İşte tarihî materyalizm; tarihte gelmiş geçmiş olan milletlerin başından geçen hâdiseleri açıklarken kati şekilde gözden uzak tuttuğu husus bu noktadır. Tarihî materyalizm hâdiseleri açıklamaya çalışırken başlangıçda ahlâkî unsurun beşer hayatmdaki önemini gözden uzak tutmayı gaye edinmektedir. Tabiatı itibariyle ahjâkî unsuru gözden uzak bulundururken ahlâkın üzerine kâim olduğu . Itlkadi kâideyi de kesin şekilde gözden uzaklaştırmaktadır. Ne var kİ tarihî materyalizmin bu açıklayış tarzı fiilen beşer hayatındaki hâdiseleri değerlendirme hususunda çok gülünç demagojilere baş vurmaya zorlamaktadır onları. Çünkü beşer hayatmda ve tekâmül tarihinde bir takım hâdiseler vardır ki onları itikadi esaslardan hareket ederek açıklamaktan başka çıkar yol yoktur. İslâm’ın tarih görüşü — İslâm’ın ciddiyeti, realizmi ve âlem şumüllüğü ile mütenasip tarzda — tarihî materyalizmin ana unsur olarak göz önünde bulundurduğu maddî unsurların tesirini asla inkâr etmez, ona beşerin engin hayat platformundaki uygun yerini verir. Maddenin yanı sıra İnatçı kimselerden başkasının inkâra yeltenmediği varlıklar âlemindeki birçok realiteleri de başka bir faal unsur olarak ortaya koyar. Meselâ herşeyin ötesinde Allah’ın takdirini, vicdanlarda, insanların iç âleminde duygu ve inançlardaki değişiklikleri göz önünde bulundurur. İnsanların pratik hareketlerini nazarı itibara alır, ahlâkî unsurları değerlendirir. Ve insan hayatında cari olan İlâhî kanunlardaki âmillerden hiç birisini gözden uzak bulundurmaz.2
Daha sonra âyeti kerîme seyrine devam ederek o döneklik haletinin ana sebebi olan inatçılık tabiatını tasvir ediyor. Ve gözler önüne insanın ruh
1 Daha geni? bilgi için «talim ve Medeniyeti Problemleri» adlı eıerlıııi/da «çöküntü ve ı»tırap>, Mulıamnıed Kutub'ıın «Beşer Hayatında Tek&mUl ve
2 Daha geniş bilgi için «talim DttşUnrcalnln lluauaiyetlerl» ııdlı taeı lııılae bakınır İlil eaer Çığır yayınları tarafından neşıe hazırlanmıştır.
Sûre : 6 En’am Sûresi
FtZILAL-İL KUR AN
87
neslin arasında bizzat müşahede edebilir. Büyüklenen bir ruh tipi. Öyle ki hakikatlar gözlere girecek tarzda belirgin olmasına rağmen o gururlu insan bunları farkedemez. İnkârı mümkün olmayacak kadar açık gerçekleri inkâra yeltenir. Halbuki bu inkâr karşıdaki kı şiyi acil düşürecek kadar açık bir hakikata karşıdır. En azından m san haya ederek o gerçekleri inkâra yeltenemez. Kur’an-ı Mübîn bU insan tipini şu azıcık kelimeler arasında müşahhas bir varlık halin de canlandırıyor. Kur’an’ın kendisine has mucizevî tabir ve la:ıvlr metoduna tıpatıp uygun tarzda:1
İNATÇI TİPİ
7 — «Sana kitabı kâğıttan yazılı olarak indirmiş olsak ve elleriyle ona dokunsalar dahi inkâr edenler yine de, “bu apaçık bir büyüdür” derlerdi»...
Gerçekten onları Allah'ın âyetlerini kabule yanaşmaktan alıkoyan âmil bu âyetlerin doğru olduğunu ifade eden delillerin azlığı, zayıflığı veya kapalılığı değildir. Hatta bu konuda ihtilaflara düşmüş olmaları da değil. Haddi zatında onları bu tutuma sevkeden asıl sebep iğrenç ve çirkin bir büyüklüğe ve kötü bir inatçılığa kapılmış olmalarıdır. Evvel emirde onlar bu âyetleri reddedip inkâr etmekle direnmektedirler. Ve asla onun dayandığı ana delilleri nazarı itibara almamaktadırlar. Şayet Allah’ü Taâlâ bu Kur’an-ı Mübinini yüce peygamberine onların gözleri ile görmedikleri vahiy yoluyla diğilde temas ederek dokundukları ve gördükleri kâğıtlar halinde indirmiş olsaydı sonra da onlar bu kâğıtları elleriyle dokunarak okusalardı —başkasından duyarak veya sadece gözleriyle görerek değil yine de bu görmüş oldukları gerçeği kabul etmezler, elleriyle dokundukları hakikatları teslim etmezlerdi. Bu sefer de dönüp bastıra bastıra kesin bir ifade ile:
«Yine de —bu apaçık bir büyüdür— derlerdi»...
Aslında bu portre çirkin, kötü ve nefret hissi veren, seyreden kişiler üzerinde fena tesirler bırakan bir portredir. Bu portre karşınında ruhlarda kesin bir nefret hissi yayılmaktadır. Ve bu cibilliyete sahip kimselerle hiçbir konuda münakaşaya, deliller serdetnıeye,hüccetler getirmeye mahal bulunmadığının ifadesidir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder