«Onların kalpleri vardır ama anlamazlar, gözleri vardır ama görmezler, kulakları vardır ama işitmezler» buyuruluyor.
Hidayet ve îman delilleri mevcudatta hazır halde bulunurken açık gönüllere ve aydın gözlere risalet müessesesi bu delilleri açıklarken onlar kalplerini açık tutup bu delilleri anlamak istememişler, Allah’ın kâinata serpiştirdiği âyetlerini görmek arzu etmemişlerdir. Allah’ın okunan âyetlerini dinlemek için kulaklarını açık tutmamışlardır. Şu halde onlar kendilerine verilen bu cihazları çalıştırmamışlar ve gereği gibi kullanmamışlardır... Öyleyse hiçbir şeyi düşünmeden gaflet içinde yaşamışlardır :
«İşte bunlar hayvanlar gibidir. Hatta daha da sapıktırlar. Bunlar gaflete düşenlerin ta kendileridir»...
Çevrelerinde bulunan kâinat ve hayat sahnesindeki Allah’ın âyetlerini görmeyenler. Kendi başlarından ve diğerlerinin üzerinden geçen hadiselerde Allah’ın kudretini görmemezlikten gelerek gaflete dalanlar... İşte onlar hayvanlar gibidirler...
Hatta daha da sapıktırlar... Çünkü hayvanlar kendilerine verilen fıtrata tabidirler. Cinler ve insanlara gelince bunlar duygu sahibi, kalp, göz ve gerçekleri alan kulaklarla donatılmışlardır. Kalplerini, kulaklarını ve gözlerini bu gerçekleri kavramak için açık bulundurmazlarsa, hayatları gaflet içinde geçerek kalpleri asıl mana ve gayesini anlamazsa, gözleri gördüğü sahneleri ve delâlet ettiği gerçekleri kavramazsa, kulakları gelen duyguları ve ilhamları almazsa... Şüphesiz onlar fıtratın pençesine terkedilmiş olan hayvanlardan çok daha sapık olacaklardır. Sonra da cehennemin yakacağı haline geleceklerdir. Allah’ın meşiyetine uygun olarak cereyan ettirdiği kaderi böylece gerçekleşecektir. Onları yarattığı zaman bu fıtratta yaratmış ve kanunlarına göre karşılığında bu cezayı koymuştur. Şu halde onlar Allah’ın kadim ilminde olduğu gibi oldukları zamandan beri cehennemin yakacağı olarak meydana gelmişlerdir...
Kâinattaki tevhid anlaşmasını bir sahne halinde sunduktan, bu anlaşmadan sapanları Allah’ın verdiği âyetleri terkedip kaçanları bir misalle açıkladıktan sonra gelen hükmü İlâhî Islâm dâvasına şirk gibi bir bâtılla karşı çıkan müşriklerin temsil ettiği Allah’ın isimleri hususunda ilhada dalan sapkınların ihmalini belirten bir hüküm geliyor. Onlar Allah’ın isimlerini tahrif ederek kendi putlarına o isimleri takıyorlardı:
180 — En güzel isimler Allah'ındır. O’na o isimlerle duâ edin. İsimlerinin kudsiyetine dil uzatanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir.
Burada geçen ilhad kelimesi tahrif veya inhiraf manasına gelir. Yarım adada bulunan müşriklerde Allah’ın güzel isimlerini tahrif ederek kendi sahte tanrılarına vermişlerdir. Allah ismi celâlini tahrif ederek (Lât) demişlerdi. Aziz ismini değiştirerek (uzza) demişlerdi. Halbuki âyeti Kerîme burada esmaî hüsnânın yalnız başına Allah için olduğunu kesinlikle belirtiyor. Ve yalnız müminlerin bu adlarla Allah’ı anmalarını, bu isimlerde tahrife yeltenmemelerini tahrifçileri de bu sapıklıktan vazgeçmeye çağırmalarını emrediyor. Onların bulundukları ilhattan kendilerine hiç bir şeyin sirayet etmemesi gerektiğini belirtiyor. Onların durumu Allah’a havale edilmiştir. Onlar kendilerini bekleyen cezaya uğrayacaklardır. Aman Allah’ım, ne korkunçtur onları bekleyen azap
Allah’ın mübarek isimlerine dil uzatanların durumunu ihmal etmeyi belirten bu emir sadece o tarihî durumla alâkalı ve Allah'ın mukaddes isimlerini lâfzi tahriflerle sahte tanrılara takılmasına mahsus değildir. Bu emir bütün şekilleri ile her türlü ilhatı içerisine alır. Genellikle üluhiyet gerçeğini tasavvur hususunda tahrifata başvuran veya sapık düşüncelere dalan mülhidlere de inhisar eder. Allah’ın oğlu olduğunu iddia edenleri, Allah’ın meşiyetinin / kâinattaki tabiat kanunları ile mukayyet olduğunu söyleyenleri de beşer işine benzer şekilde Allah’a iş keyfiyeti atfedenleri de İçine alır Halbuki Allah her şeyden münezzehtir. O’nun benzeri hiç bir şey yoktur. Hak Teâlâ’nın göklerde ilâh olduğunu, kâinat nizamını İdare ettiğini, kulları âhirette hasaba çekeceğini söyleyip de yer yüzünde ilâh olmasına, insanların hayatına hükmetmesine ve insanların günlük yaşayışları için hükümler koymasına karşı çıkanların da durumu aynen onlar gibidir. Bunların vehmine göre insanlar ancak kendi menfaatlarını görür, tecrübe ve akılları İle kendileri için hükümler koyarlar. Binaenaleyh insanlar kendi nefislerinin tanrılarıdırlar. Veya birbirlerinin tanrıları... Bütün bunlar bir ilhad şeklidir. Allah’ın üluhiyet özellikleri ve sıfatları ile ilgili birer ilhad nevidir. Müslümanlar bütün bunlardan sakınmakla ve çekinmekle memurdurlar. Mülhidlere gelince onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
!
Binaenaleyh insanlar kendi nefislerinin tanrılarıdırlar. Veya birbirlerinin tanrıları... Bütün bunlar bir ilhad şeklidir. Allah’ın üluhiyet özellikleri ve sıfatları ile ilgili birer ilhad nevidir. Müslümanlar bütün bunlardan sakınmakla ve çekinmekle memurdurlar. Mülhidlere gelince onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.
YanıtlaSil***
Bugün "New Age Dini(Yeni Çağ Dini)'', dünyada gittikçe yaygınlaştırılan bir "lego dini"dir.
http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2016/04/vahdeti-vucut-felsefesi-new-age.html