doğru yol göstereni sapıttı sanırlar. İnsan mizacında fıtrî denge bozulduğu zaman bencilliğin böylesine iğrenç olanları görülür. Kıstaslar değişir. Ölçüler hükümsüz kalır. Öyle ya, madem ki eğilip bükülmeyen İlâhî kıstas ortada yoktur, o halde indî kıstaslar hükümrân olacaktır.
Allah’ü Teâlâ’nın gösterdiği yoldan gidenler hakkında günümüzdeki cahiliyet mensuplarının ne düşündüğüne bir göz atacak olursak görürüz ki; Onları sapıklıkla itham etmekte ve kendi saflarında bulunanları yani cahiliyetin iğrenç bataklığına gömülenleri doğru yolda kabul etmektedirler.
Bunlar, kendini teşhir etmeyen genç kızlarımıza ve çıplaklığa itibar etmeyen yiğitlerimize hor gözle bakarlar. Onların vekâr, iffet ve nezaketlerine irtica, gericilik ve köylülük damgasını vurmak gibi bedbahtlıklara düşerler.
Evet cahiliyet mensupları, organize ve propaganda imkânlarının tamamını seferber ederek o güzelim vekâr, iffet ve nezaketi cahiliyet batağının kirli çamurlarına bulamaya çalışırlar.
Futbol, film, sinema, televizyon ve saire tutkusu olmayan; dans ve eğlence salonlarına itibar etmeyen gençlerimizi de; Soğuk, içine kapalı, kültürsüz, hayatı anlamaz gibi sözlerle bayağılaştırmaya çalışır, bu yoldan hayatlarını heba etmelerini sağlamak için uğraşırlar.
Cahiliyet, aynı cahiliyettir. Ancak şekil ve şartlar yönünden değişmiş olabilir.
Nûh (A.S.) sapıklığı reddediyor. Çağrısının iç yüzünü ve im•nbamı anlatıyor. Kendisi bir şey icat etmediğini, söylediklerinin hayal mahsulü olmadığını, âlemlerin Rabbı tarafından gönderildi-piııi, elçilik görevini ifaya mecbur olduğunu, bu görevin icabı olan nasihati yapmakla emaneti yerine getirmiş olacağını, onlarca bilinmeyen pek çok şeyin kendisi tarafından bilindiğini izah ediyordu... Ne yazık ki; söylediklerinden emin olan Nûh (A.S.) ın bildik-lerini, ötekiler bilmemekteydiler. Hz. Nûh ’un bu gayretini hikâye eden âyet şöyledir:
«Ky kavnıiın, bende hiç bir sapıklık yoktur. Aııeıık ben ıılem-Irriıı Kalıbının peygamberiyim. Si/O Kabininin vıılıyettiklerini teli-
lig ediyorum. Sizin iyiliğinizi istiyorum. Sizin bilmediklerinizi (Al lah’dan gelen vahy ile) bilirim»
Âyetin devamında bir hususun açık seçik anlatılmadımı, sonraki âyetin delâletiyle hissediyoruz. Bunu biz izaha çalışalım: Onl«ı sanki; kendileri gibi beşer cinsinden birinin peygamber olarak a»’ çilmesini, kavmi arasında bu görevi ifa etmesini, peygamber ol anık seçilmeyen öteki kişilerin bilmedikleri şeyleri onun bilmesini acayip karşılıyorlardı. N û h (A.S.) onların bu tutumuna: «Sakıımıunı zı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak üzere sizi uyarmak için aranızdan biri vasıtasiyle Rabbınızdan size haber gelmenin«' mİ şaşıyorsunuz?» diyerek cevap veriyordu.
Bunda şaşılacak ne vardı ki, asıl şaşılacak biri varsa inüunofllu nun kendisiydi. O, hayretengîz bir varlıktı. Bütün âlemlerle ıııüna sebeti vardır. Allah’ın kendi ruhundan bahşettiği kudretin, Insunoğ lunun karekterinde mündemiç olması dolayısıyla Rabbıyln d» İlil sal ederdi. Allah, bu yaratılışa sahip olanlardan birini ki o vu zifeye kimin ehil olduğunu çok iyi bilir— peygamber olarak •<.• se elbette ki seçilen zat, yaratılışında kendine tevdi edilen « v u lı y I alabilme» ve Rabbıyla ittisal edebilme sayesinde peyguıııbei lik vazifesini bihakkın yapacaktır. Evet, sözünü ettiğimiz bu kabili yet, insanı insan yapan öyle bir «sır» ki bu acayip ymalığın, yüceler yücesinin nezdindeki kıymeti de zaten bu sırra dayanıl
N û h (A.S.): «Sakınmanızı ve böylece merhume İr ıığıoıuu »izi sağlumuk üzere sizi uyarmak için» diyerek, peygamberliğin lıı defini açıklıyordu. Bu öğüt, onların gönüllerine takva şuurunu yel leşi irmek ve harekete geçirmek içindi. Böylece sonunda 11Alıl ıub mele erebileceklerdi. Bu asil ve yüce gayeden başka biç bir şalini çıkar ve hedef veya herhangi bir art niyet bahis mevzuu olamazdı
Ne var ki insan karekteri muayyen bir ölçüye kadar bozulmaya gürsün. Fesat bu ölçüye vardı mı, insan artık ne düşünebilir, ur» led bir alır, ne de çevresine ibret nazarıyla bakabilir. Bu durumda <»mı Öğüt, batta ihtar fayda vermez.
«Onu yulunladılnr. Biz dc O’nu vc gemide beraberinde olıınlu m İmi Itırdık. Ayetlerimizi yalanlayanları suda boğduk, (,'ünltb imim kili lılr milletti»...
Hidayet yolunu, samimi öğütleri, buttu verilen ihtarları iiumI
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder