15 Nisan 2016 Cuma

Nihayet birgün zafer gelecektir. Öyle ise belirtilen zamanda aceleye lüzum yoktur, değişiklik olmayacaktır. Allah acele etmez. Zira dâva adamlarına ulaşan eziyet ve musibetler, peygamber dahi olsalar bu belirtilen zamanın çabucak gelip çatmasını gerektirmez. Çünkü dâva adamı kendisini acele etmeksizin Allah'ın takdirine teslim eder, tereddüd etmeksizin eziyetlere dayanır ve neticeden şüphesiz güven içerisindedir. Bütün bunlar zaferin zamanına ve belirtilen vadi İlâhîye bağlıdır.

bırakılmıştır. Allah hiç kimseye zulmetmez. Hidayeti isteyip o yolda gayret sarf edeni hidayete, bu yola arka çevirip direneni dalâlete ulaştırır. İki yoldan birinin seçilmesi Allah’ın takdir buyurduğu ezelî meşîyyet ile mümkündür. Her şey O’nun takdir ve iradesinin hudutları içinde cereyan etmektedir. Bununla beraber, âhirette hesaba çekilip ceza veya mükâfatla karşılanmak, kulun dünyadayken seçtiği yolun mahsulü olacaktır.1

*

**

EZİYYETLERLE DOLU YOL

Şimdi âyeti kerîmenin seyri içerisinde geçen bu âyet dalgalarını açıkladıktan sonra kısaca duralım ve bu dinin her nesilden dâva adamlarına yüklediği bütün emirleri ve ibret noktalarını kısaca özetliyelim. Zira buradaki hükümler hususî bir tarihî vakıa olmaktan uzak bütün nesilleri içerisine alan, bütün dâva adamlarını kaplayan gerçekler yığınıdır. Bu dine davet edenlerin önüne zaman ve mekân hududu tanımayan bir nizamın plânını çizer. Biz burada bu metodun bütün inceliklerini etraflıca anlatacak değiliz. Anlatamayız da zaten. Sadece yoldaki işaretler üzerinde bir nebze duralım.

Allah yoluna dâvet şüphesiz ki zor bir iştir. Bu yol zorluklarla tıkalıdır. Bununla beraber Allah’ın hakkı muzaffer kılacağı da şüphesiz kesindir. Ne var ki bu zafer Allah’ın İlmî ve hizmeti uyarınca yine kendi takdirine göre belirtilmiş olan zamanda gelir. Ve bu bizim için bir gaybtır, ne zaman geleceğini kimse bilmez. Hatta peygamber bile. Binaenaleyh bu yoldaki meşakkâtler iki esaslı amilden doğar. Birincisi yalanlama, İkincisi döneklik. Nitekim her dâvada ilk karşılaşılan bu iki durumdur. Ve bunun neticesi olarak dâva adamlarına karşı harpler ilân edilir, eziyetler baş gösterir. Bir başka zorluk da dâva adamının ruhunda doğan bütün insanların kendisinin zevkine erdiği doğru yolu benimsemesi, kendisinin tattığı tatlı nimete ulaşması arzusudur. Bir başka zorluk da Hak ehlinin gösterdiği hamaset ve hakikat açıkça ilân etme duygusudur İşte bu arzu ve istekler de zorluk bakımından, döneklikten, yalanlamadan savaş ve eziyetlerden farklı değildir. Ve bütünüyle bu engeller yoldaki meşakkati artırıcı amillerdir. İşte bu âyeti kerîme içerisinde geçen âyet dalgaları ve Kur’an’ın tevcihatı bütün yönüyle birlikte bu meşakkâtler ve engelleri bertaraf etmektedir. Bir taraftan bu dini tekzip edenlerin veya bu dâvaya savaş açanların yakinen çağırılmış oldukları yolun Hak yolu olduğunu ve bu daveti getiren Peygamberin Allah tarafından gönderilmiş doğru bir Peygamber olduğunu bildiklerini belirtmektedir. Ne var ki onlar bunu bilmelerine rağmen o dâvete icabet etmiyorlar. İnatlarında devam ederek ısrar ediyorlar. Çünkü kendi içlerinde bir döneklik ve yalanlama arzusu var. Halbuki Peygamberin beraberinde getirdiği bu hakikatler onun doğruluğunun delilidir. Çünkü bu gerçek insan fıtratına hitap eder. Ve insan fıtratı doğru yolda, sağlam alıcı cihazlara sahip olduğu takdirde canlılığını devam ettirdiği müttetce bu fıtrata hitap eden gerçekleri kabullenir: «Ancak onu işitenler kabul ederler»... İnkâr edenlere gelince onların kalpleri ölmüştür. Kendileri de ölüdür. Dilsiz ve sağır olarak karanlıkta yüzmektedirler ve sağırlar ne peygamberi ne de onun dâvetini duyabilirler. Dava adamının vazifesi ise ölüleri diriltmek değildir. Çünkü ölüleri diriltmek Allah’ın şanındandır. Bir yanda bütün bunlar, diğer yanda da hiç şüphesiz gelecek olan Allah’ın nasru inayeti Bütün bunlar hiç şüphesiz Allah’ın takdirine ve kanunlarına göre cereyan eder. Allah’ın kanunu acelece gelip çatmadığı gibi ilahi kelâm da değişmez. Nihayet birgün zafer gelecektir. Öyle ise belirtilen zamanda aceleye lüzum yoktur, değişiklik olmayacaktır. Allah acele etmez. Zira dâva adamlarına ulaşan eziyet ve musibetler, peygamber dahi olsalar bu belirtilen zamanın çabucak gelip çatmasını gerektirmez. Çünkü dâva adamı kendisini acele etmeksizin Allah'ın takdirine teslim eder, tereddüd etmeksizin eziyetlere dayanır ve neticeden şüphesiz güven içerisindedir. Bütün bunlar zaferin zamanına ve belirtilen vadi İlâhîye bağlıdır.

Bu İlâhî tevcihat İslâm dinindeki peygamberin ve peygamberi müteakiben gelen her çağdan dâva adamlarının vazifesini belirtiyor. Bunların vazifesi tebliğdir. Sonra da hak yolunda yürüyerek bu yoldaki meşakkâtlere sabredip tahammül göstermek. İnsanların hidayete gelmeleri veya sapıklığa dalmaları meselesine gelince .. kendisinin vazifesi değildir. Hem takati itibariyle, henı de fonksiyonu itibarıyle kendisinin dışında kalan bir hadisedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder