20 Haziran 2016 Pazartesi

Bu akide ifade ettiği manayı kafalarda ve gönüllerde yerleşir yerleşmez pratik hayatla tahakkuk ettirmek üzere kişiyi harekete geçiriyor, ölü kalpleri canlandırıyor, nabız hareketlerini geliştiriyor, ilerletiyor... Fıtri alıcı verici cihazları uyarıyor. Ve ferdi Allah’a verdiği ilk ahde dondürüyor. İnsanın hedef ve değerlerini yükseltiyor.*Artık çamurların cazibesi ve ağırlığı insanı yeryüzüne bağlamıyor. Ve ebediyen yeryüzünde kalmasını temin etmiyor.

recilerin elinde bulundurduğu yemlerin peşinde soluyarak koşmayan müminlerin dışında, bu örneğe pek çok kerre rastlıyoruz. Bu sonu gelmeyen bir misaldir. Her zaman bulunur. Yalnız bir vakıaya mahsus değildir. Bir nesilin başından geçenleri anlatmakla kalmaz.

Ayrıca Allah’ü Teâlâ yüce Resulüne, bu misali Allah’ın âyetine muhatab olan kavmine anlatarak onların da ellerine geçmiş olan fırsatı kaçırmamalarını sağlamasını emrediyor. Sonra bu âyetler nesiller boyu de,vam edip kalacak ve ard arda gelenler tarafından okunacaktır. Allah'ın ilminden birşey öğrenenlerin bu çirkin ve iğrenç sonuca varmamaları ve ardı arası kesilmeyen bir soluyuş içerisinde kalmamaları, hiçbir düşmanın yapması mümkün olmayan zulmü kendi nefislerine reva görmemeleri için sakınmalarmı sağlamak üzere okunacaktır... Kendilerine böyle bir hareketi reva görenler netice itibariyle nefislerine zulmetmektedirler.

Allah korusun, zamanımızda bu tip âlimlerden öylelerini gördük ki sanki kendi nefsine zulmetmek için hırsla koşuyordu. Tıpkı cehennemin çukurlarında kendisine ayrılan yere başka birisinin de girmek üzere kendisiyle yarışarak geçmesinden korkup dişini sıkması gibi bu yolda koşuyor ve dişlerini sıkıyorlardı. Her sabah cehennemde kendisi için ayrılan yeri tesbit etmek üzere hızla ilerliyor ve bu dünya hayatından sıyrılıp kopuncaya kadar bitmek tükenmek nedir bilmeyen bir soluyuşla bu arzuların peşinde koşup duruyorlardı. Allah’ım sen koru bizleri... Sebat ver ayaklarımıza... Sabır boşalt üzerimize... Ve bizi müslümanlar olarak öldür...

AKİDE VE HAYAT NİZAMI

Bu İlâhî haberin ve bu haberi bildiren Kur’an’ın üslûbu üzerinde bir kerre daha durmak istiyoruz.

Bu haber sahibini şehvet ve arzuların ağırlıklarından korumayarak yeryüzüne bağlanmaktan alıkoyamayan, yeryüzünün sıklet ve cazibesinden kurtaramayan, hevaî nefsine uyarak şeytanın peşine düşen ve heveslerin arkasından gide gide şeytana kul ve köle olan ilim erbabını temsil etmektedir. İşte ilim insanı korumadığı için Kur’an metodu müslüman nefisleri ve İslâm hayatını oluşturmak için hareket ederken ilmi sırf bilgi olarak ele almıyor. Aksine ilmi hareket halinde bulunan itici, sıcak bir güç kaynağı ve ifade ettiği manayı yaşayan dünyada gerçekleştiren bir akide olarak değerlendiriyor.

Kur’an metodu akideyi sadece etüd edilmek üzere hazırlanmış bir nazariye şeklinde takdim etmiyor. Böyle bir akide mücerred bir bilgi dalından ibaret olup ne ilk âlemde, ne de yaşanılan dünya da bir şey meydana getirmez. Soğuk bir bilgidir bu. Sahibini heveslerin peşine düşmekten korumaz. Şehvetlerin ağırlığına bağlanıp düşmekten alıkoymaz. Ayrıca şeytanı da bertaraf edemez Çünkü şeytan onu köleleştirmiş ve kendisine kul etmiştir.

Bunun gibi Kur’an-ı Kerîm’in metodu bu dinî İslâm nizamı, İslâm fıkhı, İslâm iktisadı, kâinatla ilgili bilgiler, psikolojik İlimin şeklinde takdim ediyor. Mücerred bilgiden ibaret olan hiç bir etüt tarzda sunmuyor.

Aksine itici bir güç olarak, kaynağından fırlayan, önüne geleni canlandıran, uyaran, yücelten ve yükselmesini sağlayan bir akide şeklinde takdim ediyor. Bu akide ifade ettiği manayı kafalarda ve gönüllerde yerleşir yerleşmez pratik hayatla tahakkuk ettirmek üzere kişiyi harekete geçiriyor, ölü kalpleri canlandırıyor, nabız hareketlerini geliştiriyor, ilerletiyor... Fıtri alıcı verici cihazları uyarıyor. Ve ferdi Allah’a verdiği ilk ahde dondürüyor. İnsanın hedef ve değerlerini yükseltiyor.*Artık çamurların cazibesi ve ağırlığı insanı yeryüzüne bağlamıyor. Ve ebediyen yeryüzünde kalmasını temin etmiyor.

Kur’an metodu, bu nizamı bir görüş ve düşünüş metodu olarak takdim ediyor. Böylece bu nizam insana diğer beşer sistemlerinin bakış tarzından tamamen ayrı ve eşsiz bir şekilde bakıyor Çünkü bu nizam yalnız ve yalnız beşeriyeti metod ve prensiplerin hata ve noksanlıklarından korumak, arzu ve heveslerin baskısı altında sapıtmaktan kurtarmak, şeytanın aldatması ve bedenin ağırlığı altında ezilmekten muhafaza etmek için gelmiştir...

Kur’an’ın metodu bu akideyi bir gerçek ölçüsü olarak takdim ediyor. Onunla insanların kafaları ve düşünceleri bir denge unsuruna sahip oluyor. Akıllar için kontrol vazifesini görüyor. İnsan


1 yorum:


  1. 2017***İNSANLIK AKİDESİNİN ÖLÇÜMÜ***
    SINIRLI OLAN SINIRSIZI KAPSAMAZ.KAİDE.ÖLÇÜ
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=287802078337867&id=100013242319421
    http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2014/10/muslumanlarin-ve-kafirlerin-allah.html
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=296525450798863&id=100013242319421&pnref=story
    ***
    Düşünmek farzdır.28**31 arası .inek .cennet .burun.dil.
    http://www.dailymotion.com/video/x5c30sp_hayvanlar-dusunmez-dusunmek-farzdir_animals
    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/01/cennet-garanti-belgesi.html
    ***
    Tefekkürün meyvesine gelince, ilimler, haller ve amellerdir. Fakat özel meyvesi ilimdir. Evet! İlim kalpte hâsıl olunca, kalbin durumu değişir. Kalbin durumu değişince azaların amelleri de değişir. Bu bakımdan amel, hâle tâbidir. Hâl de ilme, ilim de tefekküre tâbidir. Öyleyse tefekkür, hem başlangıç hem de bütün hayırların anahtarıdır.
    İşte tefekkürün faziletinden sonra beliren budur. Anlaşıldı ki tefekkür, hem zikirden, hem de tezkîrden daha üstündür. Çünkü tefekkür hem zikirdir, hem de fazlalık! Üstelik kalbin zikri, azaların amelinden daha hayırlıdır. Amelin içinde zikir bulunduğu için amel daha şereflidir. Madem ki durum budur, tefekkür bütün amellerden daha üstündür ve şöyle denilmiştir: ‘Bir saat tefekkür bir senelik ibadetten daha hayırlıdır’.
    ***
    AKIL
    1- Madde veya vakıa
    2- Sağlıklı beyin
    3- His
    4- Ön bilgiler
    Buna göre akıl, düşünce veya idrak; vakıayı hissetme olgusunun duyu organları vasıtasıyla beyne taşınması ve beynin bu vakıayı ön bilgilerle yorumlamasıdır.
    http://islamdevleti.info/kitaplar/Tefekkur/index.htm
    https://akilvefikir.org/2017/04/06/tefekkur-butun-amellerden-daha-ustundur/

    YanıtlaSil