«Ey kavmim ben beyinsiz değilim. Alemlerin Rabbinin peygamberiyim. Size Rabbimin sözlerini bildiriyorum. Ben sizin için güvenilir bir Öğütücüyüm»... diyerek sadakat ve açıklıkla beyinsizliği reddediyordu. — Sapıklığı reddettiği gibi — onlara — daha önce N û h ’un yaptığı gibi — görevinin menbaını ve hedefini izah ediyor; nasihat etmesinin görevi cümlesinden olduğunu, güvenilir oluşunun da tebliği gerektirdiğini ifade ediyordu. Bunları hep güvenilir kişinin sadakati ve iyi bir nasihatcının şefkati ile söylüyordu.
Kavmi, H û d ’un peygamber olarak seçilişini — daha önce N û h (A.S.) ın kavminin karşıladığı gibi— garib bulmuş olacaklar ki, daha önce Nûh (A.S.) m söylediğini Hû d (A.S.) tekrar ediyor. Sanki iki ayrı simada bir ruh imişler gibi:
«Sizi uyarmak üzere, aranızdan bir adam vasıtasiyle Rabbiniz-den size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz» diyordu.
Onlara bahşedilen gerçeği de ilâve ediyordu... Nûh (A.S.) ın kavminden sonra onların yerlerini aldıkları gerçeğini, dağlık bölgede yetişmeleri hasebiyle vücutça daha güçlü kılındıkları gerçeğini, kendilerine hükümranlık ve saltanat verilmiş olduğu gerçeklerini de ilâve etti: «Allah’ın sizi Nûh ’un milleti yerine hükümdarlar kıldığını ve vücutça da onlardan üstün yarattığını hatırlayın. Başarıya ulaşmanız için Allah’ın nimetlerini anın dedi»...
Bu hükümranlığın, bu kuvvet ve gücün hakkı; —nimetlere karışıklık— şükrü gerektiriyor, azıtmaktan kaçınmayı, eskilerin akibetine uğramaktan sakınmayı icap ettiriyordu. İlmî ezelde vazedilmiş olan İlâhî nizamın ve asla değişmeyen İlâhî âdetin durdurulacağına dair Allah’tan söz mü almışlardı? Nimetleri anmak sûretiy-le O’na şükredilmiş olur. Nimete şükretmek ise o nimetin sebeplerine sarılmak demektir. Dünya ve âhirette başarıya işte bu şekilde erilir. Ne var ki insanoğlunun ahlâkı bozulunca ne düşünebiliyor, ne toparlanıyor, ne de öğüt kabul ediyor... Kavmin ileri gelenlerine gurur hâkim oldu. Günahtan vazgeçmediler. Münakaşayı uzatmadılar. Nasihate katlanmayan halleriyle azabın bir an evvel gelmesini istemiş oluyorlardı. Verilen ihtarları alaya almakta idiler:
«Bize, yalnız Allah’a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin? Doğru sözlülerden İsen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat dediler»...
Sanki gayri meşru bir işe davet olunuyorlardı da dinlemeyi tahammül edemiyorlar, üzerinde durup düşünmeye sabır gözteremiyorlardı:
«Bize yalnız Allah’a kulluk etmemizi, babalarımızın taptıklarını bırakmamızı söylemek için mi geldin?»...
Göz ve gönüllerin alışık olduğu bâtıla tapma gayretini göztermesi bakımından, bu manzara ne kadar hazin ve acıdır. Bu gayret insandan en asil beşerî hususiyetleri izale eder. Araştırma, tetkik düşünce ve inanç hürriyetlerini yok eder. Âdet ve geleneklerin, örf ve alışkanlıklarm kölesi yapar. Gerek kendi, gerekse* kendine benzeyen öteki kölelerin arzu ve isteklerine taptırır. Açık olan her türlü irfan ve nûr pencerelerini böylelerinin yüzlerine kapatır.
Kavim, hak ile karşılaşmaktan, esasen kölesi bulundukları batılın hiçliğini hesab etmekten kaçmak için azabın bir an evvel gelmesini istediler; nasihatten başka maksadı olmayan güvenilir peygamberlerine: «Doğru sözlülerden isen haydi bizi tehdit ettiğin azaba uğrat» dediler.
Peygamber (A.S.) in karşılık olarak verdiği cevap mu I v< lu h oldu :
«İliç şüphesiz artık Rabbinizin azap ve öfkesini lııık eltini« M lıılı'ın hiçbir delil indirmediği ve isimlerini kendi koyduğunu« putla hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Bekleyin, doğrunu heıı de »I /İnle beraber bekleyenlerdenim, dedi»...
Allah’ın kendisine bildirdiği akibeti onlara tebliğ etti Hat el llkleıi bu akibetten kaçacak yerleri de yoktu... Savumılma u tabii ol mayan bir azaptı bu, zira Allah’ın öfkesiyle geliyordu İldi (AS) acele istedikleri azabın hemen geleceğini hatırı voıdlkloi mamı onlara, inanç ve tasavvurlarının bayağılığını açıkladı
«Allah’ın hiçbir delil indirmediği ve isimlerini kcndlni/ln koy dıığıı putlar hakkında mı benimle tartışıyorsunuz?»...
Allah’dan başka taptıklarınız gerçek bir şey değildir. < )ıılm mı ılıma mİ/.in ve babalarınızın kendiliğinizden koyduğunuz imıujı ıdu Allah böyle bir tapmaya ne İzin vermiştir, ne de bunu meşru kılının
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder