«Bu zalimler can çekişirlerken melekler ellerini uzatmış: “Can verin, bugün Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden, O’nun âyetlerine büyüklük taslamanızdan ötürü alçaltıci bir azâb ile cezalandırılacaksınız” derken bir görsen!.
Onlara: “And olsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi, —size verdiklerimizi ardınızda bırakarak — bize birer birer geldiniz; varlığınızda ortaklıkları olduğunu sandığınız şefâatçılarınızı beraber görmüyoruz. And olsun ki aramızda bağlar kopmuş, ortak sandıklarınız sizden ayrılmışlardır” denecek.»
Bu zor ağır ve korkunç bir sahnedir. Çepeçevre dehşet sarıyor. Tehdit ve korku iç içe yer alıyor. Büyüklenmenin Allah yolundan kaçmanın, iftira edip yalanlamanın cezası budur işte...
İNSAN FITRATI VE CAHİLİYYETİ
74 — İbrahim, babası Âzer’e: «Putları tanrı olarak mı benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir sapıklık içinde görüyorum» demişti.
75 — Yakînen bilenlerden olması için İbrahim’e göklerin ve yerin hükümranlığını şöylece gösteriyorduk.
76 — Gece basınca bir yıldız görmüştü: «İşte bu imiş Rabbim» dedi. Yıldız batıverince: «Batanları sevmem» dedi.
77 — Ay’ı doğarken görünce: «Bu imiş Rabbim» dedi. Batınca: «Rabbim beni doğruya eriştirmeseydi and olsun ki sapıklardan olurdum» dedi.
78 — Güneşi doğarken görünce: «İşte bu imiş benim Rabbim, bu daha büyük» dedi. Batınca: «Ey milletim! Doğrusu ben ortak koştuklarmızdan uzağım» dedi.
79 — «Doğrusu ben, yüzümü o gökleri ve yeri yaratmış olan Allah’a yöneltdim. Ben müşriklerden değilim.»
Kur’an-ı Kerîm’in şu âyetlerle canlandırdığı manzara gerçekten fevkalâde ve üstün bir manzaradır. Bir sahne içinde insan fıtratı yer alıyor. İnsan ilk karşılaşmada cahiliyyet anlayışının putperest düşüncesini reddediyor ve ona karşı çıkıyor. Sonra bu insan; elini bu nevi düşüncelerden silkeledikten sonra derin bir şevk ve
içten gelen bir arzu ile vicdanının derinliklerinde hissettiği gcıç ilâhını aramaya koyuluyor. Her ne kadar bu gerçek ilâhı vicdanır derinliklerinde yer etmişse de düşünce ve idrak dünyasında onu I türlü açıklığa kavuşturamıyor. O gizli bir atılganlık arzusu il«- lu şılaştığı her şeyle alâka kuruyor ve aradığı ilâhın bu olmasınııı ıııtlı kün olacağını düşünüyor. Nihayet derinliğine araştırınca onun gelip geçici olduğunu buluyor ve benliğinde yer etmiş olan AH gerçeğine ve sıfatına mutabık olmadığını görüyor... Sonra bir bakıyorsunuz ki hakikat bütün parlaklığıyle kalbine doğuyor gözü önünde tecelli ediyor. Ve o insan büyük bir sevinçle yerlini fırlıyor. Coşkun bir arzu ile bu hakikata yöneliyor ve gerçeğe Uİ* manın coşkunluğun içerisinde kendi benliğinde* gizlice yeı elıı olan gerçek duyguya mutabık olan mutlak gerçeğe ulır.ilığıııı onu yakînen bulduğunu açıkça belirtiyor. İşte İbrahim (AH m kalbinde tecelli zemini bulan bu gerçek fevkalâde ür;IHn I»Iı »tt ne şeklinde sunuluveriliyor. Ve âyeti kerîme Hz. İbrahim' geçirdiği bu büyük tecrübeyi şu kısa satırlar içerisinde en m ilimi mel şekliyle sunuyor. Aslında bu kıssa insan fıtratının hak vr hft1 karşısında takındığı tavrın kıssasıdır. Bu kıssa akide dava lının Ih sasıdır. Mümin bildiği gerçeği açıkça ilân ediyor ve onu •¡ovlerİM de hiç bir kimsenin alay etmesinden çekinmiyor. Davını heaahıı hiç kimseye hoş görünmeye çalışmıyor. Ne babaya, ne al leye, ı akrabalara, ne de millete karşı. Tıpkı Hz. İ b r a h I ııı ’Iıı halta ve kavmi karşısında takındığı şu kesin sert ve açık tavır gibi lav takınıyor:
«İbrahim, babası Â z e r ’e : “Putları taıırı ol aralı ıı
benimsiyorsun? Doğrusu ben seni ve milletini açık bir Niıpıklık İçli de görüyorum.” demişti»...
Burada İbrahim (A.S.) ın diliyle konuşan haddi /alıl da insan fıtratıdır. Hz. İbrahim kendi duygu ve idrâkiyle gı çek ilâhına kavuşmuş değildi. Sadece onun selim duygulara «alı! fıtratı evvelemirde kavminin tapınmakla olduğu bu pulların Ihıl lığını kabul etmedi. İ b r a Iı i m (A.S.) m kavmi I ı a k ı yaşayan K e 1 d â n i 1 o r idi. Yıldızlara ve gök cisimlenin1 n pındıkları gibi putlara da tapınırlardı. İbadet edilmeye lâyık ola
FtsilAl-ll Kur’ıın, « ' ı
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder