Gerçek odur ki Kur’an’ın takip ettiği bu metod sırf Hak kı açıklayarak beyan etmeyi ve salih olan müminlerin yolunu aydınlatmayı hedef almaz. Bunun yanı sıra bâtılı açıklayarak beyan etmeyi ve salihlerin yolu gibi sapıkların yolunun da aydınlanıp açıklanmasını hedef alır. Çünkü müminlerin yolunun aydınlanabilmesi için sapıkların yolunun da aydınlanması zaruridir. Tıpkı iki yolun ayrılış noktasını belirten çizgi gibi... Kur’an’ın metodu esas itibariyle Hak Taâlâ’nın beşerin varlığı ile icraî faaliyette bulunma-faaliyette bulunmasını belirtmiş olduğu metoddur. Şöyle ki: Hak Taâlâ hakka ve hayıra kuvvetli imanın meydana getirilebilmesi için hakka karşı olan şer ve bâtıl yolunun da görülmesi icap ettiğini bilir. Şer ve bâtıl yolunun kuvvetli bir şekilde bu şerliliğini ve bâtıllığını belirtmenin ve hak yolunun da serâpa haktan ve saf hayırdan ibaret olduğunu açıklamanın gereğini bilir. Bunun yanı sıra hakka bağlanarak öne atılma gücünün sadece hak sahibinin hak yolunda olduğunu kabullenmesi ile meydana gelmediğini, karşı çıktığı ve savaştığı kitlenin bâtıl ehli olduğunu ve sapıkların izini takip ettiğini bilmesinin de lâzım olduğunu kabul eder. Nitekim bir başka âyette Allah’ü Taâlâ her peygambere, insanlardan ve cinlerden, sapıklardan düşmanlar halkettiğini hatırlatıyor: «İşte böylece suçlulardan her peygamber için düşmanlar kıldık»... buyuruyor. Gerek Peygamber, gerekse O’na inananlar kendilerine düşmanlık edenlerin suçlular güruhu olduğunu açık ve seçik şekilde bilsin, güven ve huzura kavuşsun...
Küfrün, şerrin, suçluluğun açığa çıkarılması imanın, hayrın, salâhın açıkça belirmesi için zaruridir. Ve suçluların yolunun aydınlatılması bu Rabbani nizamın âyetlerde takip ettiği hedeflerden birisidir. Zira suçluların tutumu ile ilgili olarak müminlerin bir yanlışlığa veya şüpheye düşmesi müminlerin kendi yollarında ve tutumlarında şüphe ve yanlışlık emarelerinin sezilmesine vesile olur. Zira müminlerin yolu ile suçluların yolu birbirine karşı duran iki sayfa gibidir. Bunun yanı sıra da birbirinden tamamen ayrılan iki kol. Şüphesiz ki renklerin ve çizgilerin iyice birbirinden ayrılması ve seçilmesi şarttır...
İşte bu gerçekten hareket ederek diyoruz ki. Her İslâm’ı hareket evvelemirde müminlerin yolunu ve mücrimlerin yolunu ayırarak harekete başlamalıdır. Önce müminlerin yolu belirtilmeli, sonra
da mücrimlerin yolu... Müminlerin mümeyyiz vasıflarını belirten işaretler müminlerin yoluna dikilmeli, mücrimlerin mümeyyiz vasıflarını belirten işaretler de onların yoluna... Bu sadece nazariyeler dünyasında değil, realiteler âleminde de tahakkuk ettirilme!idir. Binaenaleyh İslâm dâvasına sahip çıkanların, İslâm hareketine yar olanların çevrelerinde bulunan insanlar arasından kimlerin müminler safında olduğunu, kimlerin de suçlular safında yer aldığını bilmeleri icab eder. Bu da ancak müminlerin yolunun, izinin ve metodunun belirtilmesi ve bunun yanı sıra mücrimlerin yolunun izinin ve metodunun belirtilmesi ile mümkündür. Bu belirginlik o kadar açık olmalıdır ki iki yol birbirine karışmamalı ve iki işaret birbirine benzememelidir. Müminlerle mücrimler arasındaki çizglleı ve şekiller birbiri içine girmemelidir...
İşte Arap yarımadasında bu dinî mübîni İslâm’ın müşriklerle yüz yüze geldiği demlerde bu ayrılık ve bu açıklık tam ve kralıı (»e. kilde kaim idi. Salih müslümanların yolu Resulullah’ın yolu ve İm raberindekilerin yolu idi. Suçlu müşriklerin yolu ise onlarla bitlik olup bu dinî mübîne girmeyenlerin yolu idi. Bu açık ve ke tin avı ı» lığa rağmen bir yanda da Kur’an-ı Mübîn iniyordu. Ve bu lıila|tia Hak Taâlâ gerek bu sûrede, gerekse diğer sûrelerdeki ürıırklı ide rastladığımız gibi aynı tarzda, âyetlerini uzun uzun açıklıyıdu I Maksat mücrimlerin yolunun aydınlatılması idi.
İslâm’ın putperestlikle, çok tanrıcılıkla, imansızlıkla, Allalı sızlıkla ve esas itibariyle semavî bir temele dayanma ana i'agımuı sonradan değişikliğe uğratılarak tabileri tarafından t,alırda! yapı larak bozulan dinlerle karşılaştığı sıralarda... Evet nerede ve ne ıl olursa olsun... İslâm bu milletler ve taifelerle yüz yüze geldiği dmıı lerde müminlerin yolu da, mücrimlerin yolu da, mii.şıik küllilerin yolu da açıkça belirgindi. Hiçbir karışıklığa sebep olacak noktalını mevcut değildi.
Ne var ki günümüzdeki gerçek İslâm hareketlerinin yüz yüz«' geldiği hususlar ve karşılaştığı büyük zorluklar bunlardan İnç la risi değildir... Bugünün problemi gerçek İslâm hareketinin kara sında müslüman bir sülâleden gelen ve bir zamanlar İslam ılıyan olan bir muhitte yaşayan insan kitlelerinin bulunmasıdır. Ve bu /a manlar onlar Allah’ın dinine uyarak, O’nuıı şeriatının hükmüne l><»
f
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder