30 Mart 2016 Çarşamba

Bu dava insanlığın «dâva» sıdır. Ve hiçbir zaman da değişmez.

Bu sûrei celîle M e k k e ’de nazil olmuştur. Yani Mekki sûrelerdendir. Rasuli Zişan’a tam onüç bu kadar yıl boyunca 
inmeye devam eden ve tek bir dâvadan bahseden Kur’an-ı Azimden bir sûredir... Evet değişmeyen tek bir dâvadan.. Dâva değişmez ama sunuş tarzı ve metodu tekerrür edebilir. Zira Kur’an ı Mübin’in üslûbu her sunuşta yeni bir tarzda sunuyor ve onu işiten sanki ilk defa onunla karşılaşıyormuş gibi oluyor.

Gerçekten Kur’an-ı Kerîm Mekke dönemi boyunca en esaslı ve en başta gelen büyük bir dâvayı hallediyordu. Ulûhiyet ve Ubûdiyette beliren ve ikisi arasındaki alâkalarda tezahür eden, başlıbaşına bir kaide olarak «itikad dâvası» halinde ortaya çıkan bu dinin yeni bir meselesini hallediyordu.

Kur’an bu dâva ile insana hitab ediyordu... Evet insana, sırf «insan» olması münasebeti ile hitabediyordu... Ve bu sahada gerek o günkü Arap insanı olsun, gerekse her zamanki insan olsun hiçbir fark yoktur. Nitekim Arap insanı ile diğer bütün insanlar arasında da bir ayrılık bahis mevzuu değildir. Her zaman ve herkes için durum aynıdır.
Bu dava insanlığın «dâva» sıdır. Ve hiçbir zaman da değişmez. Zira beşerin bu kâinat içinde var olması ve âklbetinin ne olacağı ile alâkalı bir dâvadır. İnsanın kâinat ve canlılarla münasebeti ile ilgili bir dâvadır. İnsanın, kâinatın yaratıcısı ve bu canlıların varedicisi ile olan münasebetleri ile ilgili bir davadır. Bu dâva asla değişmez, çünkü varlığın ve insanın bizzat kendisinin dâvasıdır.

M e k k e ’de nâzil olan bu Kur’an insana varlığının sırrını ve İnsanın çevresindeki kâinatın niçin meydana geldiğini açıklıyordu. Ve insana şöyle hitab ediyordu : Kâinat nedir? Nereden meydana gelmiştir? En sonunda nereye varacaktır? Onu meçhullerin bürüdüğü yokluk ummanından kim vücuda getirmiştir? Varacağı akibet nedir? Sonra ne olacaktır orada? Ayrıca insana «hissettiği gördüğü varlıkların ne olduğunu hissettiği şeylerin ötesini kaplıyan ve görünmeyen gaybın ne olduğunu söylüyordu. Sırlarla dolup taşan bu mevcudatı yoktan vareden kimdir? Kim idare ediyor onu? Kâinatta ki bunca değişiklikleri kim yönetiyor? Kendi görüşüne göre bütün bunları kim yürütüyor? Ve yine insana bu kâinatın yaratanı ile nasıl muamele edeceğini, kâinatla nasıl alâka kurabileceğini, kulların, kulları yaratan Allah'a karşı nasıl hareket edeceklerinden bahsediyordu...

Ve bu dâva, insan varlığının üzerine kaim olduğu en büyük dava idi. İlelebed de insan varlığının üzerine kaim olduğu en büyük dâva olarak sürüp gidecektir...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder