Bütün hadiseleri kaydeden, sicil defterinin arzedildiği andır O.
En ince manası ile adaletin tahakkuk ettiği andır O. Orada hiçbir hususda zulüm edilmez.
İşte böyle ihtiva ediyor tek bir âyeti kerîme. Sayılı birkaç kelimelerle bütün emirleri. Sahne ve manzaralarla donanmış olarak prensip ve hakikatlarla, duygu, ilham ve ışıklarla... Kim yapabilir bütün bunları. Böyle olmasaydı nasıl en büyük mucize olabilirdi bu âyeti kerîmeler. Ki gafiller, yalancılar onu göremiyorlar ve maddi bir takım harikalar talep ediyorlar. Ondan sonra da korkunç bir azap geliyor...
Ülûhiyet gerçeği ile ilgili bir başka temas daha. Kulların üzerinde kahredici kuvvetle ilgili bir dokunuş. Asla gafil kalmayan ebedî bir murakabe ile alâkalı. Öne gelmesi, yahut ileriye gitmesi asla mümkün olmayan Allah’ın takdiri. Kaçıp kurtulmak imkânı bulunmayan katî âkibet. Gecikmesi, ihmale uğraması mümkün olmayan en son hesap... İşte bütün bunlarla insanı çepeçevre saran ve beşeriyeti ihata eden ğayb örtüleri:
DEVAMLI KONTROL
61 — «O, kulların üzerinde yegâne hâkimdir. Size koruyucular gönderir. Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir aksilik yapmaksızın onun ruhunu alırlar.
62 — Sonra gerçek Mevlâları olan Allah’a döndürülürler. Doğrusu hüküm O’nundur. O, hesab görenlerin en süratlisidir.»...
Kahredici güç sahibidir O. Bütün insanlar O’nun hâkimiyeti ve kahredici gücünün altındadırlar. Bu yüce kudret sahibinin kabzai Rabbaniyesinde bütün insanlar zayıf, hem de çok zayıftırlar. O’na karşı ne bir yardımcı, ne de bir kuvvete sahihtirler. Bütün insanlar O’nun kuludurlar. O’nun yüce kuvveti ise insanların üzerindedir. Zayıf ve güçsüz olan insanlar O’nun kahhar kudreti karşısında eğilmek mecburiyetindedirler.
İşte kahredici güç sahibi olan mutlak ülûhiyet makamına kulluğun ifadesi budur. İnsanların pratik hallerini dile getiren gerçek te yine bunun ifadesidir. Her ne kadar insanlara tasarruf edebilme hürriyeti verilmiş, eşyayı anlama ve kavrama bilgisi sunulmuş ve
yeryüzünün imarı için hilâfet vazifesini deruhte etmesini temin eden kudret verilmişse de insanoğlunun aldığı her nefes bir takdir \ ve ölçüye bağlıdır. İnsan bünyesinin yaptığı her hareket, Allah’ın \ hâkimiyetinin mahkûmudur. Allah insan bünyesine bir takım kanunlar yerleştirmiştir ki, hiç bir kimse ona karşı koyma gücünü kendisinde bulamaz. Ve bu kanunlar da her an İlâhî takdirin çerçevesi dahilinde cereyan ederler. Hatta alınıp verilen nefesler ve kımıldanılarak yapılan hareketler bile:
«Ve sizin üzerinize koruyucular gönderir»...
Âyeti kerîme burada bu koruyucuların ne çeşit olduklarını açıklamamaktadır. Başka yerlerde koruyucuların melekler olduğunu, her insandan sudur eden bütün şeyleri sayıp kaydettiklerini, zikretmektedir. Şu kadar var ki burada âyetin zahirinden kasdrdilen mana her nefse doğrudan doğruya bir murakaba şuuru vermektir. Hiçbir kimsenin bir an bile olsa tek başına olmadığını bir saniye dahi kendi başına bırakılmadığını bir duygu halinde belirtmektir. Herkesin üzerinde murakabe vazifesini gören koruyucu melekIer vardır. İnsanın her hareketini, her nefesini sayarlar. İnsanoğlunun yaptığı şeylerden hiç birini atlamaksızın, kaydedip korurlar. Bu düşünce tarzı bile insan varlığının murakabe duygusu karşısında da silkinmesi, bütün aza ve varlığı ile İlâhî murakabayı uyanık olarak karşılaması için kâfi bir teminat unsurudur.
«Artık birinize ölüm gelince elçilerimiz, bir aksilik yapmaksızın onun ruhunu alırlar.»...
Aynı duygu bir başka şekilde geliyor. Sayılı nefeslerden ibaret olarak insanın içine çektiği her nefes muayyen bir müddete bağlı dır. Onu insanın kendisi dahi bilemez. Zira insana nisbetle alınıp verilen nefesler bir ğaybdan ibarettir insan o ğayb perdesini henüz yırtamamıştır. Şu kadar var ki, bu ecel Allah’ın ilminde belirtilen bir plân dahilinde çizilmiştir. Ne öne alınabilir, ne de geriye atıla bilir. İnsanoğlunun aldığı her nefesin müddeti sayılı olup, onu doğrudan doğruya kaydeden ve insanla birlikte bulunan melekler ta rafından muhafaza edilir. Bu muhafızlar şaşırmazlar, ihmal etmezler ve unutmazlar. Çünkü muhafız melekler de bir elçi durumundadır. İlâhî plânda çizilmiş olan saniye gelip çatınca insan nefsi gaflet içinde bir takım şeylerle meşgul iken muhafız olan melek kendi vasifesini ifa eder.
Not,Canlı sokaklardaki kamaralar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder