27 Nisan 2016 Çarşamba

Allah’a iftira atan ve kendisine Allah'tan vahiy geldiğini iddia edip, Allah’ın indirdiği âyetlere benzer Ayetleri indirebileceğini iddia edenlerin bu iftirası çok çirkin telakki edilerek nihayete eriyor. Buna benzer iddialardan pek çoğunu Islam davası ile karşı karşıya gelmiş olanlar da ileri sürmüşlerdi. Bir kısmı kendisine vahiy geldiğini, bir kısmı da peygamberliğini iddia etmişti.

Bu kafilenin baş kısmında ülûhiyet gerçeği sunulurken selim fıtratla ilgili parlak bir manzara canlandırılıyor. Nitekim bu gerçek Allah’ın salih kullarından İbrahim (A.S.) ın fıtratında da tecelli etmektedir. O, gerçek ilâhı aramakta, bu İlâhî hakikatın izlerini kendi benliğinin derinliğinde bulmakta, dışardan da cııhiliyyetin sapık düşünceleri ile bir mücadele ve çatışmaya girişmektedir. Nihayet tertemiz gerçek bir tasavvura ulaşıyor. Gerçek ilâh mevzuu ile alkali kendi benliğinin derinliklerinde canlanan şekle uygun bir düşünceye varıyor. Kendi içinde bulduğu gerçek; İlâhî, hakikatla ilgilidir. Bu deliller bizzat müşahede edilip görülen deliİlerden daha kuvvetli ve daha sağlam olarak ortaya çıkıyor. I b r a h i m (A.S.) ın hak olan Rabbı Zülcelâlini bulup ve gönlünde tecelli eden şekle güvendiği ve mutmain olduğu anlatılırken Ayeti kerîme şu ifadelerle vârid oluyor:

«Milleti onunla tartışmaya girişti. “Beni doğru yola eriştirmiş-ken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyorsunuz? O’na ortak koştuklarmızdan korkmuyorum. Meğer ki, Rabbımm bir dileği olan. Rabbım ilim yönünden her şeyi kuşatmıştır. Hâlâ öğüt kabul etmez misiniz?” dedi.

Hem nasıl olur da ben sizin şirk koştuklarınızdan korkarım? Baksanız a siz Allah’ın hiç bir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. İki taraftan hangisine güvenmek daha yerindedir, bir bilseniz»...

Sonra âyeti kerîme çağlar boyunca Allah elçilerinin teşkil etliği yüce bir kafilenin önderliğinde yürüyen iman kervanıyla birlikte adım adım ilerliyor. Bu kafilenin hareketinde müşriklerin putperestliği yalanlayıcılarm yalanlaması; hiç bir değer ifade etmeye-yen ve ağırlığı olmayan boş bir söz şeklinde ortaya çıkıyor. Bu yüce »kervanın birbirine ekli olarak devam eden yolunun üzerine serpiştirilip duruyor. Ve kafilenin başı ile sonu birbirine iltihak ediyor ve bir tek ümmet meydana getiriyor. Bu ümmetin en son kafilesi ilk kafilesinin gittiği doğru yoldan gidiyor. Zaman ve mekân <>na hiç tesir etmiyor kavim ve ırk onun nazarında hiçbir değer ifade etmiyor. Renk ve sülâle hiçbir itibar zemini bulamıyor. Hepsinin arasını birleştiren yegâne ip bu yüce kafilenin tuşıdığı dinin kendisidir, başkası değil!.,.
Allah’ü Taâlâ’nm yüce Resulüne o ulu kafileyi arzettikten sonra söylediği yüce kelamının gerisinde çok parlak bir sahne bellıi yor:

«Bu, Allah’ın kullarından dilediğini eriştirdiği hidayet yoludur. Eğer onlarda eş koşsalardı yapageldikleri herşey elbette boşa gitmişti.

Kendilerine kitap, hüküm ve peygamberlik verdiklerimiz işte bunlardır. Kâfirler onları inkâr ederlerse; inkâr etmeyecek bir milleti onlara vekil kılarız.

İşte bunlar Allah’ın doğru yola eriştirdikleridir. Onların yoluna uy: “Sizden buna karşılık bir ücret istemem. Bu, sadece alemler için bir öğüttür” de»...

Bu şerefli kafile sunulduktan sonra Allah’ü Taalâ’nın hiçbir peygamber göndermediğini, beşer cinsinden hiç kimseye bir kitap indirmediğini iddia edenlere ağır bir tehdit varid oluyor Onlar 
Allah’ı gereği gibi tanıyamıyorlar. Haddi zatında Allah’ın İnsanlığı kendi başına terkettiği şehvetleri, zaafları ve kusurlarıyla baş başa bıraktığını söyleyen kimse Allah’ı hiç mi hiç tanımamıştır.' Haşa
bu; Allah’ın ne ülûhiyetine, ne rububiyetine, ne hikmetine, ne adaletine, ne de rahmetine uygun düşer Hak Taala'nııı ilmi, rahmeti, adaleti kullarına bir peygamber göndermeyi, bazı gamberlere kitaplar yollamayı ve bütün peygamberlerin insanlığı yaratanın yoluna çevirmeye çalışarak insanoğlunun fıtratının üzerine çöken çirkeflerden temizleyip, kurtarmak, maneviyat pençerelerini kapayan, hakkın emirlerini alıp değerlendirme mekanizmasını atalete uğratan pisliklerden temizlemek için çalışmalarını içap ettirir. Âyeti kerîme misal olarak Hz. M u s a ’ya indirilmiş olan kitabın Allah tarafından gelmiş olan bütün kitapları tasdik edici mahiyette olduğunu bildiriyor.

En sonunda mevzu; Allah’a iftira atan ve kendisine Allah'tan vahiy geldiğini iddia edip, Allah’ın indirdiği âyetlere benzer Ayetleri indirebileceğini iddia edenlerin bu iftirası çok çirkin telakki edilerek nihayete eriyor. Buna benzer iddialardan pek çoğunu Islam davası ile karşı karşıya gelmiş olanlar da ileri sürmüşlerdi. Bir kısmı kendisine vahiy geldiğini, bir kısmı da peygamberliğini iddia etmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder