Bütün bunlar Hak Taâlâ’ya malûm idi. Allah’ü Taâlâ biliyordu ki; beşer hayatını kontrolü altına alıp ona kumanda ederek lâyık olduğu en yüce mevkiye çıkaracak olan ümmetin bazı vasıflara sahip olması lâzımdır: Bu ümmet, dar mânadaki hayat görüşünden kurtulup dünya ve âhireti içine alan sonsuz ufukları kucaklamadıkça vazifesini gerçek mânada yapamaz, beşeriyyeti sahip olduğu şerefin zirvesine ulaştıramaz...
Bunun içindir ki; her mevzuda hakkı bildiren Allah’ü Taâlâ, hak olan âhiret mevzuunda da önemle duruyor. Ayrıca, insanoğlu tasavvurda, itikadda, ahlâkta, şeriatta, nizamda, hal ve harekette kemal seviyesine ulaşabilmesi için âhirete îman etmesi şart ve zarurettir.
İşte bundan dolayı, bu kısımdaki derin izahlarıyla, sûre’nin coşkun bir ırmak gibi akışını görmekteyiz. Bu izahlar karşısında insanoğlunun titreyip sarsılarak pencerelerini bu hakikatlara açacağını, alıcı cihazlarını intibaha getirip hakikatları ruhuna sindireceğini Hak Taâlâ bilmektedir. Bütün bunlar hakkı temsil edişlerinin faziletidir.
«Onları, Rablerine götürüldükleri zaman bir görsen! “Bu gerçek değil mi?” der, onlar: “Evet, Rabbımız hakkı için gerçektir” derler. Allah “öyleyse inkâr etmenizden ötürü azâbı tadın” der.»
Bu âkibet: «Hayat ancak bu dünyadakinden ibarettir, biz dirilecek değiliz» diyenlerin âkibetidir.
Karşılaşacaklarına inanmadıkları Rab’lerinin huzurunda, boyunlarından asılmış gibi, hiç kıpırdamadan korku ve dehşet İçin de durdurulduklarının, rüsvây ve bitkin bir şekilde perişan manzaralarının canlı bir tablosu :
«Bu gerçek değil mi?»...
Bu; içten yıkan ve eriten bir sorudur.
«Rabbımız hakkı için evet; haktır, derler»...
Şimdi onlar, vâki olacağını kat’iyyetle reddetmiş olduk İmi • durumda, Rab’lerinin huzurunda durdurulmaktadırlar.
Durumun azametine, manzaranın dehşetine ve sonucun vahA metine münâsip bir ifadeyle kaderlerini tayin eden Allıılı
Öyleyse inkâr etmenizden ötürü azabı tadın»... buyurmaktadır.
Bu âkibet; insan ufkundaki genişliği kendine revA gdrınaylp hissi düşüncenin dar çemberinden çıkamayan, insanlığın şen ılı /iı vesine yükselmeye râzı olmayıp hayat ve yaşayışını dar dı işli m't esâsına göre yürüterek yeryüzünde bâki kalmaya çalışan nıııpİM rın âkibetidir. Bu insanlar; o zayıf ve düşük düşünceleriyle, haya
tın düşük seviyesinde yaşıyan ve âhireti inkâr eden kâfiri WİI
azabı hak ederek kendilerini süflileştirmişlerdir.
Sûre; ulvî hükmü ile mütenâsip ifadesini devam ettirerek kol ku ve dehşet saçan manzara karşısında hakikati blı daha beyan etmektedir :
«Allah huzuruna çıkmayı yalanlıyanlar doğrusu kııylıcıleolcı dir ki: Kıyamet saati onlara ansızın gelince, “DUnyıı'dıı işledlgnuN büyük kusurlardan ötürü yazıklar olsun bizlere” derler.» Ihı. mut
lak ve gerçek hüsrandır... Bu, düşük seviyede hayatlarım tlllo I tikleri için dünya husrânı âhiretteki âkibetlerinden dolayı da Ahi retlerinin husrânıdır. Bu, câhil ve gâfillerin hesaba kalmadık hm şaşırtıcı gündür:
«... Kıyamet saati onlara ansızın gelince: “Büyük kumuhırımızdan ötürü yazıklar olsun bizlere” derler.»
Daha sonra, yüklü hayvanları andıran hallerinin tasvirine ge çiliyor : «Ağırlıklarını arkalarına yüklenerek...» Aslında hayvan lurın durumu onlardan daha iyidir. Zira; ağırlıkları yükten Iha rettir. Bunların yükü ise günahlarıdır. Hayvanların yükii indin
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder