tını ve bu dinin beşeriyeti yükselttiği yeni âlemin mahiyetini bilmeyenler için de bir fitne idi. Bu din insanlığı aydınlık ufuklara yükseltmiş ve o yüksek tepelere tırmandırmıştı. Halbuki bir zamanlar bu dinin ulaştırdığı mertebeler gerek Arap’lar için, gerekin* bütün dünya için son derece garip bir yerdi. Ve halâ da bu seviye beşeriyet için garabetini devam ettirmektedir. Hem de muhtelif ıjt'killer ve çeşitli adlar altında ortaya atılan demokratik sistemlere rağmen:
«Böylece, “aramızda Allah bunlara mı iyilikte bulundu?” demeleri için onları birbirleriyle denedik»...
Kur’an-ı Kerîm’in akışı içerisinde bu ifade aynen o ekâbir takımının serdettikleri tarzda ve istinkârî istifham edatıyla var id oluyor:
«Allah şükredenleri iyi bilen değil midir?»...
Bunca duygu ve işaretleri taşıyan bu reddiye oldukça geniş manalar ifade etmektedir. Bir kere başlangıçda hidayetin bir mükâfaat olduğunu ve Allah’m bununla hidayete erdikleri takdirde bu nimete şükredeceklerini bildiği kimseleri mükâfatlandırdığını belirtiyor. Aslında kullar bu nimetin şükrünü ifa edecek güçte değeldir. Ama Hak Taâlâ insanların cehdini ve çabasını kabul buyuruyor ve onu dengi hiçbir mükâfat bulunmayan en üstün mükâfatla mükâfatlandırıyor.
Diğer yandan iman nimetinin beşerin kurduğu cahiliyyet sistemlerinde göze görünen yeryüzünün basit değerleri ile asla ilgili olmadığını belirtiyor. Aslında iman nimetini Hak Taâlâ şükür vazifesini ifa edeceklerini bildiği kimselere ihsan eder. Mühim değildir onların köle olmaları, fakir olmaları, güçsüz olmaları. Çünkü Allah’ın ölçüsünde yeryüzünün bu basit değerlerine yer yoktur. Ancak bu basit değerlerle cahiliyyet cemiyetlerinde büyüklenir insanlar. Bunun yanı sıra da Allah’ın ihsanına itiraz edenlerin bu itirazının bir cahiliyyet eseri olduğunu eşyanın hakikatini bilmemenin . neticesinde bu itirazı serdettiklerini belirtiyor. Hem İlâhî ihsanın kullara tevzii Allah’ın kulları arasında kimin bu ihsana müstehak ' olduğunu tam olarak bilmesine dayanır. Binaenaleyh itirazcıların ilinizi Allah’ü Taâlâ konusunda cehaletten ve edebsizlikten başka birşey değildir.
Âyeti kerîme seyrine devam ederek Allah'ın Resulüne emre diyor. Allah'm yüce bir elçisi olarak İslâm’a ilk girmeleri sebebiyle ilk müslüman olma faziletine ulaşanları ve o eşraf kitlesinden eka birlerin kendileriyle alay ettikleri müslümanlara ilk önce selâm ver meşini emrediyor. Allah’ın mağfiretiyle ortaya çıkan merhametini onlara acımayı kendi üzerine aldığını müjdelemesini bildiriyor Mil mey erek kötülük yapanların sonra tevbe edip müteakiben iyilik y«" paıılarm affedileceğini bildiriyor:
YENİ BİR İNSAN
Âyetlerimize iman edenler sana gelince, onlara: «Size NelAııı olsun. Sizden kim bilmeyerek fenalık işler de arkasından tevbe ede» ve nefsini düzeltirse, Rabbiniz ona rahmet etmeyi kendi üzerine »I mıştır. O, G a f û r ’dur, Rahim ’dir» de.
Ve bu iman nimetinden sonra bir keremin, hesabta kolay lifim, cezada rahmetin ifadesidir. Öyleki Allah’ü Taâlâ kendi âyetim ine inananlara merhamet etmeyi üzerine alıyor. Ve bu üzerine alılıfiı şeyi inananlara tebliğ etmesini yüce peygamberine emrediyor, Halı met o dereceye ulaşıyor ki bütün günahlardan tevbe ediple nailli amelde bulundukları takdirde affın ve mağfiretin şümulüne gül yor. Nitekim bazı kimseler bu âyeti kerîmedeki cehalet kelimenini günah işleme arzusu şeklinde açıklamışlardır. Çünkü İnsan günalıı ancak cehaletinden dolayı yapar. Binaenaleyh bu âyeti kerime pü nah işleyen herkesi ondan sonra tevbe edip, salih amelde bulundu ğu takdirde şümulü içerisine alır. Ve bu anlayışı nasıl olumu ol sun günahlardan tevbe etmeyi, sonra da salih amellerdi; bulunma yı mağfireti mucip ve Allah’ın merhamet etmeyi üzerine nldıftı Mı husus olarak belirten diğer âyetleri teyid etmektedir. Sûrc-l inilin nin bu bölümünü bitirmeden önce tekrar dönüp bu âyetlerin nü'/ül sebebiyle ilgili bazı hadislere göz atalım. Ve bu hadislerin KurWın hükümleriyle birlikte bu dini mübinin o gün beşeriyeti hangi kor kunç seviyeden üstün bir seviyeye intikal ettirdiğini görelim Vr bugün de beşeriyet halâ bu dinî mübîn ile o günkü insanların ulaş tığı zirvenin kenarına ulaşamamıştır. Ne var ki bir müddet son m insanlar o zirveden tekrar geri dönmüşler, aşağılara düşmüşlcrdiı
Ebu Cufcrt Tubcrî diyor ki: Bize H e n n ıı d , onıı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder