4 Haziran 2016 Cumartesi

«Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz»...

seni ve inananları seninle beraber kasabamızdan çıkarırız» şeklindeki fitneci sözlerini tanımıyor, karşılık olarak: «Sevmediğimiz dininize bizi cebren mi sokacaksınız? Allah ondan bizi kurtardı, diyordu».

«Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz»...

Bâtıla inanmış cahiliyet mensuplarının dinine tekrar dönen kişi — ki bu dinde yalnız Allah’a itaat ve O’nun dinine ihlâs ile sarılmak mümkün olmayıp insanlar, tanrı ittihaz edilir ve İlâhî saltanatın sahibi oldukları kabul edilir — işte bu bâtıl dine dönen kişi hele de Allah kendisine hayırı kısmet ettikten, doğru yolu gösterdikten, Hak’ka hidayet eyledikten, kula kulluk etmekten kurtardıktan sonra — Allah’a ve dinine aleyhte şehâdet uydurmuş olur.
Bu şehâdet; sahibinin İlâhî dinde hayır görmediğini, onu terkederek tekrar bâtıla döndüğünü ifade eder. En azından bâtılın da yaşama hakkı olduğu, saltanatının meşrûiyeti, varlığının Allah’a îmanla tezat teşkil etmeyeceği anlamını taşır. O vakit bu kişi, Allah’a îman ettikten sonra bâtıla dönmüş oluyor ve onu itiraf ediyor... Böyle bir şehâdet; İslâm bayrağını yükseltmemiş, hidayet nedir'bilmemiş onların uydurdukları şehâdetten çok daha tehlikelidir. İsyan bayrağını itiraf etmek ve onu desteklemek... Dünyada İlâhî saltanatın gasbedilişinden daha kötü bir isyan şekli olur mu?...

Asilerin, kendisini ve inananları Allah’ın kurtarmış olduğu bâtıl dine döndürme tehditlerini Ş u a y b (A.S.) umursamadı ve:

«Dininize dönmek bize yakışmaz» dedi.

Ona dönmek aslâ bizim işimiz değil ve katiyyen bize yakışımı'/:...

Bunu, asilerin müslüman cemaate Tasladıkları her yerde savurdukları tehdit karşısında söylüyordu Ş u a y b (A.S.) Müslü-ımmlar da bâtılın saltanatından kurtulduklarını, yalnız Allah’ın dinine sarıldıklarını, O’ndan başka tanrı bulunmadığını, ortağı da olmadığını ilân ediyorlardı.

PUT VE PUTÇULAR

Bâtıla tapmaktan kurtulup yalnız Allah’a bağlanmanın güçlükleri - ne kadar büyük ve çetin olursa oIsun bâtıla tapmanın güçlüklerinden daha hafif ve önemsizdir. Bâtıla tapmanın mükelelfiyetleri —hayatta temin edilecek mevki ve maişet yönünden ne kadar doyurucu ve emin gözükürse gözüksün — ağır, uzun ve sürekli bir haksızlıktır. Çünkü bu mükellefiyetler, doğrudan doğruya insanın insanlığına yüklenmektedir. Halbuki insan, insana kul oldukça «insanlığın mevcudiyeti» söz konusu olamaz. İnsanın kendisi İçin öteki insan tarafından hazırlanan düstura boyun eğmesinden daim kötü hangi kulluk vardır?!.. İnsan gönlünün diğer insanın iradesine bağlı kalmasından onun rızasını bulma veya öfkesine maruz kalma endişesinden daha kötü bir kulluk düşünülebilir mi? İnsan geleceğinin, kendisi gibi insan olanların arzu, ihtiras ve kaprislerine bağlı  bulunmasından daha kötü hangi kulluk vardır?!.. İnsana yular takıp gem vuracak diğer insanın istediği yere sürüklemesinden daha kötü hangi kulluk tasavvur edilir!...

Bu ulvî mefhumların heba edilmesiyle de iş bitmiyor İn miı düşüyor, düşüyor ve öyle bir an geliyor ki —bâtıl hükümran ulun ca— insanlar servetlerini de kaybediyorlar. Bunu ongellomok a,İn herhangi bir sınır tanınmıyor ve herhangi bir kanun serveti koiıı ıııuyor. Bunlar mükellefiyetlerinin sonucu olarak evlâtlaı mı da kas bediyorlar. Çünkü onları bâtıl eğitiyor. İstediği düşüne« yi, ı ı< dun ınefkûreyi, istediği ahlâk, âdet, gelenek ve telâkkiyi i:.İnlimi • kıl d«1 empoze ediyor. Üstelik bizzat hayatlarına ve rıılılaıına lıiıkun diyor. Kendi arzusu istikâmetinde canlarına kıyıyor, kalal ulaıı 1 iskeletlerden şahsî şan ve şöhreti için şeref abideleri meydana g« (İriyor ve sonunda bâtıl, insanların namuslarına kasü diyta İlli baba kızının bâtılın istediği alçaklığa düşmesine ıııaııi olnııııym lUl alçaklık bazen—Tarih boyunca görüldüğü gibi direki olarak 1« eavii/, şeklinde oluyor, bazan da bu çocukların kavram ve mel l un lerinı dejenere etmek suretiyle onları şehvet erbabına mubah Ink ma olacak biçimde geliştiriyor... Gerek kendi, gerekse çocuklun mn bayatını, ırzını, malını Allah’ı bırakıp bâtılın hâkimiyetim ı gıımıak kurtarmayı düşünen kimse ya sadece vehim içimi«* ya,a maktadır, yaluıt ta gerçekleri görme hissiyatını kaybetmişin 1

Bâtıla tapmanın, beden, ırz, servet üzerinde doğuracağı yut.um llllükler çok büyüktür. Allah’a tapmanın mükellefiyetleri no olm

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder