143 — Musa, tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuştuktan sonra, «Rabbim, bana kendini göster, sana bakayım» dedi. Allah: «Sen beni göremeyeceksin, ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni görürsün» buyurdu. Rabbi dağa teveccüh edince onu yerle bir etti ve Musa da baygın düştü; ayılınca: «Yarabbi, münezzehsin, sana tevbe ettim, ben îman edenlerin ilkiyim» dedi.
144 — «Ey Musa, verdiklerimle ve sözümle seni insanlar arasından seçtim; sana verdiğimi al ve şükret» dedi.
145 — M u s a ’ya verdiğimiz levhalarda insanlara öğüt almak üzere her şeyi uzun uzadıya açıkladık. Onlara sıkıca sarıl. Kavmine dc emret onları en güzel şekilde tutsunlar. Allah’a karşı gelenlerin yurdunu size göstereceğim.
146 — Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları, âyetlerimden yüz çevirteceğim. Onlar bütün âyetleri görseler yine de îman etmezler; doğru yolu görseler, yol olarak benimsemezler; azgınlık yolunu görseler, hemen onu yol edinirler. Bu, onların mucizelerimizi yalanlamaları ve onlardan habersiz görünmelerinden ileri gelir.
147 — Halbuki âyetlerimizi ve âhirete kavuşmayı yalan sayanların bütün işledikleri boşa gitmiştir. Onlar yapmakta olduklarından başka şeyle mi cezalandırılacaklardı ya?»...
Biz önce o eşsiz haleti; hayalimizde, ruhlarımızda ve bünyemizde bütünüyle canlandırmak zorundayız. Canlandırmalıyız ki o durumu gözetleyebile ve düşünce dünyamızda meseleye yaklaşabilelim. Musa peygamberin duygularına eş duygularla dolalım :
«.M u s a tayin ettiğimiz vakitte gelip Rabbi onunla konuştuktan sonra, Rabbim bana kendini göster, sana bakayım dedi»...
Aslında bu Musa peygamberin Rabbi Zülcelâl’in kelimelerini alırken duyduğu öldürücü bir histir. Ruhu sarmaş dolaş halde hep o anı gözetlemektedir. Bir şevk vardır İçinde, yanar tutuşur müştak olarak... Bunun üzerine hatırlamaz, bile kim olduğunu,
neci olduğunu... Ve yeryüzünde hiçbir insanın isteyemiyeceği, takat getiremeyeceği şeyler ister... Daha şevkin zahmetine katluna muzken arzunun itişi ile dolup taşarken, sevginin heyecanı, görmenin arzusu üzerindeyken büyük bir şeyi talep eder... O’nu görme yi... Nihayet şu katî ve kesin kelimeler uyarır Hz. M u s ıı 'yı / «Allah sen beni göremezsin, dedi»...
Sonra celâl ve azâmet sahibi yüce Allah rıfk ile muamele edl yor. Peygamberine niçin göremiyeceğini açıklıyor... Göremez çöıı kü görmeye takat gösteremez...
«Ama dağa bak, eğer o yerinde kalırsa sen de beni gorili «diıı, buyurdu»...
Elbetteki dağ daha dayanıklı ve istikrarlıdır. Dolayısıyla da insan bünyesinden tesir ve icabet bakımından daha az kudretle«Ilı Peki buna rağmen niçin dağa bakması emrediliyor?. .
«Rabbı dağa teveccüh edince onu yerle bir etti»..
Nasıl olmuştu bu tecelli? Onu anlatmak bizim gücümlI/Ulı ılı şında... Anlamakta öyle... Biz bu tecelliyi ancak bizi linkini İm vuşturan, ruhlarımızı parlatıp aydınlatan ve bütünüyle mut km mı gına yönelten o lâtif duygu ile izleyebiliriz ancak. Müeei n «I m um daki lâfızlara gelince şüphesiz onlar da birşey iletebilecek giiçlı «I* ftlldir... İşte onun için biz bu tecelliyatı sadece kelimelerle Imu lı etmeye ve lâfızlarla anlatmaya çalışmıyoruz. Mi/, bu ayetin 1« İM rinde varid olan rivâyetlerin hepsini bir kenara utmak leımıvilbin deyiz. Ayrıca Rasulullah (S.A.)’dan bu konuda hlçbiı şey ılvâ\H edilmiş değildir. Kur’an-ı Kerim de bu hususlarda biı .« y nnvleııdif değildir. Dolayısıyla biz de hiçbir şey söylememeyi uygun güııl voruz :
«Kaldıı dağa teveccüh edince onu yerle bir elti»
Kaskatı dağ birden eriyiverdi... Ve bir do görüldü kİ yeı le Mı "lıııiış dümdüz. İşte o anda Musa durumun vahametini İdi ak elli, zayıf olan beşeri varlığı kapladı kendisini de :
«Ve M u s a da baygın düştü»...
Hay iliverdi birden, şuurunu kaybetti:
«Ayılınca»...
Kendisine gelince takatinin derecesini anlayıp sorduğu Miajd«-İmi İd ı tecavüz ettiğini kavrayınca :
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder