28 Mayıs 2016 Cumartesi

Çoktandır islami ilimler üzerine içtihat yapılmadığından Şeytan devreye girmiş eski içtihatlar üzerinden kişilerin algılamasını bozarak Fikirlerini empoze etmiştir.onun için İslam yanlış anlatılmaktadır.Doğrusunun başlangıcı burdadır.

35*Ey Adem oğulları,size aranızdan ayetlerimi okuyan peygamberler geldiğinde her kim bunlara karşı gelmekten sakınır ve gidişini düzeltirse işte onlara korku yoktur.onlar mahzunda olacak değillerdir.

Not,Çoktandır islami ilimler üzerine içtihat yapılmadığından Şeytan devreye girmiş eski içtihatlar üzerinden kişilerin algılamasını bozarak Fikirlerini empoze etmiştir.onun için İslam yanlış anlatılmaktadır.Doğrusunun başlangıcı burdadır.

36*Ayetlerimizi yalanlayıp onlara inanmayı kibirlerine yediremeyenlere gelince,onlarda ateşin yaranıdırlar.orada ebedi kalacaklardır.

37 - Allah’a karşı yalan uydurup iftira eden ve O’nun âyetlerine yalan diyen kimseden daha zâlim kim olabilir? Kitab’daki payları kendilerine erişecek olanlar onlardır. Meleklerimiz canlarını almak üzere .geldiklerinde onlara: «Allah’dan başka taptıklarınız nerede» deyince, «bizi koyup kaçtılar» derler. Böylece, inkârcı olduklarına kendi aleyhlerine şahidlik ederler.

38* Allah: «Sizden önce geçmiş cin ve insan ümmetleriyle birlik siz de girin bu ateşin içine» diyecek. Her ümmet girdikçe kendi yoldaşına lâııet eder. Hepsi birbiri ardından cehennemde toplanınca, sonrakiler öncekiler için «Rabbimiz, bizi sapıtanlar işte bunlardır,onlara ateş azabını kat kat ver derler.Allah "herkes için kat kattır,ama bilmezsiniz"der.

«Şayet o Allah’tan başkasının nezdinden gelmiş olsaydı, onda pek çok ihtilaf bulurlardı.»

görmüştür. Çünkü derinliğine mütalâa edilirse görülecektir ki meselede hâkimiyet hakkı mevzuu bahs olmaktadır. Peki bu hak kime aitti? ve beşer hayatını kim idare edecektir. Aynı zamanda mahkûmiyet (ubudiyet) te mevzuu bahsdir ki, bu kime yapılacaktır? Görülüyor ki, aynı hususiyeti ihtiva eden meseleler aynı metod ve aynı üslûblarla karşılanmaktadırlar.

Hak Teâlâ ne kadar güzel, ne kadar yerinde buyurmuş :

«Şayet o Allah’tan başkasının nezdinden gelmiş olsaydı, onda pek çok ihtilaf bulurlardı.»

Akâid meselelerine geniş yer veren sûre-i  r â f ile sûre-i E n ’ a m ’ın muhtelif konulardaki üsluplarını dikkatle incelediğimiz zaman, Kur’an’daki metod değişmezliğinin ehemmiyeti daha iyi anlaşılmaktadır. Zira konunun değişik olması, temel meselelerde cahiliyete karşı kullanılan metodun aynı olmasına engel teşkil etmez. ve tenzih ederiz bu Kur’an’ı inzal buyuran Allah’ı!...

De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kıldığını söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluktan ötürü çocuklarınızı öldürmeyin» — sizin ve onların rızkını veren biziz — «Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.»

sen bildiğimiz ölüm murat olunmuştur, yahut ta, milletlerin mukadder zaman içinde kuvvet ve satvetlerini kaybederek yerlerini başkalarına terk etmeleri kastedilmektedir. Hangisi rnurad edilirse edilsin, mukadder zamanı uzatmak ya da kısaltmak imkânına sahip değiliz.

*

* #

Kur’an, aşağıdaki iki hadiseyi öylesine biribirine benzer metotlarla karşılamıştır ki, burada bu benzerliği kaydetmeden geçeni iyeceğiz. Bu hadiselerden biri, —sûre-i E n ’ a m ’da anlatıldığı üzere— cahiliyet mensuplarının adak ve kurbanlar hakkında haram veya helâl gibi mesnetsiz hükümler vermiş olmaları. Diğeri ıso burada anlatılan kıyafet ve yiyecek mevzuunda, yine aynı cehalet mensublarınm uydurma âdetleridir.

Cahiliyet mensuplarının meyve ve hayvanlar hakkında verdikleri hükümler vardı. Adak şöyle olur, kurban böyle olmaz, gibi akideleri ve gelenekleri vardı. Bir de bunu, Allah’ın emriymiş gibi göstermeye çalışırlardı. Allah’ü Teâlâ evvelâ bunların inanç ve geleneklerini anlatmış, sonra da Allah’a yaptıkları iftirayı açığa çıkarmak için, şunu Allah haram kıldı, bunu Allah helâl kıldı, gibi sözlerinin mesnedini sormuştu. «...Yoksa Allah size bunları buyururken orada mı idiniz? İnsanları, bilmediklerinden sapıtmak için Allah’a karşı yalan uyduranlardan daha zâlim kimdir? Allah, zâlim milleti doğru yola eriştirmez.»3

Allah’a ait olan hâkimiyete ortaklık gayretlerini de İlâhî bir takdirin ve emrin neticesiymiş gibi göstermeye çalışarak bir kaçamak yolu aramışlardı. 
Kur’an bunu da cevapsız bırakmadı:

Puta tapanlar: «Allah dileseydi babalarımız ve biz puta tapınır/. ve hiçbir şeyi haram kılmazdık» diyecekler. Onlardan öncekiler de, bizim acı gücümüzü tadana kadar böyle demişlerdi. Onlara: «İtize karşı çıkarabileceğiniz bir bilginiz var mı? Siz ancak zanna uyuyorsunuz ve sadece tahminde bulunuyorsunuz» de. Üstün delil Allah’ın delilidir. O dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi» de. De ki «Allah’ın bunu haram kıldığına şahitlik edecek şahitlerinizi getirin.» Şahitlik ederlerse, onlarla beraber olup sözlerini kabullenme,
I. I ıı'ıım : 144
âyetlerimizi yalanlayanların ve âhirete inanmayanların heveslerine uyma; onları Rablerine başkalar mı eşit tutuyorlar.4

Müşriklerin, bâtıl iddiaları ve Allah’a attıkları iftiralar tek/.il) edildikten sonra, gerçek haram ve emirleri açıklaması için Peygambere emir verildi. Peygamberin yapacağı açıklama, tek ve sıhhatli kaynağa dayalı olacaktı ki, bu kaynaktan başka kaynağa dayanmak /oten normal karşılanmazdı.

De ki: «Gelin size Rabbinizin haram kıldığını söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anaya babaya iyilik yapın, yoksulluktan ötürü çocuklarınızı öldürmeyin» — sizin ve onların rızkını veren biziz — «Gizli ve açık kötülüklere yaklaşmayın, Allah’ın haram kıldığı cana haksız yere kıymayın. Allah bunları size düşünesiniz diye buyurmaktadır.»5

Birinci hadise karşısında sûre-i E n ’ a m ’da Kur’an’ın lal bık ' iliği metodu öğrendik. Burada da, yani ikinci hadise karsısında da ııynı metod uygulanmış ve aynı üslûp takib edilmiştir.

önce çıplaklık yönünden yaptıkları fuhuş (fenalık), kıyafet v yiyecekler mevzuunda haram helâl gibi kendiliklerinden İmi mu vermiş oldukları ve böylece şirke düştükleri anlatılmış, içine dır, lükleri şirk ve fenalıktan sakınmaları hatırlatılmış, şeytanın laall veli ve desisesi sonunda Adem ile H a v v a ’nın cennetle lun adaşlıkları çıplaklık faciası zikredilmiş ve Allah’ü Teâlû’nııı Ulur. elbİNeyi nimet olarak gönderdiği beyan buyurulmuştur. Sonra bu İm nııtla uydurdukları helâl ve haram ahkâmının bilhassa Allah'ın em tiymiş gibi göstermiye kalkışmalarını Allah (C.C.) reddetmiş ve "De kİ: Allah’ın kulları için yarattığı ziynet vc temiz n/ıklmı lılın limanı Hıııiş? De ki: Bunlar, dünya hayatında îınıııı edenlerindi» Kıyamet gününde ise sadece onlar içindir.» buyurmuştur Yiyerek ve giyecek konusunda varit olan gerçek İlâhî emir açıklanmış, on Itırın iddia ve iftiralarının yersizliği meydana çıkarılmışın «De kİ: Itııhlılnı ııılAleti emretti» «Ey Âdem oğulları, her mescide güzel el hUrlorlni/l giyinerek gidin, yiyin için fakat israf etmeyin, (,'üııkil A İlah müsrifleri sevmez.»

Km'aıı hor iki hadiseyi de karşılarken îman ve şirk ile alâkalı
* t ıı «m | MN 149-150. ' I ıı mıı ISI,

Defile salonları ve bunların desinatörleri, moda evleri ve güzellik hocaları işte günümüzdeki modern cahiliyetin yetiştirdiği erkek ve kadınlara göz açtırmayan budalalıkların gerisinde gizlenmiş olan tanrılar... Bu tanrılar buyruklar veriyor ve peşlerinde giden yeryüzünün dört bucağına dağılmış serseriler ve başı bozuk hayvanlar gürûhu gülünç şekilde bu buyruklara itaat ediyorlar.

konularla Allah’a ortak koşma, İlâhî kanunlar yerine kanun vaz’ederek tanrılığa kalkışmak gibi konularda dünkü cehalet mensublarının anlayışıyla bugünkü cehalet mensublarının anlayışı arasında ne fark var?

Arap müşrikleri açık geziyorlardı... Bu mevzuda telkini, arap  yarımadasında hükümranlıklarını garanti etmek için arabın cehaletini istismar eden yer tanrılarından alıyorlardı. Diğer cahiliyet mensupları da aynen bunlar gibiydi. Çünkü onlar da telkinatı kâhinlerden, reislerden, kilise ve havra mensuplarından almakta idiler.

işte, bugünün kadın erkek müşrikleri de, aynen dünküler gibi yer tanrılarına uyuyorlar ve emirlerini geri çevirme imkânına sahip olamıyorlar.

Defile salonları ve bunların desinatörleri, moda evleri ve güzellik hocaları işte günümüzdeki modern cahiliyetin yetiştirdiği erkek ve kadınlara göz açtırmayan budalalıkların gerisinde gizlenmiş olan tanrılar... Bu tanrılar buyruklar veriyor ve peşlerinde giden yeryüzünün dört bucağına dağılmış serseriler ve başı bozuk hayvanlar gürûhu gülünç şekilde bu buyruklara itaat ediyorlar.

Kimler vardır bu moda evlerinin arkasında? Güzellik salonları kime çalışır? Çıplaklık ve açıklık tutkusuyla yanıp tutuşanları . kim getirir bu hale? İnsanlık aleyhine şeni hamleyi yöneten dergilerin, gazetelerin, romanların, hikâyelerin, afişlerin arkasında kimler var acaba? Bu dergilerin bazıları o hale gelmiştir ki artık onu alan sırf ahlâksızlığın çeşitlerini öğrenmek için alır ve elden ele dolaştırır. Peki bütün bunların arkasındakiler kim?...

Bütün dünyada bu nevî müesseselerin arkasında yahudinin , gizlenmiş bulunduğunu bilmelisiniz. Şeytana mağlûb olan hayvanlara karşı tanrılığını sürdüren yahudiler, tahrim hünerleriyle dünyanın her tarafında hedeflerine ulaşıyorlar. Bunlar hedeflerine kademeli olarak ulaşmaya çalışırlar. Önce bahsettiğimiz alışkanlığı aşılarlar. Bu yoldan ruhî ve ahlâkî çözülmeleri yaygınlaştırırlar. Temiz beşerî duyguları fesada verdikten sonra insanlığı modacıların oyuncağı haline getirirler ve sıra İktisadî hedefin gcrçckleşmesine gelir. Makyaj için harcanacak paralar, moda yükünden israf edilen kumaşlar ve bu kesimde kurulacak sanayi, gıdasını buradan alacaktır.
Elbise ve kıyafet meselesi İlâhî kanun ve prensiplerden ayrı düşünülemez. Elbisenin îmanla ilgisi olduğu için şirkle de ister is temez arasında bağlantı kurulmuş oluyor.

Kıyafetin çeşitli sebeplerden dolayı îman ve şeriatle alâkası vardır. Mesele Allah’ın tahdidi meselesidir. O, bu mevzuda insanlara bir yön vermiştir. İnsanların tevcih edildikleri bu yönün; yalnız ahlâkî ve İktisadî sahalarda değil hayatın her alanında büyük tesiri vardır.

Diğer taraftan «insanın» beşerî hasletlerini ortaya koyması, İnsanî karekteri hayvani karektere galib kılması bakımından da kı yafetle şeriatın alâkası vardır.

Fakat cahiliyet mensubları; düşünceleri, zevki selimi, ahlaki değer ölçülerini tersyüz ettikleri için —hayvanlar gibi çıplanmayı ilericilik olarak vasıflandırırlarken insanca yaşamayı da geriçilik ve irtica olarak değerlendirirler. Beşerî fıtrat ve insani hasletler ancak bu kadar bozulabilirdi!...

Meselenin İslâmî ve İnsanî yönü bu iken bizim cühelâ gürühu kalkar, efendim; dinle kıyafetin, dinle kadın giyim ve kuşamının, dinle makyaj işinin ne ilgisi olabilir? derler. Gerçekleri ters görme, her devirde cahiliyet mensuplarına bulaşmış bir illettir. Tefrruattan gibi görünen bu meselenin İlâhî ölçüler içerisinde islami nokta-i nazardan büyük ehemmiyeti vardır. Çünkü önce bu mesele tevhid veya şirk meselesidir. İkinci olarak ta, beşeri fıtratın, ahlâkın, toplumun, hayatın ya tamamen salahı ya da tamamen fesadı meselesi olmaktadır. Âyet, önemli inanç konulularındaki uslubuna  uygun olarak etkili bir uyarmada bulunmakla ve yeryüzünde kalacakları zamanın muayyen ve mahdut olduğunu, ecel gelinen ömrün bir lahza bile zamanını şaşırmayacağını hatırlatarak insan oğlunu İkaz etmektedir:

34 «Her ümmetin mukadder bir eceli vardır. Vakitleri dolunca, ne bir saat geri bırakabilirler, ne de öne alabilirler.»

Bu İnanç İslamın temel prensiplerinden biridir. Zikri ve şükrü unutarak paslanan kalblerin tellerine âyet işte bu azametle vuruyor Uyarmak istiyor onları. Hayatın uzaması aldatmasın sizi diyor,

Mumdaki «ecel» ile ya her neslin hayatla ilişkisini k<

«De ki: Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiç bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söyleminizi haram kılmıştır.»

Âyette; nimetlerin haram kılınmasına şiddetle karşı koyulurken güzel elbise ve temiz rızıkların mü’minlerin — ihsan edici Halika îmanlarının mükâfatı olarak— hakları olduğu beyan edilmektedir. Her ne kadar dünyada bu nimetlere mü’min olmayanlar da iştirak ederlerse de, âhirette yalnız mü’minlere tahsis edilecek, kâfirler bundan faydalanamayacaktır.

«De ki: Bunlar, dünya hayatında îman edenlerindir. Kıyamet gününde ise sadece onlar içindir.»

Allah’ın âhirette kendilerine tahsis etmiş olduğu nimetlerin burada haram kılınması elbetteki düşünülemez.

«Bilen kimseler için âyetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.»

Bu dinin gerçeklerini bilenler ancak, bu açıklamalardan istifade edebilirler.

Gerçekten de Allah’ın haram kıldığı şeyler vardır. Ama bunlar, itidali kaybetmeden ziynetlenmek, kibir ve israfa vardırmadan güzel nimetleri yiyip içmek gibi şeyler değildir. Asıl haram olan, ilahî düsturun hilâfına yaşamak ve yaşatmak istedikleri hayattır.

«De ki: Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiç bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söyleminizi haram kılmıştır.»

İşte Allah’ın haram kıldıkları! Gizli açık şeriate aykırı davranışlar, fenalıklar, günahlar... İsyanlar, haksız tecavüzler... Hakk’a ve adalete aykırı davranış ve zulümler... Allah’tan başka kimsenin yapamayacağı işlere başkasını karıştırmalar... Allah’a ortak koşmalar...

Cahiliyet devrinde yapılanlar da işte bunlardandı. İnsanlara büküm koymak için Allah’tan başkasını ona eş koşmak ve bir takım insanlara ülûhiyyet özelliği vermek.. Bilmeden Allah hakkında laf etmek, onların dedikleri gibi helâl ve haram hükmü çıkarmak, bunları da hiç bir bilgi esasına dayanmadan Allah'a isnad etmek... gibi hususlar her cahiliyette rastlanan şeylerdir.

İlk defa bu âyetle muhatab olarak Hak Teala'nın «De ki Allah'ın kulları için yarattığı ziyneti ve temiz şeyleri kim haram kılmış"
 tarzındaki ihtarını hakkeden müşriklerin tutumu ile ilgili Kelbî’nin rivâyeti gerçekten de son derece hayret vericidir...

Kelbî diyor ki:

«Müslümanlar elbise giyinerek Kâbeyi tavaf ettikleri zaman müşrikler onları ayıbladılar. Onun üzerine bu âyet indi.»

Bakın cahiliyet, kendi mensublarını ne hale getiriyor. Cahiliyet yüzünden insanlar Kâbeyi üryan olarak tavaf ediyorlardı. Allah'u Teâlâ’nın Âdem ile Havva ’dan bahsederken ifade buyurduğu «Ağaçtan meyve tattıklarında kendilerine ayıb yerleri göründü, cennet yapraklarını üst üste koyup oralarını örtmeye başladılar>• Ayeti celîlesinde anlatılan fıtratı selimeden uzaklaşarak tabiatları bozulmuştu. Bunlar müslümanları insanların haysiyetini artıran, yaratılışındaki güzelliği setir yoluyla selâmete çıkaran, insanlık hasletlerini geliştiren, hem ruhen hem de bedenen çıplak hayvanlar aleminden ayıran, Allah tarafından ihsan edilmiş bir nimet olan elbiseyle örtülü olarak Kâbeyi tavaf eder görünce ayıplamış* lardı, Müslümanlar, yaratılışa uygun olan ziynetle Kâbeyi tavaf ediyor ve bu hareketlerinden dolayı ayıplanıyorlar. Esef edilecek şey...

Cahiliyetin insanlara yaptığı, yaptırdığı bu, işte!. Fıtratı bozar, zevkleri değiştirir, düşünceleri yıpratır, değer ölçülerini ve kıstasları alt üst eder. Peki, bugünün cehaleti veya cahiliyeti neler yapmaktadır? O zamanki Arap, eski Yunan, Roma, Fa r s müşriklerinin ve nihayet her zaman her yerde gelip geçmiş müşriklerin yaptıklarından başka ve farklı bir şey mi yapıyorlar?

İnsanları elbiselerinden soyup haya ve takva duygularından uzaklaştırarak bunun adına, medeniyet, ilericilik, yenilik demiyorlarmı? Sonra da namuslu kadın ve kızlarımızı kapanmış görünce •gericiler», «tutucular», «köylüler» diyerek ayıplamaya kalkışmıyorlarmı?

Görülüyor ki, metod aynı meteddur. Herşey aynı metodla ters yüz ediliyor. Değer ve kıstaslar eski cahiliyetlerde nasıl başkalaştırıldıysa şimdi de öyle yapılıyor. Kibir ve şımarıklık yine o zaman ki kibir ve o zamanki şımarıklık. Şımarıklık, çıplaklığa özenilmesi, değerlerin ters yüz edilmesi, hayvanlaşmak, şımarıklık etmek gibi konularla Allah’a ortak koşma, İlâhî kanunlar yerine kanun vaz’ederek tanrılığa kalkışmak gibi konularda dünkü cehalet mensublarının anlayışıyla bugünkü cehalet mensublarının anlayışı arasında ne fark var?

27 Mayıs 2016 Cuma

Ey Âdem oğulları, her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah müsrifleri sevmez.»

GÜZEL NİMETLERDEN İSTİFADE

Geçilmesi mukadder olan bu yoldaki uzun yolculuğun öteki bölümüne geçmeden önce yapılmış olan duraklama sırasında 
« insanoğlu»na yeniden çağrıda bulunularak:

31 Ey Âdem oğulları, her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek gidin, yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah müsrifleri sevmez.»

32 — De ki: «Allah’ın kulları için yarattığı ziynet ve temiz rızıkları kim haram etmiş? Bunlar, dünya hayatında îman edenlerindir. Kıyamet gününde ise sadece onlar içindir.» Bilen kimseler için âyetlerimizi böylece uzun uzun açıklıyoruz.

33 — De ki: «Rabbim sadece, açık ve gizli fenalıkları, günahı, haksız yere tecavüzü, hakkında hiç bir delil indirmediği şeyi Allah’a ortak koşmanızı, Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.»

Burada akîde ile ilgili temel gerçekler, özellikle o devirdeki arap müşriklerin durumu ve umumî olarak ta dünya hayatı boyuncu insanoğlunun karşılaşacağı durumlar dikkate alınarak, teyit ve tekrar edilmiştir.

Yine burada hakikatlerin en belirgin olanı: Allah’ın kanunlarına müracaat etmeden, O’nun kulları için yarattığı güzel rızıkları kendi kendilerine haram kılmış olmalarıyla şirk (Allah’a ortak koşmak) arasında kurulan bağlantıdır. Şirk, bilmedikleri şeyi Allah’ın üzerine atıp «bu Allah’tandır» diyerek, helâlı haram kılanların doğrudan doğruya vasfı olmaktadır.

Allah, insanları elbiseyle ziynetlenmeye. davet ediyor. Onların elbiseyi yasakladıkları ve çıplak olarak yaptıkları tavaf dahil, her ibadet esnasında bunun böyle olmasını istiyor. Esasen elbise Allah tarafından kullarına nîmet olarak gönderilmiştir. Neyi gönderdi ve nasıl emrettiyse o şekilde ibadet etmeleri gerekirdi. Soyunmak ve fenalıklara koyulmakla değil...

«Ey Âdem oğulları, her mescide güzel elbiselerinizi giyinerek
gidin.»

Ayrıca Allahü Teâlâ israf etmemek kaydıyla güzel yiyecek ve güzel içeceklerden istifade etmelerini emrediyor.
«Yeyin için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah müsrifleri sevmez.»

Öğrenildiğine göre elbise konusunda mesnetsiz yasaklamaları gibi yiyecekler konusunda da yapmışlardı. Kureyş’in uydurduğu bidatlerden biri de buydu.

Sûhihi müslimde Hişam’ın Urve ’den, U r v e ’nin do imhasından naklettiği bir rivâyet vardır. Bu rivâyete göre:

Kureyşlilerin dışında kalan araplar Kâbeyi çıplak tavaf edeı lei'dl, Yalnız Kureyşlilerin elbise verdikleri müstesna erkekler n lıokltre, kadınlar kadınlara elbiselerini verirlerdi. Herkes A ı a I a t ıı çıktığı vakit Kureyşliler müzdelife de kalırlar ve: «İli/ İni» rcın ehliyiz araplara bizim elbisemizi giyinmeden tavaf etmeli y>< kışına/, Ilizim ülkemize gelenler ancak bizim yemeğimizi yiyolılllı loı » derlerdi. Onların Mekke’de emânet elbise alacağı bir arlında yi veya elbise kiralayacak parası yoksa Kâbeyi ya çıplak yahni da İtendi elbisesiyle tavaf ederlerdi. Ancak tavaftan sonra bu elbiseyi çıkarıp atar ve bir daha da kimse, «ATIK» denilen bu elbiseye dn lııııımazdı.

K u r t u b î’nin «Ahkâm el-Kur’an» adlı tefsirinde «(’alilli-yol devrinde araplar hac günlerinde etli yemek yemezler, İm sil yİ yereklerle idare ederler ve tavafı çıplak yaparlardı» deniyor Mu

sebeple onlara:

«ICy Ad eni oğulları, her mescide güzel elbiselerinizi glylıtoırlı Mlıllıı. Yiyin için fakat israf etmeyin» emri verilmiştir Yani, hatam

t ılınmayan nimetleri haram kılma mevzuunda İsrafa gitmeyiniz isaf, helâlı haram saymakla olabileceği gibi, haddi tecavüz etmekle de olabilir. Aslında her ikisi de haddi tecavüzdür. Ihı da blı do (jetlondtrnıc şeklidir, o da... Âyette, güzel yiyecek ve glyerekleı den faydalaııdmasına, her mescide gidilirken güzel elbiselerin glyl nllıneitlne dair vaki olan dâvetle yetinilmemiş, Allah’ın kığları için lisan buyurduğu güzel rızık ve elbiselerin —kulların görünüşüne ıf• m e kısıtlanamıyacağı ifade buyrulmuştur. Zira bir şeyin ha

• on m ya helâl kılınması ancak İlâhî düstur ile mümkündür.

«Ih- İti: Allnlı'm kulları için ynruttığı ziynet ve temiz rızıklıın I* ün hamın etmiş?»

1'1/ıılAI II' Kııı'ım, Cl U I1' t

Allah’ın emir ve kanunları iddia edilerek değil, peygamberlerine gönderilen kitablarda görülerek öğrenilir.

Sonra Allah'ın fenalığı emrettiğini onlara kim söylemiş? Allah’ın emir ve kanunları iddia edilerek değil, peygamberlerine gönderilen kitablarda görülerek öğrenilir. 

Allah’ın emir ve hükümlerini öğrenebileceğimiz başka bir kaynak yoktur. Bir emre —Allah’ın kitabında ve resulün tebligatında rastlamadıkça— «Allah’ın emridir» demek kimsenin hakkı ve haddi değildir. Bir emrin, Allah’ın buyurmuş«olduğu ilmi yakîn halinde kesinlik kazanması için dinde sözü mesnet kabul edilen kişi (peygamber) tarafından bildirilmiş olması lâzımdır. Aksi halde her insan aklına geleni ortaya sürerek «dîn-i İlâhîde bu böyledir» der. Ondan sonra önü alınmayan bir keşmekeş bir başı bozukluktur sürüp gider.

Cahiliyet her zaman cahiliyettir. Devamlı olarak temel karekterini muhafaza eder. Ve insanlar cahiliyete düştüklerin de her defasında biribirine benzer sözleri söylerler. Aralarında zaman ve mekan farkı ne olursa olsun, biribirine benzer düşünceleri tekrar ederler. Bugün bizim içinde yaşadığımız cahiliyet muhitinde gün gecmez ki yalancı ve müfteri birisi çıkıpta kendi arzusunun telkini ile bazı şeyler söyleyerek bunların Allah’ın sözleri olduğunu söylemesin zaman geçmez ki, şımarık bir edepsiz çıkıpta dinin emirlerini redderek söze başlayıp «dinin böyle olması imkânsızdır... dinin böyle şeyler emretmesi katiyen mümkün değildir... şüphesiz dinin böyle bir şeyi nehyetmesi olamaz...» kendi arzularına göre bir şeyin saçmalamış olmasın.

Allah’ın fenalığı emretmiyeceği, aksine her şeyde adâleti, iti-• l.ıll emredip fenalığı, tecavüzü yasakladığı, ibadet ve dinî kaidelere ■ehal gösterilerek Kur’an ve peygamberin söylediklerinin tatbik ' dilmesi gerektiğini, herkesin keyfince konuşarak bu, Allah’tandı!, dlyemiyeceğini, halisane olmadıkça dinin ve ubudiyetin makbul olamıyacağım, şahıslara hürmeten dinin ifâ edilemiyeceğini, Ilımların ancak Allah için yapılabileceğini, Hak Teâlâ beyan buyurmuştur:

«l)e ki: Rabbim adâleti emretti; her secde edişinizde yüzünüzü O’na doğrultun; dinde samimi olarak O’nu yalvarın.»

Görülüyor ki, Allah’ın emirleriyle onların iddiaları tezat halimledir. Onlar kendileri gibi kul olan atalarının uydurdukları dine İnini oluyorlur. Ve bu Allahtandır dlyorlaı Allah (C.C.) ise on-
ların bu iddialarını reddediyor. Onlar açık saçıklığa özeniyorlar, Allah (C.C.) ise ayıp yerlerin örtülmesi için libası, ziynetlenmek için de elbiseyi nimet olarak gönderdiğini bildiriyor, hayat ve ibadetlerini düzenleyici kanunları vaz’etmek için yetkili olduklarım iddia etmelerini de şirk olarak vasıflandırıyor. İzahatın bu nokta uında Kur’an, onlara öğüt vermekte ve uyarmaktadır. Ayrıca ta yln edilen imtihan süresi sona erdikten sonra herkesin, ameliyle iki gıub hulinde Allah’a döneceği açıklanmıştır. Grubun biri Allah'ın emrine, öteki ise şeytanın emrine uymuş olarak...

«İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz. Allah İiiniiii lardaıı bir kısmını doğru yola eriştirdi. Fakat bir kısmı da Nitpık lığı bak etti. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıb şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.»

Mu ifade, insanlığın büyük seferinin başlama noktası İle um bulma noktasını birleştiriyor. Hareket noktası ile varış noktası hıı Çok canlı ve beliğ bir ifadeyle anlatılıyor.

«İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.»

Sefere zaten iki grub halinde başlamışlardı.

1 — Âdem ile Havva.

2 — Şeytan ve taraftarları...

İki grub halinde de dönmüş olacaklar. Bunlardan hlıl InlAım kabul etmiş, Allah’a inanmış, emirlerine uymuş olan Adem İle llm. va ve evlâtları...

öteki ise İblis ve taraftarları. Allah (C.C.) cehennemi hıınlaı la dolduracak. Çünkü bunlar, kendilerini doğru yokla sanmak Ih linin vesayeti altına girmişler ve onu kendilerine veli kaimi elliliklerdi Allah, kendi vesayeti altına girenleri hidayette devanı eldi ııilş, şeytanın vesayetini kabul edenleri ise dalâlete sevk etmişti Köylere, iki grup halinde başlayan yolculukları yine iki grup ha İllide devam ediyor.

«Allah insanlardan bir kısmını doğru yola eriştirdi, fakat hıı İiiniiii ılıt sapıklığı hak etti. Çünkü bunlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmiş ve kendilerini doğru yolda sanmışlardı.»

Dönüşlerinin de iki grup hajinde olduğunu görüyoruz. Şöyle hlı gö/ alış, yolculuğun iki yanını da görmeye yetiyor. Kur’un’ın he l|j» lininini dışında bir ifadeyle hadiseyi böylesine canlandırmak mümkün değildir...