Helâl ve haram mevzuunda açılmış olan söz açıkça bir azabdan korkutma ve Allah’ın rahmetine, mağfiretine teşvik ile son buluyor:
«Bilin ki Allah'ın azâbı gerçekten şiddetlidir. Ve şüphesiz Allah, Gafur 'dur, R a h î m 'dir.»...
Bu korkutma ile birlikte muhalefet etmenin sonunda omuzlara yüklenen mükellefiyet duygusuna işaret edilmektedir:
«Peygamberin vazifesi, sizlere sadece tebliğ etmektir, Allah, sizin açıkladıklarınızı da gizlediklerinizi de bilir.»...
Ve bu bölüm Allahü Taâlâ’nın vazettiği bir değer ölçüsü ile son buluyor. Müslüman bu değer ölçüsü ile ölçer ve hükmünü ona göre verir. Bu ölçüde güzel ve iyi olan şeyler tercih edilir çirkin ve kötü olan şeyler atılır. Böylece ne vakitte vb ne halde olursa olsun pislikler bu değer ölçüsü sayesinde müslümanı aldatmaz:
«De ki, pisliklerin çokluğu hoşuna gitse bile pis ile temiz bir olmaz. Ey akıl sahihleri, Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.»...
Burada pislik ile temizliğin kıyaslanmasındaki münasebet avlanmada ve yemeklerdeki helâl ile haram arasındaki münasebettendir. Haram pistir. Helâl ise temizdir. Pisliğin insana hoşuna da gitse, aldatsa da pis ile temiz hiçbir zaman için bir olamaz. Temiz ve helâl olan şeyin sonunda nedamet, dövünmek yoktur. Elem ve ıztırabın verdiği acı sonuçlar mevcud değildir Haram ve pis şeylerdeki lezzetin aynısı helâlda da vardır. Fakat itidal içerisinde ve hem dünyada, hem de âhirette ulaşılacak Akıbetten endişe etmeksizin... İnsan aklı heva ve hevesten kurtulup, Allah korkusu ve gönülden İlâhî murakabenin denetimi altında olduğu hissi ile hareket ettiği zaman güzel ve helâl olan şeyleri, haram ve pis olan şeylere tercih eder. Ve böylece hem dünyada, hem de âhirette kurtuluşa erer...
«Ey akıl sahihleri Allah'tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.»...
İşte mevzuun birbiri ile olan münasebeti. Fakat âyeti kerî-bundan da sonra geniş bir sahaya dağılıyor ve ufuklara
kadar uzanıyor. Bütünüyle hayatı muhtevası içine alıyor. Şov le ki:
Gerçekten Allahü Taâlâ bu ümmeti yeryüzüne getirirken insanlar için yeryüzüne çıkarılmış en hayırlı ümmet kılmıştı Onları dehşetengiz derecede büyük bir vazife için hazırlamıştı, Bu ümmeti Allahü Taâlâ yeryüzünde kendi emanetim yüklen mek vazifesi için hazırlamıştı. Hiçbir ümmetin ulaşamadığı doğru yola bu ümmetle ulaşacaktı yeryüzü. Ayrıca hiçbir /m man insanlığın hayatında gerçek manada kaim olmıımı9 (»İmi Allah nizamı kaim kılacaktı bu ümmet ile. Gayet tabiî kı bunun için bu ümmetin uzun bir müddet terbiye edilip yetiştir ılım ■•»İn den başka bir yol takib etmek mümkün değildi. Bu eğitim mrr halesinde önce battığı cahiliyet bataklığından çekip çıknrnuıh ve îslâmın temsil ettiği en üstün noktaya tâ zirveleri' Undur yükseltmek gerekiyordu. Sonra da düşünce, duygu, âdet ve alışkın» lıklarını cahiliyet pisliklerinin tortusundan temizleyip. İrini* >• ni hakkı ve hakkın gerektirdiği vazife ve mesuliyeti yok İme. ek derecede terbiye etmek için çalışmak gerekirdi Rumi.m mu 1 da bilcümle bayatım Allah’ın mizanındaki İslâmî değer ölçülü rine göre değerlendirip tanzim etmek icabediyordıı An. ..k t»n\ lece gerçek manada Rabbani nizamın insanim i olnblllı leı di Böylece ancak beşeriyet noktai nazarından alisem takvim ti re yaratılmış olma vasfına hak kazanabilirlerdi İşle o /ninni» artık müslümanm değer ölçüsüne göre pis ve haram ol/ııı ı- \ '• rin çokluğu hoşuna da gitse pis ve haram olan şeyler Ilı leiııi ve helâl olan şeyler müsavi olmazdı. Bir şeyin çok olmanı bu/ 111 göz alıcı olur ve insanı hissen dehşete sevkeder. Ancak pisin •< mizden ayırdedilmesi, insanın ruhen yücelip, her şeyi Allah'ın ölçüsü ile ölçebilmesi, çok da olsa pisliğin ve haramın kefeninin hafif gelmesine, az da olsa helâl ve temiz şeylerin kefesinin ağır basmasına sebep olur. îşte ancak o zaman bu ümmet enini yete şayan, güvenilebilir bir temele oturabilir. Beşeriyete İm kim olabilme durumuna gelebilir... Ve o mizanda her şev Al lah’ın mizanına göre ölçülür. Onun takdirine göre değerlendin lir. Ve o zaman temiz ve lıelrtl olan şeyler az da olsa tereılı e.i 1
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder