan bu ülûhiyyet duygusu onların benliğinde hazır vaziyette idi. Ve vicdanlarının derinliğinde hissettikleri bu gerçeklerden kalblerine akan yakin ve huzuru da fiilen hissediyorlardı. İşte Hak Taâlâ’nın yüce peygamberine, kâfirlere karşı açıkça ilân etmesini emrettiği gerçekler de bundan başkası değildi. Nitekim peygamberi yalanlayan putperestler ondan Rabbi Zülcelâl’i tarafından getirdiği gerçekleri ispat edici harikalar istemişlerdi. İşte bu gerçekler, peygamberlerin kendi kalblerinin derinliklerinde tam ve mükemmel olarak hissettikleri gerçeklerin ta kendisi idi:

«De ki: “Ben Rabbimden bir hüccete dayanmaktayım. Halbuki siz O’nu yalanladınız,”»...

İşte böyle. Onlar kendilerine peygamberin bir harika indirmesini veya bir azab getirmesini taleb ediyorlar ve ancak ondan sonra onun Hak nezdinden gelmiş bir peygamber olduğuna inanacaklarını belirtiyorlardı. Halbuki peygambere yüce Rabbi onların bu isteklerine karşılık olmak üzere risalet ve Rasullük müessese-Nİnln hakikatim beyan etmesini emretmekteydi. Peygamberlik mü-t'Hsesesi ile Ülûhiyyetin arasını tam olarak ayırd etmesini bildirmekteydi. Onlara açıktan açığa acele olarak istemekte oldukları harika ve azabın kendi elinde olmayıp, buna yalnız Hak Taâlâ’-mıı gücünün yeteceğini, kendisinin ise İlâh olmayıp peygamber olduğunu söylemesini emrediyordu :

«Acele istediğiniz azab da elimde değildir. Hüküm, ancak Allıılı'ındır. O, hükmedenlerin en iyisi olarak gerçeği unlutır.»...

İstedikleri harika geldikten sonra da onun peygamberliğini yalanlayanların azuba çarptırılması İlâhi hükmün icabıdır. Hüküm
ve ferman ise sadece ve sadece Allah’ü Taâlâ’ya aittir. Hakikati açıklayan ve bu konuda hükmünü veren yalnız Allah’ü ZülcelAl-dir. Hakikata çağıranlarla hakikatları ters yüz edenlerin arasııı<la gerçek hükmü verecek de yine Hak Taâlâ’dır. Bu veya o mevzuda kullardan herhangi birisinin hüküm verme salâhiyyeti yoktııı Hu salâhiyyet sadece Allah’a mahsustur.

İşte bununla peygamber, kendi kendisini bir salâhiyyel ve kudret sahibi olmaktan tecrid ediyor. Allah’ın kullarına verdiği ceza ve musibetlerde kendisinin dahli bulunmadığını böylece ifade ediyor... Gerek ceza vermek, gerekse mucizeler meydana getirmek sadece Ülûhiyyet sahibinindir. Ondan başka kimsenin bunları mey. dana getirmeye gücü yetmez. Peygamber sadece bir kuldur ve Al lah ona vahyini indirmektedir. Onun vazifesi bu vahyin ışığı altında korkutmak ve tebliğ etmekten ibarettir. Yoksa hüküm vermek, kendisinde kaza yetkisi kabul etmek değil...

Daha sonra Hz. Peygamber onların gerek vicdanlarım gerekse akıllarını yoklayıp bu meselenin Allah’a ait bir hususiyyel olduğunu, tamamen İlâhî iradeye bırakıldığını belirten bir takım kov vetli delilleri serd etmekle emrolunuyor. Şayet harika ve ıııiıcl/u leri getirmek —ki, acele edip istedikleri azab da bunun İçimin dir— şayet Resulullah’ın elinde olsa idi, onların bu laarı lwuşı sında kendisini tutamaz ve istedikleri musibetleri getirirdi 1' • kat bütün kudret Hak Taâlâ’nm yedi kudretinde bulunduğu İşin O, kullarına acıdığından, peşinden korkunç azabın geleceği fevki« lâde bir harika göstermiyor onlara. Nitekim onlardan önce gelip geçenlerden bir kısmı harika taleb etmiş ve harikanın gelişinden sonra da tekzib etmeye devam ettikleri için helak olmuşlardı

«De ki: “Acele istediğiniz şey elimde olsaydı, benimle uranız daki iş bitmiş olurdu.” Allah zulmedenleri en iyi bilendir.»

Sabır, hilim ve dayanma bakımından insan takatinin da ıılhıı yet bir hududu vardır. İnsanların isyankârlığına, şımarıklık ve inadına karşı ancak Allah’ın sabrı taşmaz, hilmi bitmez, tabam mülü tükenmez.

Ne kadar doğru söylüyor Hak Taâlâ hazretleri... İnsan bazen içine sıkıntı veren, canını boğazına getiren bir takım kimseler ile karşılaşır... Sonru Allah’ın bitip tükenmeyen hiltnini göz önüm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder