Bir kere onlar kendilerini kaybetmişlerdir. Artık onlar için İnanan bir benlik bahis mevzuu değildir. Gerçekten de bu ifade pratik bir hali son derece ince bir tarzda anlatmaktadır. Esas itibariyle bunca derinliğine, derinden seslenişine iman alıcı ve vericilerini harekete geçirmiş olmasına rağmen bu dine inanmamış olanlar şüphesiz ki her şeyden evvel kendi fıtratlarını yitirmiş olmalıdırlar. Şüphesiz ki onların benliklerinde mevcut fıtrî alıcı verici cihazları bozulmuş ve muattal kalmış olmalıdır. Ya da örtülmüş ve perdelenmiş olmalıdır. Şu halde onlar bu durumlarıyla bizzat kendi kendilerini kaybetmişler ve bünyelerinde mevcut olan canlı fıtrî alıcı verici cihazlarını kaybederek kendi kendilerini hüsrana mahkûm etmişlerdir. Ve bunun için de inanmaz onlar. Çünkü artık onlar kendi kendilerine malik değildirler ki inanabilsinler. İşte imanla ilgili bunca deliller yığınına rağmen ve çevrelerini saran iman ilhamlarına binaen inanmayanların imansızlıklarını en derin şekli ile bu ifade açıklığa kavuşturmaktadır. Ve netice itibariyle onların kıyamet günündeki durumlarını da bu âyeti kerîme belirtmektedir. Onların âkıbetleri daha önce kendi ruhlarında hüsrana mahkûm olmalarının neticesi olarak düçar oldukları büyük kayıp...
Bundan sonra âyeti kerîme zaman içerisindeki mahlûkatı sayıp dökmeye başlıyor. Nitekim bir önceki âyeti kerîmede de mekân içerisindeki yaratıkları sayıp dökmüştü. Böylece Allah’ın ilmi ve mülkiyeti ile yegâne ilim ve mülk sahibi olduğunu ve bunların bütün kâinatı ihata ettiğini belirtmiş oluyor :
«Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur. O, lıakkıyle işitendir, gerçek bilendir.
Âyeti kerîmede geçen ( ) kavli şerifinin gerçeğe en
yakın olan tevili Zemahşerî ’nin Keşşaf ’ında beyan ettiği gibi gece ile gündüzün birer barınak olmasıdır. Böylece âyeti kerîme gece ile gündüzün içinde barınan herşey şeklinde ifade edilir. Buna göre bütün mahlukat mevzuun hududu içerisine girer ve sadece Allah’ın mülkiyetine bağlı olduğu belirtilmiş olur. Nitekim daha önce bütün mahlûkatın mülkiyetinin Allah’a ait olduğu belirtilmişti. Ancak birinci âyeti kerîmede mahlûkat mekân yönünden sayılmıştı: «De ki göklerde ve yerde olanlur kimindir?
Allahındır de»... Bu âyeti kerîmede ise mahlûkatın envai zaman yönünden serdedilmcktedir : «Gecenin ve gündüzün içinde barı-
nan herşey O’nundur»... Kur’an-ı Kerîm’in ifade tarzında bu tıııv ifadeler pek meşhurdur. İşte bizim muhtelif tevil yönlerinden j-'.u venerek seçtiğimiz tevil şekli budur.
Âyeti kerîmeyi müteakiben gelen bilgi ve işitme sıfatları Halı km bütün mahlûkatı ihata ettiğini ve bu âyetlere muhatap ninni ,, bulunan müşriklerin söyledikleri bütün sözleri duymuş olma'.mı belirtmektedir. Esasen müşrikler mülk sahibi yaratanın bir tek Al lah olduğunu kabul ediyorlardı. Bununla birlikte bu sûrenin »un taraflarında da geleceği gibi hayvanlardan, çocuklardan ve mey« velerden bir kısmının bu kendi uydurmaları tanrıları için .iviliyorlardı. Burada ise âyeti kerîme bütün eşyanın mülkiyelinin Al lah’a ait olduğunu belirterek onları muaheze ediyor. Böylece Al lah’ın izni olmaksızın bazı kimselerin Allah’a ortak koşarak yap tıkları hareketlerle yüzyüze getiriyor onları. Ayrıca bu bolümün son kısmında gelecek olan bütün eşyanın mülkiyetinin tek bağın»» Allah’a ait olması ve yalnız mülk sahibinin Hak Taâlû olımc.ı imi nasebetiyle sadcee O’nun velâyetine sığınmanın lüzumu konumımin bu mülkiyet mevzuu bir giriş mahiyetini ifade ediyor. Şüplıonll kİ her yerde ve her zaman yegâne mülk sahibi O’dur. O’nun bilgini
ve duygusu her şeyi ihata etmiştir. Hangi konuda olursa ol- aüy
lenenlerin hepsini çepeçevre kaplamıştır.
Allah’ın yegâne yaratıcı olduğu ve yalnız başına bu mülkim sahibi bulunduğu iyice belirtildikten sonra şimdi de Allah Man bekasından yardım dilemek, Allah’dan başkasına kulluk çimeli ve Allah’dan başkasını dost edinmek konusundaki şiddetli bir ıe<1.11 ye geliyor. Ve bu gibi hususların Allah’a teslim olmak gerçeği ne zıd olduğunu ve İslâm’la birleşmesi mümkün olmayan bir şlı lı m -i olduğunu beyan ediyor. Bu arada Allah’ü Taâlâ’nın bazı sıliıt laı ı ila zikrediliyor. O’nun göklerin ve yerin yaratıcısı olduğu, doyuran ve rızık verenin O olduğu fayda ve zararın ondan geldiği ve kahredici kudrete sahib bulunduğu belirtiliyor. Bunun yanı sıra korkunç ve dehşetengiz azap ifadeleri de yer alıyor. Ve bütün sahne korku ve \ celal sıfatının saldığı ışıklarla aydınlamveriyor. Hem de çok demi ve köklü tesirlerle...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder