İslam’ın bu şekildeki faaliyet metodunu öğrenince Mekke’de takip ettiği metodun esas olduğunu öğrenebiliriz. Mekke devresi ilk müslüman cemaatın neşet etmesine has bir şart ve durum merhalesine uygun bir metoddan ibaret değildir. Bu devrede takip edilen metod demektir ki o metod olmadan bu din binası asla yükselemez.
NAZARI ETÜDLER
Gerçekten İslâm’ın vazifesi sadece insanların inancını ve pratik hayatını değiştirmekten ibaret değildir. Bununla birlikte İslâm’ın vazifesi insanların düşünce metodunu zihinlerine ve pratik hayatlarına el atma tarzlarını da değiştirmektir. Bu durumuyla İslâm. İnsanlar tarafından konan eksik ve gülünç nizamlara tabiatı İtibariyle muhalif olan Rabbânî bir nizamdır.
Rabbânî bir düşünce tarzına ve Rabbânî hayata; Rabbânî mefkureden başka bir yolla ulaşmamız imkânsızdır. İnsanların kendi düşünce esaslarını bu nizama göre tashih etmelerini ve canlı faaliyetlerini buna göre ayarlamalarını Allah’ü Taâlâ’nın irade buyurduğu bu nizam yoluyla ancak ulaşılabilir.
Biz, İslâm’ın sadece nazarî etüdlere hasredilmesini istediğimiz zaman, Rabbânî nizamın tekevvün metoduna aykırı hareket etmiş oluruz. Rabbânî nizamın düşünce metodunu; tabiatının dışına çıkarmış oluruz. Ve İslâmiyeti beşerî düşünce yollarına İndirmiş, boyun eğdirmiş oluruz. Sanki Rabbânî nizam beşeri nizamlardan daha aşağı imiş gibi! Sanki biz Allah’ın düşünce ve hareket metoduyla ilerliyerek kulların koyduğu metodun hizasına ulaşmak istiyormuşuz gibi!..
Bu yönden mesele büyük bir önem kazanır. Bu hususta hezimet ise son derece öldürücüdür.
Rabbani nizamın vazifesi, bize (İslâm dâvasına sahip çıkan herkese) özel bir mefkûre metodu vermesidir. İşte onun sayesinde biz yeryüzüne hâkim olan cahiliyyetlerin düşünce metodunun pisliklerinden temizlenebiliriz. Kafamızı baskı altına alan, çirkeflerini kültürümüze kadar sızdıran artıklarından kurtulabiliriz... Şayet bu dine, bu dinin tabiatına tamamen yabancı, etrafta hâkim olan cahiliyyetin düşünce metodlarından bir metodla uzanmak istersek, bu dinin beşeriyette icra etmek için geldiği fonksiyonunu kaldırmış, iptâl etmiş oluruz. Böylece kendimizi de asrımızda hâkim olan cahiliyyet metodlarının baskısından kurtarma fırsatını kaçırmış oluruz. Bu cahiliyyet nizamlarının kafamıza ve benliğimize serptiği çirkeflerden temizlenme fırsatını kaybetmiş oluruz.
Mesele bu yönden de büyük bir ehemmiyet kazanır. Bu hususta kaybedilecek fırsatlar gerçekten öldürücü olur.
İslâm binasında hareket ve düşünce metodu değer ve zaruret bakımından itikadî tasavvur ve pratik hayat nizamından daha az kıymet ifade etmez. Ayrıca bunun ikisi birbirinden ayrılmaz. Ne zaman ki bu düşünceyi ve nizamı dille ifade suretinde takdim etme tarzı kafamızdan geçerse şunu asla aklımızdan çıkarmamalıyız ki ortaya çıkan şey hiçbir zaman yeryüzünde İslâmî hareketi ve İslâm’ın pratik şeklini temsil etmez. Ayrıca şunu da göz önünde bulundurmalıyız ki bu şekilde İslâm’ı takdim etme tarzımız pratik İslâm hareketiyle fiilen uğraşanlardan başka kimseye faydalı olmaz.
Bir kere daha tekrar ediyorum. İtikadî düşüncenin ilk anda hareket sahibi bir cemaat halinde ortaya çıkması şarttır. Aynı zamanda bu hareket halindeki cemaatın, itikadî tasavvurun gerçek yönünü sağlam bir şekilde temsil etmesi ve onun canlı bir tercümanı olması gerekir.
Bir kere daha tekrarlıyorum. İşte İslâm’ın Rabbânî nizamının tabii metodu budur.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder