«Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletimi açık bir sapıklık içinde görüyorum»...
İbrahim (A.S.) ın babasına söylediği sözler. O İbrahim ki, Kur’an-ı Kerîm’de tavsif edildiği veçhile yumuşak, müsamahakâr, temiz huylu, beğenilen, sevimli ve halim birisidir. Ancak durum ne olursa olsun, mesele burada akide konusudur. Ve akide mevzuu babalık ve oğulluk münasebetlerinin üstünde hem de çok üstündedir. Müsamaha ve hilim duygularının çok fevkindedir. Ve İbrahim (A.S.) Allah’ü Taâlâ’nm onun soyundan gelen müslümanlara örnek olarak almalarını emrettiği en büyük önderdir. Zaten burada kıssasının serdedilmesi de bir örnek ve misal olması içindir.
İşte böylece Hz. İbrahim (A.S.) fıtratının temizliği ve hakka ihlâsı sayesinde Allah’ü Taâlâ’nm basiretini kâinatta gizlenmiş olan sırlara ve mevcudatta ifadesini bulan hidayet delillerine karşı açıklığa kavuşmasını hak etmiştir:
«Yakînen bilenlerden olması için İ b r a h i m ’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylccc gösteriyorduk.»
Bu selim fıtratında olduğu gibi. Bu açık basiretindeki gibi. Tıpkı bu nevi Hak’ka ihlâsı ve batılı kuvvetlice inkârında görül-
düğü gibi... Biz İ b r a h i m ’e bu mülkün hakikatim böylecc* gos teriyorduk. Göklerin ve yerin hükümranlığını... Kâinatın bünye sinde gizli bulunan esrara böylece muttali kılıyorduk onu. Mevcudat sayfalan arasına serpiştirilmiş olan delilleri bu şekilde açıklıyorduk. Ve böylece kalbi ile fıtratı arasında bir bağ kurarak lınıuı bahşeden duygularla ve bu dehşetlerle dolu kâinattaki doğru yolu gösteren delilleri ona sunuyorduk ki sahte ilâhlara kulluk etmek ten sakınıp, gerçek ilâh duygusunun yakîn derecesinde benim e yen müminler derecesine ulaşsın... İşte derin ve açık fıtrat yulıı budur. Çirkeflerin örtüp kapatamadığı duygu budur. Kâinatta laı lunan Allah’ın hayretengîz sanatını hemen kavrayıverdi basiret budur. Görülen âlemleri derinliğine araştırarak gizli sırlarım dile getiren düşünce kudreti budur. Ve Allah yolunda cihacl etmenin karşılığında Hak Taâlâ’nm ihsan buyurduğu hidayet yolu İşte bu yoldur.
Tıpkı böyle İbrahim (A.S.) da aynı yoldan yürüdü, ay nı izi takip etti ve Allah’ı buldu. Onu önce fıtratında ve vicdanının derinliklerinde kavrayıp idrak ettikten sonra, düşünce ve duygu fıleminde de idrak edip kavradı. Ve gördü ki, ülûhiyct gerçeğin duy ğu ve idrakinde yer eden şekli fıtratmda ve vicdanının <leı ini Ih Icı in de yer eden şeklinden hiç te ayrı değildir...
Şimdi biz Allah’ın sadık kulu İ b r a h i m ’in fıtratıyla birlik te o meşakkatli yolculuğu birlikte izleyelim. Bu yolculuk İn i ne t n dar kolay ve basit te görünse mahiyeti itibariyle çok büyük ve ılı lı şetengîzdir. Fıtrî iman noktasından yola çıkıp şuurlu iman linkin sına ulaşma yolculuğu... Bütün mükellefiyetlerin ve hükümlerin üzerine kaim olduğu imana. İnsanların kendi akılları ile baş başa bı nıkılmasının söz konusu olmadığı ancak gönderilen elçilerle ııçık lığa kavuşturulan ve peygamberlik müessesini —beşer fıtratını ve aklını değil — esas hüccet ve dayanak noktası alan imana. Allah'ın adaleti ve rahmeti icabı olarak insanı en derin noktalara kadar bil meşinin neticesi olarak mükâfat ve ceza için esas alınan bu fıtrî lınıuı değil risalet müessesesinin belirttiği şuur imanıdır.
İbrahim (A.S.) Rahman ve Rahim olun Al luh’ın dostu ve müslünıuıılurın du babasıdır...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder