31 Mart 2016 Perşembe

M e d i n e’de bir islam devleti kurulup idareyi ele alınca hükümler inmeye başladı, Nizamlar belirtildi.

Bu cemiyet fiilen kaim olunca tabiati itibariyle bir takım nizam ve hükümleri gerektiren pratik bir yaşayışı da olacaktır. İşte bunlar gerçekleştikten sonra ancak bu din hüküm ve nizamlar koymaya başlar. Evel emirde başka nizam ve hükümleri reddeden ve Allah’ın vazettiği nizam ve hükümlere teslim olan kitleler için nizam ve hükümler koyar.

Elbette bu akideye inananların üzerinde gerek ferden, gerek cemiyet bakımından nizam ve hükümlerin tatbikini teminat altına alan bir kuvvetin bulunması şarttır. Ancak o zaman o cemiyetin pratik hayatının icabı olarak ortaya çıkan nizam ve hükümlerin zaruretinin ötesinde bu nizamın bir heybeti ve şeriatin bir ciddiyeti olabilir.

M e k k e’de bulunan müslümanların ne kendileri üzerinde ne de cemiyetleri üzerinde bir hâkimiyetleri yoktu. Kendi başlarına, hür ve Allah nizamına uygun olarak diledikleri gibi hareket edebilmeleri mümkün değildi. Ve böyle bir pratik yaşayışa sahip değildiler bunun için Allah’ü Taâlâ o devrelerde nizam ve hüküm mevzuunda birşey indirmemiştir. Sırf akide üzerinde durulmuştur. Akidenin kökleri vicdanların derinliklerine indikten sonra meydana gelecek haller mevzuunda itina gösterilmiştir... Ama M e d i n e’de bir islam devleti kurulup idareyi ele alınca hükümler inmeye başladı, Nizamlar belirtildi. Ve bunlar müslüman cemiyetin pratik hayatının ihtiyaçlarına karşılık verici mahiyette idi. Ayrıca devlet; kuvvetleri sayesinde onları ciddiyet içerisinde tatbik etmeyi tekeffül edecek duruma gelmişti.

Allah’ü Taûlû, Mekke devrinde müslümanlara bir takım bllküın ve nizamlar vazedip mücehhez bir halde hazır bulunmala-ı mı ve Medine ’de devlet kurulur kurulmaz o hâzinelerini kullanımdın ını yani nizamı tatbik etmelerini irade buyurmadı. Zira luı dinin tabiati öyle bir şeyi icap ettirmezdi. İslâm bütün bunlardan daha pratik tnetodlara baş vurdu ve daha ciddt İmkânları kullandı ImIAnı mrf çözüm yolu bulmak için kafadan koyma farazi prob-bıınlrrln nöı asmaz... Islâm; şekli, hacmi ve şartlan içn ininde sade-
ce pratik hadiselerle uğraşır. Onları kendi hacmine şekline ve şeriatına uygun olarak kalıbına döker.

Bugün İslâm’ın bir takım kalıplara göre nizam koymasını, hayata hükmetmesi gereken prensipler ortaya atmasını isteyenlere gelince... Yeryüzünde sadece Allah’ın şeriatı ile hükmetmek, ondan başka bütün sistemleri reddetmek durumunda olan ve elindeki kuvvetlerle bunu tatbikat sahasına koyabilen bilfiil tahakkuk etmiş bir cemiyet bulunmazken... İslâm’dan yukarda söylediğimiz şeyleri isteyenler bu dinin tabiatını, hayata nasıl hâkim olduğunu vc Allah’ın dilediği şekliyle hayata nasıl intibak ettiğini bilmiyor ve anlamıyorlar demektir. Bunlar İslâm’ın kendi tabiatını, nizamını, metodunu ve tarihini değiştirmesini ve diğer beşeri nizamlara ve metodlara benzemesini istemektedirler. Ayrıca bu yolda ilerlemesi ve gelişmesi, muvakkat duygularına cevap vermesi için çabucak bunu yapmaya çalışıyorlar. Aslında bu gibi hareketler onların ruhunda yer eden basit insanlar tarafından konulmuş nizamlara karşı manevî bir hezimetin ifadesidir... Bunlar, İslâm’dan kendisini mevcut olmayan bir geleceğe cevap vermek için hayalî faraziye-lerin kalıpları içerisine sokmasını istemektedirler. Halbuki Allah’ü Taalâ, bu dinî kendi murad ettiği şekilde hâkim kılacaktır... Gönülleri dolduran bir akide, vicdanlara hâkim bir nizam olmasını istemektedir. Allah’tan başka hiçbir insana boyun eğdirmeyen, Allah’ımı başka bir kimseden hüküm almayan bir akide... Böyle bir akideyi' sahip insanlar mevcut olduktan, yaşadıkları cemiyette hâkimiyet onların eline geçtikten sonra, ancak pratik ihtiyaçlarını karalamak ve pratik hayatlarını intizama sokmak için hükümler koy-ımıya başlar. Aynı şekilde İslâm dâvasına sahip çıkanlar için de şu lııiNusun iyice anlaşılmış olması şarttır. İslâm dâvasına sahip kimseler; bu dini yeniden inşa etmek için insanları davet ettikleri za-m<m, evvel emirde müslüman olduklarını da iddia etseler, müslü-man olarak doğduklarına bir yığın şahit te getirseler, İslâm akideyim' boyun eğmeye davet etmelidirler. Ve onlara bildirmelidir ki,

I <IAm evvel emirde ( ¿1 Vl aİI V) «Allah’tan başka ilâh yoktur» akİdesini hakiki mnnasıyle ikrar etmek demektir. Ki bunun hakiki manası her işte Allah’tan başkasının hâkimiyetini red etmek, kendi nefislerinde hâkimiyet hakkını iddin edenlerin hâkimiyetini ve

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder