den ortaya çıktığına göre onların sordukları arasında cahili-yet devrinde bulunan bazı şeyler de yer alıyordu. Sorulan şeylerin hangi hususlarda olduğuna dair muayyen bir hadise üzerinde durmuyoruz. Fakat âyeti kerîmenin seyrinde gelen ifa-
ve göre sorulan şeyler arasında (‘ ‘ V1- ‘ •j?. ) b a h i r e,
s üibe, vasile ve ham gibi hususlar da yer alıyordu. Gelen âyetin bunu yasaklaması da mevzu ile alâkalıdır. Şimdi biz burada sözü keserek Kur’an âyetlerinin bu cahiliyet âdetleri hususunda serdettiği hükümlere bakalım:
103 — Allah, «Bahire, Sâibe, Vasile ve Hâm'dan hiçbirini meşru' kılmamıştır. Fakat küfretmekte olanlar Allah namına yalan söyleyerek O'na iftira ediyorlar: Onların çoğunun ise akılları ermez.
104 —- Onlara: «Gelin Allah'ın indirdiği kitab'a ve Peygamber'e uyun» dendiğinde, «Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter» derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler?
İnsan kalbi ya Allah’ın halk ettiği doğru fıtrat üzerine istikamet bularak yürüyeeck, tek olan ilâhını tanıyacak ve Rab olarak sadece ona bağlanacak ve yalnız ona karşı kulluğunu İtiraf edip, onun koyduğu hükümlere teslim olarak başka bütün İlâhları terkedecek, dolayısıyle onun koyduğu hükümlerden başkasının hükümlerine kulak asmayacak ...Ya beşer kalbi doğru yolu bularak Allah’ın halk ettiği fıtratı üzerinde istikametine devam ederek Rabbı Zülcelâl’ine ulaşmak hususunda kolay yollardan geçecek, ona kulluk ederek alâkalarını açık ve parlak bir şekilde yürütecektir... Yahut da cahiliyetin putperestliğin çıkmaz bataklıkları içerisine gömülüp her silkilişinde bir karanlıkla karşılaşacak, her sahnede yeni bir evhamla yüz yüze gelecektir. Cahiliyetin ve putperestliğin azgın putları ondan çeşitli şekillerde fedakârlıklar dileyerek hâkimiyetleri önünde kulluk etmelerini isteyecekler, kendilerini memnun edebilmesi için muhtelif gayretler dileyecekler, sonra bu kul
luklar ve fedakârlıklar artacak, fazlalaşacak nihayet, putperest olan insan kendi kendisini kaybedecek hikmetini bilmediği, derinliğini anlamadığı boş şeylere doğru yuvarlanacaktır. En sonunda da Allahü Tealâ’nın insan oğluna bahşettiği insani yüceliği ve kerameti kökünden yıkıp, mahvedecek muhtelif tanrılara kul olmaya başlayacaktır...
Halbuki İslâm tevhid için gelmiştir. Kulların bağlı bulunduğu hâkimiyeti bire indirmek için gelmiştir. Sonra da insanların birbirine kulluk etmelerini önlemek, mutelif ilâhların Ve tanrıların önünde diz çökmekten kurtarmak ve hürriyetine ulaştırmak için gelmiştir... İslâm beşer vicdanının derinliklerini saran putperestlik efsanelerini ve pisliklerini yok etmek insan aklına gereken şeref ve haysiyeti vererek muhtelif tanrılarınn kulluğundan insanı kurtarıp hâkimiyetinden çıkararak vicdanının derinliğini hürriyete kavuşturmak için gelmiştir. işte bunun için her türlü şekil ve suretiyle birlikte en ince noktalarına kadar araştırarak putperestliğe karşı amansız bir savaş açmıştır. Gerek vicdanlarının derinliklerinde, gerek ibadt şekillerinde, gerek hayatî meselelerde ve gerekse hüküm ve nizam ile alâkalı esas prensiplerde olsun hepsinde' en son noktasına kadar putperestliğin emarelerine karşı mücadeleye girişmiştir. İşte burada da cahiliyet devri araplarının putperestliklerinin bir yanını görüyoruz. İslâm bu mevzuya el atarak o noktayı düzeltmek ve üzerine projektörleri sarkıtarak
cevresinde bulunan efsaneleri kaldırmak için çalışıyor Bunun yanı sıra düşünce ve bakış tarzını yerleştiriyor. Aynı anda da nizam ve hüküm metodunu belirtiyor:
«Allah «Bahire, Sâibe, Vasile, ve Ham» dan hiçbirini mo| ru kdmamışta. Fakat küfretmekte olanlar Allah namına yalan söyleyerek ona iftira ediyorlar. Onların çoğunun ise akılları «u
mez.»
Burada sayılan hayvan çeşitlerini araplar özel şnrllar.ı bağlı olarak ilâhlarına adarlardı. Akıl ve vicdanın karnnlıkl.ıı kümesi altında ezilip kalarak evhamların içerisine dalına ıu dan doğan bir hareketli hu <B a h i r e , şaibe, vasıl«',
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder