Bu âyeti kerîme İbrahim (A.S.) ın ruh haletini tasvir etmektedir. Babasının ve milletinin tapındığı putlara karşı için şüphe izleri belirmeye, (hatta kesin inkâr) başlamıştır. Artık kafasını meşgul eden, kendi dünyasını dolduran tek şey akide davası olmuştur. Ama âyeti kerimenin ifadesi bu ruh haletini daha da müşahhas hale getirerek şöyle belirtiyor: «Gece basınca»... Sanki gece her taraftan onu çepeçevre sarıp baskısı altına almaktadır... Sanki gecenin karanlığı onu insanlardan ayırmakta kendi ruh âleminde düşünce ve duygularıyla ve kafasını meşgul eden hatırasını ihata eden yeni problemiyle yaşamasını temin etmektedir.
«Gece basınca bir yıldız görmüştü: İşte bu imiş Rabbim» dedi.
İbrahim (A.S.) ın kavmi daha önce de belirttiğimiz gibi yıldızlara ve gök cisimlerine tapınıyordu. Hz. İbrahim şuur haline gelmemiş, tamamen idrak edilmemiş şekilde fıtratında hissettiği gerçek ilâhın o nevi putlardan bir put olmasını imkânsız görünce kavmini ibadet ettirmek hususunda yönelebileceği bir başka şeyi bulduğunu ümit etti. Şu kadar var ki İbrahim peygamber kendi milletinin yıldızlara ve gök cisimlerine tapındığını ilk defa fark etmiş değildi. Hatta yıldızları da ilk defa görüyor değildi. Ama o geceki yıldız İbrahim peygambere daha önce konuşmadığı bir dille konuşuyor ve zihnini meşgul eden, yaşadığı âlemi ihata eden esas problemine uygun düşünceler ilham ediyordu:
«İşte bu imiş Rabbim dedi»...
Yıldızlar parlaklığı yüceliği ve aydınlığı itibariyle putlardan daha çok Rab olabilme kabiliyetine sahiptirler. Ama değil... Yıldız da onun zannını tekzip ediyor:
«Yıldız batıverince: “Batanları sevmem” dedi.»...
İşte o da kayboluyor... Onun da farkına varmıyor bütün mahlukat. Kimdir öyleyse kendisini koruyup, herşeyini idare edecek olan... Yaratıcı da kayboluverince kim kendisini muhafaza edebilir... Hayır, hayır, o Rab olamaz. Çünkü Rab kaybolmaz. İşte fıtrata en yakın olan bedihî mantık. Mantıkî kaziyeler ve diyalektik faraziyeler istişare ile ortaya çıkmaz. Kolayca ve açıkça beliriverir
hemen. Çünkü beşerin varlığı bütünüyle o gerçekleri dile getirmekte ve derin bir yakîn ifadesi içerisinde belirtmektedir...
«Batanları sevmem»...
İnsan fıtratı ile yaratıcı arasındaki münasebet sevgi esasına istinad eder. Aradaki bağ ise gönül bağıdır. İbrahim (AS) ın fıtratı batanları «sevmiyor» ve batıp giden şeyleri ilâh olarak kabullenmiyor. Çünkü fıtratın sevdiği ilâh... Asla kaybolup gitmez...
«Ayı doğarken görünce: “Bu imiş Rabbim” dedi. Batınca«: “Rabbım beni doğruya eriştirmeseydi, and olsun ki sapıklardan olurdum” dedi.»...
Tecrübe bir daha tekerrür ediyor. Sanki İbrahim (AS) hiç ayı görmemiş gibi kendi milletinin ve ahalisinin ona tapındığının farkında değilmiş gibi. O gece yeni bir görüşle bakıyor aya. Ve:
«Bu imiş Rabbim dedi»...
Varlıklar dünyasına akıp gelen aydınlığı ile, semada yuvarlanıp duran sevimli ziyasıyla... Ne var ki o da batıp gidiyor Ama
İ b r a h i m ’in fıtratının ve kalbinin bildiği gibi Rab hiçbir zaman batıp gitmez.
İşte burada İbrahim peygamber kendi fıtratında ve vicdanının derinliklerinde hissettiği gerçek Rabbının avni inayetine muhtaç olduğunu farkediyor. Onu seven Rabbının. Ne var kİ hala Onu şuur ve idrak âleminde bulmuş değil. Ve hissediyor ki o yüce Rabbının hidayeti erişmeden sapıklıklar içerisinde kaybolup gideçektir. Şayet o kudret elini kendisine uzatmazsa ve yolunu aydınlatmazsa yok olacaktır:
«Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum» dedi.
Güneşi doğarken görünce: «İşte bu imiş benim Rabbim, bu daha büyük» dedi. Batınca: «Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım» dedi.
«Doğrusu ben, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allahâ yöneltdim. Ben müşriklerden değilim.»
Üçüncü bir tecrübe daha... Hem de gözle görülebilen gök < ı himlerinin en büyüğü ışık ve ısı bakımından en şiddetlisiyle (¡u
Fikirlerden Bir Demet (Sohbet)
YanıtlaSilBuradaki linkleri oku.
http://islamdevleti.info/sohbet/index.htm