Kur’an metodu bu akideyi insanlığı adım adım ilerleterek yüce ve parlak ufuklara yükseltme ve ilerletme yolunda rehberlik eden bir kılavuz, bir hareket metodu halinde takdim ediyor. Bu nizam beşeriyeti zirvelere, kendi projesine ve ölçülerine uygun olarak adım adım yükseltiyor. Pratik hareket esnasında da insanlara kendi hayat nizamını tatbik ediyor, şer’î usulünü, iktisad kaidelerini, sosyal ve siyasî prensiplerini uyguluyor. Bu ölçüye göre ayarlanmış olan kafalarına kendi fıtrî kanunlarına kevnî ve psikolojik bilgilerine göre şekil veriyor. Pratik hayatlarının zaruri gereği olan diğer isteklerini böyle karşılıyor. Onları kendi öz kalıbına dökerken nefislerinde ve ruhlarında bir akide harareti ve enerjisi bulunuyor. Şeriatın ciddiyeti ve realizmi hâkim oluyor. Pratik hayatın ihtiyaçları ve istikâmeti buna göre ayarlanıyor.
İşte Kur’an’ın müslüman ruhları ve İslâm hayatını Şekillendiriş metodu budur. Mücerred manada etüd etme hedefine mebni olarak yapılan nazari etütlere gelince bu öyle bir ilim dalıdır ki kişiyi yeryüzünün ağırlığından korumaz, arzu ve heveslerin tahrikinden muhafaza etmez, şeytanın aldatmasından kurtarmaz, ve beşer hayatı için hayırlı bir şey vaadetmez.. ,25
Ayeti kerîmenin seyri bir önceki sahnede yer alan ve kendilerine Allah’ın âyetleri geldiği halde bundan sıyrılan ve uzaklaşanları canlandıran müşahhas misalden sonra kısa bir takiple gerçek hidayetin yalnız Allah’ın hidayeti olduğunu belirterek kısaca duruyor. Şüphesiz ki Allah kimi hidayete erdirmişse o gerçek manada hidayete ermiştir. Kimi dalâlete düşürmüşse o artık büsbütün hüsrana mahkûm olmuş, felah yüzü görmeyen birisidir :
«Allah kime hidayet ederse o doğru yolu bulmuştur. Kimi de saptırırsa onlar en büyük zarara uğrayanların ta kendileridir»...
Şüphesiz ki Allah’ü Teâlâ hidayete ermek için çalışanları hidayete erdirir. Nitekim bir başka sûrede şöyle buyuruyor : «Bizim
yolumuzda çalışanları yolumuzda ilerletiriz»... Bir başka âyeti kerîmede de buyuruyor ki : «Bir kavim kendi kendisini değiştirmedikçe Allah o kavmi değiştirmez»... Bir başka âyeti kerîmede de «Nefse ve onu düzenleyene, sonra da o nefse isyanını ve itaatini öğretene ki, muhakkak Allah’ın temizlediği nefis kurtulmuşlur. Ve hüsrana uğramıştır Allah’ın azdırdığı kimse»... diye buyurmak tadır.
Aynen böyle kendisi için dalâlet yolunu seçen ve hidayetin delillerinden, îman vericilerinden nasibini almayanları da Allah'ü Teâlâ dalâlete sevkeder. îmana karşı gözünü kulağını ve kalbini kapayanları dalâlet yolunda sürükler. Nitekim bu âyeti kerîmenin blraz ileriki kısımlarında Allah’ü Teâlâ şöyle buyurmaktadır
«And olsun ki, bir çok cin ve insanı cehennem için yarattık onların kalbleri vardır ama anlamazlar; gözleri vardır ama görmezler; kulakları vardır ama işitmezler. İşte bunlar hayvanlar gibi, hatta daha da sapıktırlar. Bunlar gaflete düşenlerin ta kendileridir»...
