«Milletinin inkâr eden ileri gelenleri: Ş u a y b ’a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz, dediler»...
Gördüğünüz gibi savaş, karakterini değiştirmeden tekerrür ediyor. Putperestler önce davasından vazgeçirmek için dava sahibine yöneliyorlar. Fakat o, inancına sarılıp Rabbına güvenince, deruhte ettiği tebliğ görevini liyakatle ifa edip devam ettirince, asilerin sahip oldukları bütün imkân ve tehditler onu korkutamayınca... Bu defa ona uyanlara yöneliyor, onları dinlerinden döndürmek için tehdit ve korkutmalarına devam ediyorlar. Sonra şiddete ve işkenceye başvuruyorlar... Bâtılların teyit edecek delilleri yok ama şiddet ve tehdit vasıtaları var. Cahiliyetlerini (bâtıl dinlerini), ikna yoluyla bilhassa Hak’kı tanıyan kimseler bâtıla dönerek basitleşemez — gönüllere sokma imkânları yok ama, saltanat ve hâkimiyetin Allah’a ait olduğunu bilen, İlâhî dinde ihlâs gösteren, îmanda ısrar ve sebat edenlere karşı şiddet kullanma imkânları vardı.
Ne var ki, hani hükümran olan İlâhî adet vardır ya! Ne zaman ki hak ile bâtıl müşahhas hâle gelir, birbirine karşı kesin Cephe alırsa, o zaman bu değişmez adet cari olur. Nitekim öyle oldu:
«Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler»...
Titreme ve diz üstü çöküverme; fitne, tehdit ve tecavüzün, fitne ve işkenceye baş vurmanın cezalarıdır.
« Ş u a y b ’ e uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz» sözlerine cevap veriyor. Bu sözleri onlar, mü’minleri mahvolacakları İddiasıyla tehdit ederek korkutmak için söylemişlerdi. Halbuki Allah Aşikâre bir gazapla— mahvolmak Şuayb’e uyanların değil ötekilerin nasibi olduğunu ifade buyurmaktadır:
« Ş u a y b ’ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamış gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Ş u a y b ’ ı yalanlayanlar oldu»...
İşte biz (yıldırım çakmış gibi) bir anda onları diz üstü çöküverdikleri halde kıpırdamadan ölüvermiş görüyoruz Sanki bu ülkeyi onlar imar etmemiş ve orada onlardan eser yokmuş gibi...
Allah’ü Teala onların sayfasını da böyle kapadı. Kardeşleri ve
elçileri olan Ş u a y b (A.S.) ise onları, lâyık oldukları şekilde, aradaki bağları kopararak uğurladı. Sonra da yolu onların yolundan, geleceği de onların geleceğinden ayrıldı. Onlar helake uğruyan kavimlerin arasına katıldılar ve Ş u a y b (A.S.) da onların kötü «akibetlerine acımadı:
«Şuayb onlardan yüz çevirip: Ey milletim, and olsun kİ, Rabbimin sözlerini size bildirdim. Öğüt verdim; şimdi kafir bir kavme nasıl acırım»...
O bir dine sahipti, diğerleri ise başka dinden idiler. O bir ümmet olmuştu, ötekiler başka ümmet idiler. Soy ve kavmiyet beraberliklerine İslâm dinî itibar etmiyordu. Bu bağ Allah nezdindc ağırlık taşımazdı. Şu halde yegâne bağ İslâm dininin bağları olacaktı Evet, insanlar arasındaki gerçek bağlantı sadece Allah’ın sağlam İpiyle olan bağlantıdır...
SEKİZİNCİ CÜZÜN SONU
Bu arada küfür içinde olanlar mü’minlere yönelerek onları dinlerinden döndürmek için korku saçıp tehdit savuruyorlar:
YanıtlaSil«Milletinin inkâr eden ileri gelenleri: Ş u a y b ’a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz, dediler»...
Gördüğünüz gibi savaş, karakterini değiştirmeden tekerrür ediyor. Putperestler önce davasından vazgeçirmek için dava sahibine yöneliyorlar. Fakat o, inancına sarılıp Rabbına güvenince, deruhte ettiği tebliğ görevini liyakatle ifa edip devam ettirince, asilerin sahip oldukları bütün imkân ve tehditler onu korkutamayınca... Bu defa ona uyanlara yöneliyor, onları dinlerinden döndürmek için tehdit ve korkutmalarına devam ediyorlar. Sonra şiddete ve işkenceye başvuruyorlar... Bâtılların teyit edecek delilleri yok ama şiddet ve tehdit vasıtaları var. Cahiliyetlerini (bâtıl dinlerini), ikna yoluyla bilhassa Hak’kı tanıyan kimseler bâtıla dönerek basitleşemez — gönüllere sokma imkânları yok ama, saltanat ve hâkimiyetin Allah’a ait olduğunu bilen, İlâhî dinde ihlâs gösteren, îmanda ısrar ve sebat edenlere karşı şiddet kullanma imkânları vardı.
Ne var ki, hani hükümran olan İlâhî adet vardır ya! Ne zaman ki hak ile bâtıl müşahhas hâle gelir, birbirine karşı kesin Cephe alırsa, o zaman bu değişmez adet cari olur. Nitekim öyle oldu:
«Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler»...
Titreme ve diz üstü çöküverme; fitne, tehdit ve tecavüzün, fitne ve işkenceye baş vurmanın cezalarıdır.
« Ş u a y b ’ e uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz» sözlerine cevap veriyor. Bu sözleri onlar, mü’minleri mahvolacakları İddiasıyla tehdit ederek korkutmak için söylemişlerdi. Halbuki Allah Aşikâre bir gazapla— mahvolmak Şuayb’e uyanların değil ötekilerin nasibi olduğunu ifade buyurmaktadır:
« Ş u a y b ’ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamamış gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Ş u a y b ’ ı yalanlayanlar oldu»...
İşte biz (yıldırım çakmış gibi) bir anda onları diz üstü çöküverdikleri halde kıpırdamadan ölüvermiş görüyoruz Sanki bu ülkeyi onlar imar etmemiş ve orada onlardan eser yokmuş gibi...
Allah’ü Teala onların sayfasını da böyle kapadı. Kardeşleri ve
elçileri olan Ş u a y b (A.S.) ise onları, lâyık oldukları şekilde, aradaki bağları kopararak uğurladı. Sonra da yolu onların yolundan, geleceği de onların geleceğinden ayrıldı. Onlar helake uğruyan kavimlerin arasına katıldılar ve Ş u a y b (A.S.) da onların kötü «akibetlerine acımadı:
«Şuayb onlardan yüz çevirip: Ey milletim, and olsun kİ, Rabbimin sözlerini size bildirdim. Öğüt verdim; şimdi kafir bir kavme nasıl acırım»...
O bir dine sahipti, diğerleri ise başka dinden idiler. O bir ümmet olmuştu, ötekiler başka ümmet idiler. Soy ve kavmiyet beraberliklerine İslâm dinî itibar etmiyordu. Bu bağ Allah nezdindc ağırlık taşımazdı. Şu halde yegâne bağ İslâm dininin bağları olacaktı Evet, insanlar arasındaki gerçek bağlantı sadece Allah’ın sağlam İpiyle olan bağlantıdır...
https://www.facebook.com/rukiye.ataslar.1/posts/338315383286829
https://www.facebook.com/islamifikirler.ht/posts/1651239604899759