8 Nisan 2016 Cuma

«De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de. O, Rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır, and olsun kİ, sizi varlığı şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Hüsruna düşenler, işte onlar inanmazlar.

Hak Taâlâ’nın beslenmeyip beslediğini belirterek devam ediyor. Müteakiben korkunç azap sahneleri sunuluyor ki, bunları bertaraf etmek bile Allah’ın rahmetinin ve yüce feyzinin ifadesi sayılır. Daha sonra Rabbı Zül Celâl’in hayra ve zarara kudreti olduğunu, hâkimiyetin kendisinde bulunduğunu, hikmetinin genişliğini belirten âyeti kerîme yer alıyor. Ve nihayet «söyle»... «söyle»... «söyle»... tarzındaki korkunç ve ulvî emirle ortaya çıkan o dehşetengiz ve insanı kökten sarsıveren müessirleri havi ifadeler yer alıyor. Bunca derin tesirleri ile birlikte bu hususlar bitince gayet tatlı ve ulvî tesirlere sahip son âyeti kerîme varid oluyor. Tevhide şa-hld olarak, şirki inkâr ettirerek ve tevhidle şirk arasındaki kesin ayrılığı belirterek gelen tesirli ifadeler. Yine burada da her bölümün başında ulvî bir fasıla yer alıyor : «De ki: Göklerde ve yerde olunlar kimindir?»... «De ki: Allah’ındır»... «... De ki: Ben şe-lıudet etmem»... «De ki: Ancak o tek bir Allah’tır»... Bu ifadelerin hepsi umumiyetle âyetin havasına korkunç bir dehşet veriyor. Ve meseleye dehşetengiz bir ciddiyet damgası basıyor...

*

GÖKLER VE YER

12 — «De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de. O, Rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır, and olsun kİ, sizi varlığı şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Hüsruna düşenler, işte onlar inanmazlar.

13 — Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyle işitendir, gerçek bilendir.»

Bu âyeti kerîme bir hüküm beyanı ve takriri, sonra da kesin şekilde ayırt edilmesi ile ilgili bir tutumla başlıyor. Önce Resulullah böyle bir tutuma tevcih ediliyor. Allah’ı bir olarak tanımlayıp da sonra O’na hiç bir şeyi yaratamayan âciz varlıkları denk tutan ve bunları hayatî meselelerinde Allah’a eş olarak kabul eden müşrikleri böyle bir sualle karşılamayı ve onlara yarattıktan sonra mülkiyetin kime ait olduğunu bir sual halinde tevcih etmeyi belirtilerek başlıyor. Sadece «göklerde ve yerde bulunan hcrşcy kimindir?» ifadesi tamamen mekân içindeki mülkiyetin hududunu tesbit eden bir sualdir. Bununla beraber onların daha önce tartışma mevzuu yapmadıkları hakikat de takrir edilmektedir. Nitekim başka âyeti kerîmelerde Hak Taâla onların bu konudaki kanaatlarını bize anlatmıştır:

«De ki : “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır”
de.»...

Esas itibariyle araplar cahiliyet devirlerinde bunca sapık dil şüncelerine ve basit hayat tarzlarına rağmen göklerde ve yerde bulunan her şeyin Allah’a ait olduğunu biliyor ve kabul ediyorlardı. İşte bu yönüyle cahiliyet devri arapları modern çağda bu gerçeği bilmeyen ve bu gerçeği görmemek için bütün fıtrî duygularını atalete mahkûm edip, ruhuna her türlü hakikat kapılarını kapatan İlmî cahiliyetten daha ileriydi. Ne var ki, onlar da bu mantıkî hakikatın tabiî neticesinin icabı olan Allah’ın mülkünde tek başına hâkimiyetin Allah’a ait olacağını, Allah’ın izni ve hükmü olmadan bu konuda kimsenin tasarruf yetkisinin bulunmayacağını kabul etmiyorlardı. İşte bunun için de onlar müşrik olarak değerlendiriliyor ve yaşadıkları hayat tarzına da cahiliyet hayatı adı veriliyor. Ya her türlü hâkimiyet hakkını Allah’ın elinden alıp kendi ellerine geçirmek istiyenlerin durumu ne olacaktır? Bunlara hangi ad verilecek, hayatları nasıl değerlendirilecektir? Esas itibariyle bunlara müşriklikten de ayrı bir sıfat bulmak geıekir işte bunu da Allah’ü Taâlâ Kitab-ı Mübîn’inde beyan etmiş ve ne kadar müslüman olduklarını iddia ederlerse etsinler, nüfus cüzdanlarında hangi dine bağlı oldukları yazılırsa yazılsın, onların sıfatı küfürdür, zulümdür ve fasıklıklır.!

Şimdi tekrar âyete dönelim. Âyeti kerîmede göklerde ve yer de yegâne mülkiyet sahibinin Allah’ü Taâlâ olduğu belirtildikten sonra hemen şu hüküm olarak geliyor :

«O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır»...

(Burada kişiler bu sıfatları kendilerine yüklüyorlar."Acaba Allah'tan bir parca teorisinimi savunuyorlar."

https://www.youtube.com/watch?v=oFdrMcmIRnY&index=5&list=PLr342JFErS74PD1gdrTSqmdDze38nBN9_
(Buradada şeytanın vaadini doğruluyorlar.)

https://www.facebook.com/huseyin.sasmaz.75/videos/vb.100000324607185/1002015113152633/?type=3&theater

Şüphesiz ki bu mülkün sahibi O’dur. Teşbih ve tenzih ederiz O’nu. Bu konuda hiç kimse münazaraya girişemez. Fakat Hak Taâlâ kendi fazlı ve ihsanı olarak rahmet etmeyi de üzerine almıştır. Ve bunu doğrudan doğruya iradesi ve meşiyetine binaen benimsemiş ve bu konuda onu zorluyan hiçbir sebep bulunmadığı gibi, hiç kimsenin de niçin böyle yaptın demeye yetkisi yoktur.
*********************************
DÜNYA GENELİNDEKİ DİN ALGISI... "NEW AGE FELSEFESİ"2016.

https://www.facebook.com/notes/huseyin-sasmaz/d%C3%BCnya-genelindeki-din-algisi-new-age-felsefesi2016/10153544731447945

2 yorum:

  1. «O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır»...

    (Burada kişiler bu sıfatları kendilerine yüklüyorlar."Acaba Allah'tan bir parca teorisinimi savunuyorlar."

    https://www.youtube.com/watch?v=oFdrMcmIRnY&index=5&list=PLr342JFErS74PD1gdrTSqmdDze38nBN9_

    GÖKLER VE YER

    12 — «De ki: “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır” de. O, Rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır, and olsun kİ, sizi varlığı şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplayacaktır. Hüsruna düşenler, işte onlar inanmazlar.

    13 — Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’nundur. O, hakkıyle işitendir, gerçek bilendir.»

    Bu âyeti kerîme bir hüküm beyanı ve takriri, sonra da kesin şekilde ayırt edilmesi ile ilgili bir tutumla başlıyor. Önce Resulullah böyle bir tutuma tevcih ediliyor. Allah’ı bir olarak tanımlayıp da sonra O’na hiç bir şeyi yaratamayan âciz varlıkları denk tutan ve bunları hayatî meselelerinde Allah’a eş olarak kabul eden müşrikleri böyle bir sualle karşılamayı ve onlara yarattıktan sonra mülkiyetin kime ait olduğunu bir sual halinde tevcih etmeyi belirtilerek başlıyor. Sadece «göklerde ve yerde bulunan hcrşcy kimindir?» ifadesi tamamen mekân içindeki mülkiyetin hududunu tesbit eden bir sualdir. Bununla beraber onların daha önce tartışma mevzuu yapmadıkları hakikat de takrir edilmektedir. Nitekim başka âyeti kerîmelerde Hak Taâla onların bu konudaki kanaatlarını bize anlatmıştır:

    «De ki : “Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” “Allah’ındır”
    de.»...

    Esas itibariyle araplar cahiliyet devirlerinde bunca sapık dil şüncelerine ve basit hayat tarzlarına rağmen göklerde ve yerde bulunan her şeyin Allah’a ait olduğunu biliyor ve kabul ediyorlardı. İşte bu yönüyle cahiliyet devri arapları modern çağda bu gerçeği bilmeyen ve bu gerçeği görmemek için bütün fıtrî duygularını atalete mahkûm edip, ruhuna her türlü hakikat kapılarını kapatan İlmî cahiliyetten daha ileriydi. Ne var ki, onlar da bu mantıkî hakikatın tabiî neticesinin icabı olan Allah’ın mülkünde tek başına hâkimiyetin Allah’a ait olacağını, Allah’ın izni ve hükmü olmadan bu konuda kimsenin tasarruf yetkisinin bulunmayacağını kabul etmiyorlardı. İşte bunun için de onlar müşrik olarak değerlendiriliyor ve yaşadıkları hayat tarzına da cahiliyet hayatı adı veriliyor. Ya her türlü hâkimiyet hakkını Allah’ın elinden alıp kendi ellerine geçirmek istiyenlerin durumu ne olacaktır? Bunlara hangi ad verilecek, hayatları nasıl değerlendirilecektir? Esas itibariyle bunlara müşriklikten de ayrı bir sıfat bulmak geıekir işte bunu da Allah’ü Taâlâ Kitab-ı Mübîn’inde beyan etmiş ve ne kadar müslüman olduklarını iddia ederlerse etsinler, nüfus cüzdanlarında hangi dine bağlı oldukları yazılırsa yazılsın, onların sıfatı küfürdür, zulümdür ve fasıklıklır.!

    Şimdi tekrar âyete dönelim. Âyeti kerîmede göklerde ve yer de yegâne mülkiyet sahibinin Allah’ü Taâlâ olduğu belirtildikten sonra hemen şu hüküm olarak geliyor :

    «O, rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır»...

    (Burada kişiler bu sıfatları kendilerine yüklüyorlar."Acaba Allah'tan bir parca teorisinimi savunuyorlar."

    https://www.youtube.com/watch?v=oFdrMcmIRnY&index=5&list=PLr342JFErS74PD1gdrTSqmdDze38nBN9_
    (Buradada şeytanın vaadini doğruluyorlar.)

    https://www.facebook.com/huseyin.sasmaz.75/videos/vb.100000324607185/1002015113152633/?type=3&theater

    Şüphesiz ki bu mülkün sahibi O’dur. Teşbih ve tenzih ederiz O’nu. Bu konuda hiç kimse münazaraya girişemez. Fakat Hak Taâlâ kendi fazlı ve ihsanı olarak rahmet etmeyi de üzerine almıştır. Ve bunu doğrudan doğruya iradesi ve meşiyetine binaen benimsemiş ve bu konuda onu zorluyan hiçbir sebep bulunmadığı gibi, hiç kimsenin de niçin böyle yaptın demeye yetkisi yoktur.
    http://seyyitkutubtefsiri.blogspot.nl/2016/04/de-ki-goklerde-ve-yerde-olanlar.html

    YanıtlaSil
  2. DÜNYA GENELİNDEKİ DİN ALGISI... "NEW AGE FELSEFESİ"2016.
    https://www.facebook.com/notes/huseyin-sasmaz/d%C3%BCnya-genelindeki-din-algisi-new-age-felsefesi2016/10153544731447945

    YanıtlaSil