Bir başka âyeti kerimede de: «Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah hastalıklarını artırsın»... buyurmaktadır. Başka bir ayeti kerimede de şöyle buyuruyor : «Küfredip de zulmedenini. Allah onları bağışlayacak değildir. Cehennemin yolundan başka bir yola götürecek de değildir.» Orada ebediyyen kalacaklardır. Hidayet ve dalâleti anlatan âyeti kerîmelerin, hepsine birlikte baktığımız ve ifade ettiği manalar arasında bir münasebet kurmaya çalıştığımız takdirde İslâm fırkalarından kelâmcıların yaydığı münakaşalardan uzak, hıristiyan metafiziğinin ve muhtelif felsefî akımların genellikle kaza ve kader mevzuunun etrafında sürdürdükleri mücaddelerden ayrı bir yol gösterdiğini farkederiz.
Şüphesiz ki Allah’ü Teâlâ’nın meşiyeti sübhaniyesi İnsanın varlığında hükmünü icra eder. Ve bu hüküm şöyle tecelli eder İnsan bünyesini karışık bir kabiliyette yaratır. Hem hidayete, hem de dalâlete müstait bir fıtratta halkeder. Bunun yanı sıra insan fıtratına tek bir rububiyet makamını anlayacak ve ona yönelecek olarak kabiliyetini de verir. Ayrıca dalâlet ve hidayeti ayırıcı aklı da İhsan eder. Buna ilâve olarak akıl ve diğer cihazlar atalete uğrayıp hidayet yerine dalâleti seçtiği takdirde uyarıcı mucizeler getiren Resulleri gönderir.
“Allah, dilediğini dalalette bırakır, dilediğini hidayete ulaştırır, mealindeki ayetleri Kur’an’ın Allah merkezli dil yapısına göre anlayıp yorumlamak gerekir. Kaldı ki Allah hidayet ve dalaletin hangi şartlarda gerçekleştiğini tekrar tekrar anlatmıştır.
YanıtlaSil***
http://www.iktibasdergisi.com/kuranda-yesau-fiilerinin-anlami-ve-hidayet-ve-delaleti-allahin-vermesi/
Şüphesiz ki Allah’ü Teâlâ’nın meşiyeti sübhaniyesi İnsanın varlığında hükmünü icra eder. Ve bu hüküm şöyle tecelli eder İnsan bünyesini karışık bir kabiliyette yaratır. Hem hidayete, hem de dalâlete müstait bir fıtratta halkeder. Bunun yanı sıra insan fıtratına tek bir rububiyet makamını anlayacak ve ona yönelecek olarak kabiliyetini de verir. Ayrıca dalâlet ve hidayeti ayırıcı aklı da İhsan eder. Buna ilâve olarak akıl ve diğer cihazlar atalete uğrayıp hidayet yerine dalâleti seçtiği takdirde uyarıcı mucizeler getiren Resulleri gönderir.
***
http://seyyitkutubtefsiri.blogspot.nl/search?q=hidayeti+ve
***
İşte bu ayetlerin hepsi, hidayet ve dalâlet işinin insana ait birer fiil olduğunu, mana ve mefhumlarıyla açıkça göstermektedir. İnsanın hem kendi nefsini hem de başkasını hidayet ve dalâlete sevk edebileceğini göstermektedir. İnsan gibi şeytanın da, dalâlet fiilini işleyebildiğini ayetlerden açıkça anlamak mümkündür. Hidayet ve dalâlet isnadı, hem insana hem de şeytana yapılmıştır. İnsan kendi nefsine hidayet ettiği gibi, kendi nefsini dalâlete sevk edebilir.
İşte bu hidayet ve dalâletin, Allah'a nisbet edilişi doğrudan bir isnat olmayıp, hidayet ve dalâleti yaratması bakımından olduğunu gösteren bir karinedir. Bu konudaki ayetler bir araya getirilip, birbirine eklendiği ve şerî anlamlarıyla anlaşıldığı vakit, bu ayetlerin bambaşka bir anlam ortaya koyduğu görülür.
***
http://namenstr8.blogspot.nl/2015/05/hidayet-ve-delalet.html
***