28 Nisan 2016 Perşembe

«Ey milletim, doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım» dedi. «Doğrusu ben, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yöneltdim. Ben müşriklerden değilim.» dedi..

Güneş de hergün doğar ve batar. Ama bugün İbrahim’-in gözüne yeni bir yaratıkmış gibi'görünüyor. Ve o, bugün bütün eşyayı kendisinin mutmain olduğu ve güvendiği bir ilâha doğru götüren varlıklarıyla görüyor. Ve uzun bir kararsızlıktan, yorucu bir çalışmadan sonra değişmeyen bir karara varıyor:

; «İşte bu imiş benim Rabbim, bu daha büyük»...

Ne var ki bu da diğerleri gibi batıp gidiyor.

İşte burada karşılaşma vuku buluyor, şerâreler fışkırıyor ve sadık bir fıtrat ile hak olan Allah arasındaki vuslat gerçekleşiyor. Gönül nur ummanına dalıyor ve görünen kâinatı, aklı ve şuuru nura boğuyor. İşte burada buluyor İbrahim (A.S.) Rabbını. O’na bizzat şuurunda ve idrak âleminde, fıtratında ve vicdanında olduğu şekliyle buluveriyor. Ve işte burada insanın fıtrî ihsaslarıyla, vazıh aklî düşünceleri arasındaki mutabakat ortaya çıkıyor... Burada buluyor İbrahim (A.S.) yüce Tanrısını. Ancak bulduğu bu Tanrı ne parıldayan bir yıldız şeklinde, ne doğan bir ay biçiminde, ne de ışık ve ısı saçan bir güneş halinde... Gözlerin görebildiği, hislerin kavrayabildiği şekli ile görmüyor Onu. Ancak kalbinde ve fıtratında, aklında ve şuurunda ve bütün çevresinde bulunan mevcudatta görüyor... Gözlerin gördüğü her şeyi yaratanın O olduğunu görüyor, hissediyor ve aklen kavrıyor. Ve işte o zaman kendi ruhunda kendisi ile kavmi arasındaki kesin ayrılığı görüyor. Kavminin taptığı bütün sahte ilâhları reddediyor. Asla dönme ihtimali bulunmayan ve hiçbir kararsızlık emaresi göstermiyen bir katiyet içerisinde yönünü onların yönünden, metodunu onların metodundan ayırıyor. Ve onların ortak koştukları ilâhları tamamen reddediyor. Haddi zatında kavmi Allah’ı doğrudan doğruya inkâr etmiyordu. Ancak bu sahte Tanrıları da Allah’a eş ve benzer olarak kabul ediyordu. İbrahim (A.S. ise eşi ve benzeri olmayan tek Alllah’a yöneliyordu:

«Ey milletim, doğrusu ben ortak koştuklarınızdan uzağım» dedi.

«Doğrusu ben, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yöneltdim. Ben müşriklerden değilim.» dedi..

Artık bu yöneliş göklerin ve yerin yaratıcısı Allah’a idi. Asla şiıke kaçmayan, doğrudan doğruya hanif bir yönelişti bu. Bu artık kati söz, kesin karar ve en son yönelişti. Bundan sonra ne tereddüde
yer vardı, ne de kararsızlığa... Aklında tecelli eden düşünceler vicdandaki gerçeklere tıpatıp uyuyordu...

Bir kere daha müşahede ediyoruz, o fevkalâde üstün manzarayı. Gönüllerde açıkça beliren, kalbe hâkim olan, bütün parlaklığı ve berraklığı ile ortaya konulmuş olan akide manzarasını. İnsanın bütün benliğini doldurup da geriye hiçbir şeyin kalmadığı o üstllıı sahneyi. Artık o kişinin kafasında, kalbinde ve çevresinde bulunan bütün eşyada hikmeti tecelli eden yüce yaratıcıya sonsuz güven v*> huzurun aktığı o manzarayı. Bu manzara bütün parlaklığı ve ükI «İn-lüğü ile âyeti kerîmenin aşağıdaki bölümlerinde açıkça belirmek tedir.

Gerçekten İbrahim peygamber gerek vicdanında, gn. rekse kafasında ve çevresinde bulunan bütün varlıklarda Ilıdı Taâlâ’yı görecek neticelere ulaşmıştı. Bunun üzerine kalbi kamı kılmış, zihni huzura kavuşmuştu. Allah’ü Taâlâ’nm kudret, «dinin kendisinin elinden tuttuğunu, yolda adım adım kendisini yürüttü« ğünü bizzat hissetmişti. Şimdi ise kendi kavminin yanımı g««llytıi ve vardığı neticeler kalbinde inşirah bulan tevhid akidesi mevzuun* da mücadele etmeye başlıyor. Hazreti İbrahim onlun kenin bir karar içerisinde karşılıyor. Katî bir imanla reddediyor, kentli sini hidayete götüren Hak’km açık ve gizli tecelliyatı İle "idem karşı koyuyor.

İBRAHİM, MİLLETİ KARŞISINDA

80 — Milleti onunla tartışmaya girişti. «Beni doğru yolu «ı tirmişken, Allah hakkında benimle tartışmaya mı kalkışıyortuııu/ ' O’na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum. Meğer ki ltahblmln lılı dileği ola. Rabbim ilim yönünden her şeyi kuşatmıştır, lıAl/i üftllt kabul etmez misiniz?» dedi.

81 — «Hem nasıl olur da ben sizin şirk koştuklarınızdan korka rım? Baksanıza siz Allah’ın hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz. İki taraftan hangisine güven mek daha yerindedir, bir bilseniz.»

İnsan fıtratı doğru yoldan ayrılınca tamamen sapıklığa dalsı

Sonra da bu sapıklığında devam edip gider. Gittikçe Hak ile ara:,m daki açılar genişler, en sonunda sapıklık çizgisi başlangıç noktasın

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder