19 Nisan 2016 Salı

Ayrıca aklın vahye muhtaç olmadığını söyleyenler de bu konuda Allah’ın söylediklerinin dışında şeyler söylemektedirler. Aklı ne kadar ilerlemiş olursa olsun bir tek beşer için bile bu husus bahis mevzuudur. Allah’ü Taâlâ vahiy ve risalet müessesesiyle insanlar üzerine hüccetini ikâme etmiştir. Ve bu hücceti beşer aklına dayandırmamış hatta Allah’ın yarattığı ve ona imanı, onu tanımayı zaruret olarak kabul eden insan fıtratına bile istinad ettirmemiştir.

rektiği saha da bu sahalardır. Ve netice itibariyle vuku bulan ziyan ruhlar ve bünyelerle alâkalı değil, maddeler ve eşya ile alâkalı olur.

Bu yaalış değerlendirmelere maruz kalmasının bir sebebi de yapısı ve tabiatının dışında beşer bünyesinin bir takım kontrolü gerektiren duygu ve arzularla meşbu bulunmasıdır. Beşeriyetin gelişmesi ve hayatmı devam ettirebilmesi için bu nevî kontrolörlerin vazifesini iyi yapmaları gerekir. Şehvet ve arzular, kendileri için tanınan haddi aşmayarak hayatm yok edilip söndürülmesine vesile olmamalarını sağlar. Bu kontrol vazifesini yapan güç şüphesiz ki tek başına beşer aklı olmayacaktır. Muhtelif arzu ve isteklerin baskısı altında kıvranan beşer akimın dışında başka bir kontrol ve zabtedici güce ihtiyaç vardır. Esas itibariyle beşerin aklı da fark-lı farklıdır. İnsanoğlu sapıklığa dalınca o kontrol eden güç tarafından korunmalı, akıl her tecrübesinde ona baş vurmalı, beşer hayatı ile ilgili konularda ona müracaat ederek hüküm vermelidir. Ancak böylece tecrübesi ve verdiği hüküm doğru olabilir, takip ettiği yön ve hareket mazbut olabilir.

Beşer aklına bir doğruluk ölçüsü payesini veren ve akılla vahyi her ikisinin de Allah yapısı olması münasebetiyle birleşmeleri icap ettiğini kabul ederek aynı derecede sananlara gelince. Bunların istinad ettikleri esaslar bir takım kendi cinslerinden olan filozofların ortaya attıkları sözlerdir. Yoksa Allah’ü Taâlâ hiçbir zaman için böyle birşey söylememiştir.

Ayrıca aklın vahye muhtaç olmadığını söyleyenler de bu konuda Allah’ın söylediklerinin dışında şeyler söylemektedirler. Aklı ne kadar ilerlemiş olursa olsun bir tek beşer için bile bu husus bahis mevzuudur. Allah’ü Taâlâ vahiy ve risalet müessesesiyle insanlar üzerine hüccetini ikâme etmiştir. Ve bu hücceti beşer aklına dayandırmamış hatta Allah’ın yarattığı ve ona imanı, onu tanımayı zaruret olarak kabul eden insan fıtratına bile istinad ettirmemiştir. Zira Hak Taâlâ tek başına aklın sapıtacağını, yalnız başına fıtratın doğru yolu yitireceğini gayet iyi bilmektedir. Ve en doğru yolu gösteren kılavuz durumunda olan vahiy olmadan aklın ve fıtratın kötülüklerden korunması mümkün değildir. Vahiy bir ışık bir basiret durumundadır.1

Felsefenin aklı dinden müstağni kılacağını sananlar veya aklın meydana çıkardığı ilmin beşeriyeti Allah’ın hidayetine muhtaç kılmayacağını iddia edenler gerçekle ve realiteyle hiçbir ilgisi olma yan boş sözler söylemektedirler. Realite bize gösteriyor ki felsefi kıliklere veya İlmî esaslara dayanarak kurulmuş olan beşeri «istem ler ne kadar üretim ve gelir fazlalığı temin ederse etsin refah sevi yesini ne kadar yükseltirse yükseltsin insanları en çok bedbahtlığa sevkeden en kötü hayatı veren sistemler olmuştur. Ne kadın hayal imkânları ve rahat şartları geniş olursa olsun durum aynıdır.1 Mu na mukabil olarak demek istemiyoruz ki hayat cehaletin ve leaı». düfün eline bırakılsın. Meseleyi bu şekilde ortaya koyanlar en«rı İM bariyle garezkâr kimselerdir. Gerçek odur ki İslâm bir hııynl ala temidir. Ve beşer akimı kendi yapısı itibariyle sahib olduğu w,v»I • lardan koruyucu garanti unsurlarına sahihtir. Bunun yanınım ıjeh vet ve arzularm yaptığı baskılardan ve bunun neticesi doğan eU siklerden muhafaza eder. Sonra da bir takım esaslar yerleştiril, UAi deler vazeder. Böylece hayat; ilim, bilgi ve tecrübe yolunda doğru olarak gelişmesine devam eder. Bunun yanısıra da Allah’ın 13'’t İnli na uygun olarak pratik hayat imkânlarını sağlar. Binaenaleyh |aa tik hayatın baskısma kapılarak kendi düşünce ve sisteminden nnp maktan korur.

Allah’ın vahyi ve hidayetinin eşliğinde akıl doğruyu gürlü Al lah’ın vahyinden ve hidayetinden uzaklaşınca da körleşil Aydı U« rîmede Resulullah’a sadece vahye uyması emredillrken hemen Um lükle görmeye işaret edilmesi ve bunun da düşünceye hovK edm tarzda sorulması bu hususun ifadesidir:

«Ben ancak bana vahyolunana uyuyorum. Dc ki: “(«erenle gUı miyen bir midir?” “Düşünmüyor musunuz?”»...

Burada aynı âyeti kerîme içerisinde her iki hususundu yun v» na gelmesi ve birbirini takip etmesi ayrı bir mana ifade eder İnlenen düşünmedir. Düşünmeye teşvik ise bir Kur’an metodudur Ne var ki bu düşünce vahyin kontrolü altında olmalıdır. Ancak o takdlı de düşünceye bir aydınlık kılavuzluk edebilir. Yoksa doğrudan doğ rüya karanlıklara dalan, hiçbir delile ve aydınlık kitaba litlnad <1 meksizin kıluvuzsuz olarak bilinmezliklere dalan körlük değil
I. «İNİflnı ve Medeniyetin Problemleri» mili enerimize İnik imiz.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder