31 Mart 2016 Perşembe

Çünkü bu kitle kendi hayatını İslâm esası üzerine ikame etmek ve hayatının her cephesinde Allah’tan başkasının hâkimiyetini yok etmek için hem kendi kendisine hem de cemiyet içerisinde karar vermiş ve öylece işe girişmiş demektir.

Evet hem vicdanlarında, hem de duygularında bunun yer etmesidir. Hem pratik hayatlarında hem de İçtimai yaşayışlarında bunun hâkim olmasıdır...

Evet, insanları İslâm’a davet etmenin esası bu kaziye olmalıdır. Tıpkı ilk defa İslâm’a dâvet edilirken olduğu gibi. İşte bu daveti 
M e k k e’de nazil olan Kur’an âyetleri tam onüç bu kadar yıl boyunca yürütmüştür.

İnsanlar arasından bir kitle hakîki manasıyle bu dine girdiği zaman, İslâm nizamını İçtimaî hayatında tatbik etmek için çalışabilende bir kitle doğabilir. Çünkü bu kitle kendi hayatını İslâm esası üzerine ikame etmek ve hayatının her cephesinde Allah’tan başkasının hâkimiyetini yok etmek için hem kendi kendisine hem de cemiyet içerisinde karar vermiş ve öylece işe girişmiş demektir.

Bu cemiyet fiilen kaim olduktan sonra İslâm nizamının esaslarını ona arz edilmeye başlanır. Ayrıca o cemiyetin kendisi de pratik hayatın icap ettiği tarzda İslâm nizamının umumi esasları çerçevesinde gereken hükümleri yerine getirir. İşte İslâm nizamının pratik ve amelî adımlarının en güzel şekilde tertibi böyledir.

Bu dinin tabiatını ve Rabbânî nizamın Alîm ve Hakîm olan Allah’ın hikmetine göre ve hayatın ihtiyaçlarını, insanların  tabiatını bilen ilmi Rabbaniyeye göre tesis edilmiş olan Rabbânî nizamın tabiatının iyice kavrayamamış bazı saf ve aceleci kimseler; «İslâm nizamının hatta İslâmî hükümlerin esasını onlara arz ederken bu dâvanın yolunu kolaylaştırmak daha iyi ve daha faydalı olur!» şeklinde tahayyül edebilirler.

Bu tarz düşünce, aceleciliğin doğurduğu bir vehimden başka birşey değildir. Tıpkı Resulullah (S.A.V.) ın bu dâvayı ilk başlattığı zaman ırkçılık sancağı altında veya ahlâkî ve İçtimaî bir dâva olarak başlatıp yolu kolay göstermesinin daha iyi olacağını iddia edenlerin iddiasına denk bir vehimdir.

Hİç şüphe yoktur ki gönüller evvelâ Allah’a halisâne bağlanmalıdır. Ona kulluğunu ilân etmeli, şeriatını kabul ederek ondan başka bütün hükümleri red ederek ubudiyetini açığa vurmalıdır... Pirensip yönünden arzu edilen hükümlerin tafsilâtına muhatap olmadan bunların yapılması gerekir.

Esas arzu Allah’a halisâne ubudiyet ve ondan başkasının hakimiyetinden kurtulma arzusundan doğmalıdır. Yoksa kendisine arzedilen nizamın bizatihi diğer nizamlardan daha iyi olduğunu şu veya bu vasıflara sahip bulunduğunu tafsilâtlı olarak anlatmadan değil. Allah’ın nizamı bizatihi hayır doludur. Çünkü o Allah tarafından konulmuştur. Hiçbir zaman için kulların koyduğu şeyler Allah’ın koyduğu hükme denk olamaz. Hiç şüphesiz bir gerçektir. Bu dâvanın ana kaidesi buna dayanmalıdır. Aslında dâvanın ana \ kaidesi Allah’ın hükmünü kabul edip onun dışında bütün hükümleri red etmenin İslâm demek olduğunu kabul etmekle başlar. İslâm’ın bundan başka hiçbir manası yoktur. Kim İslâm’a girmek isterse bu kaziye tafsilâtlı olarak anlatılır. Ondan sonra nizamın üstünlüğü ve güzelliği hususunda teşvik edici ifadelere lüzum yoktur. Zaten bu imanın bedîhi icaplarından birisidir...

*

**

MEKKE DEVRİ

Bundan sonra M e k k e ’de nazil olmaya başlayan Kur’an Ayetlerinin akide dâvasını on üç şu kadar yıl sonunda nasıl hallet-li/;i üzerinde söz edebiliriz. M e k k e ’de nazil olan âyetler akide dâvasının bir «nazariye» şeklinde sunmamış, « 1 â h u t î» bir şekle de büründürmemiştir. Bazı kimselerin sonraları «t e v-b i d veya kelâm ilmi» diye isimlendirmeye çalıştıkları şekilde arzetmemiştir.

Asla... Kur’ân-ı Kerim bizzat insanın fıtratına hitap etmekleydi. Kendi mevcudiyeti ve çevresinde bulunan şeylerin duygu ve illıamları ile birlikte insana hitap etmekteydi... Kur’an insan binitim bataklıktan kurtarıyordu. Fıtrî cihazları ataletten kurtarıyor, etrafta bulunan ilham bahşedici müessirleri alması için fıtrat pencerelerini sonuna kadar açıyordu. Önümüzde bulunan şu sûre-i reltle de bu biricik metodun mükemmel bir örneği durumundadır. Az Nonra bu sûrenin hususiyetleri üzerinde duracağız.

Umumî vasfı itibariyle bu böyledir. Özel olarak ta Kur’an-ı A/tmüşan bu akideyle birlikte canlı ve pratik bir savaşa katılıyordu Pratik olarak yuşayan ve o gün hayatta bulunan insanların ut'fiılorinde... Fıtratı çulışmaz hale getiren bataklıklara karşı bü-

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder