17 Haziran 2016 Cuma

Allah’ın dâvasını yüklenmek isteyen ve yeryüzündeki hilafet emanetine lâyık olmak arzusunda bulunan herkes için bu gibi tecrübeler zaruri idi. Nitekim iradenin denenmesi ve aldatıcı arzular karşısında üstünlüğünü sağlaması hususundaki ilk tecrübe daha önce Ademin Havva’ya tevcih edilmişti.

Musa (A.S.) ile olan durumlarını anlatan hikâyeyi tamamlayıcı mahiyette olmasından dolayıdır.

Hak Teâlâ yüce Rasulüne, yahudilere geçmişteki tarihleri ile ilgili bu malûm vakayı sormasını emrediyor. Ve böylece onları, yahudi tarihi içerisinde birbirine bağlı nesiller olarak karşılıyor. Ve geçmişteki isyanlarını hatırlatıyor. Onlardan bir kısmının dünyada ters yüz edildiğini ve üzerlerine ebediyen zillet ve meskenet damgası vurulduğunu beyan ediyor. Bunlardan sadece bu ümmî peygambere uyanlar müstesna. Allah, onların üzerinden, İsrailoğullarının üzerine koyduğu bütün baskı ve ağırlıkları kaldırıyor.

Âyeti kerîme deniz sahilindeki kasabanın adını bile zikretmiyor. Çünkü bu kasaba âyete muhatap olanlar tarafından bilinmektedir. Esasen vakanın kahramanları bir sahil kasabasında yaşayan yahudi cemaatından bir topluluktu. Bunlar, peygamberlerinden, haftanın bir gününün kendileri için istirahat günü kılınmasını ve o günü ibadete ayrılmış bir bayram günü saymalarını, hiçbir türlü maişet meşgalesi ile o gün uğraşmamalarını istemişlerdi. Ve bunun üzerine cumartesi günü onlar için ibadet günü kılınmıştı. Sonra deneme safhası başlamıştı. Allah onları terbiye olabilmeleri için imtihan ediyordu. İradelerini çeşitli arzu ve isteklere karşı takviye etmek murad etmişti. Bu istek ve arzularla çatıştığı zaman Allah’a verdikleri ahdi nasıl yerine getireceklerini denemek istemişti. Bu uzun müddet baskı altında yaşamış ve horlanmış olmaları sebebiyle şahsiyetleri ve fıtratları değişmiş olan İsrailoğulları için zaruri bir durumdu. Uzun müddet kölelik devri geçirmiş ve horlanmış iradenin direnme ve sebat gücünü bulabilmesi için elbette hürriyetine kavuşması gerekirdi.^Bırakalım İsrailoğullarını Allah’ın dâvasını yüklenmek isteyen ve yeryüzündeki hilafet emanetine lâyık olmak arzusunda bulunan herkes için bu gibi tecrübeler zaruri idi. Nitekim iradenin denenmesi ve aldatıcı arzular karşısında üstünlüğünü sağlaması hususundaki ilk tecrübe daha önce Ademin Havva’ya tevcih edilmişti. Ama onlar bu aldatıcı oyunlar karşısında direnmediler ve şeytanın «ebediyyet ağacı ve sonsuz mülk» olarak takdim ettiği hilelere kulak verdiler. îşte bundan sonra, yeryüzünde Allah’ın emanetini yüklenme durumuna geçmeden önce her topluluğun böyle bir tecrübe safhasını geçirmesi gerekir oldu...
Şu kadar var ki tecrübenin şekli değişebiliyor, mânası muhafaza ediliyordu.

DENİZ SAHİLİNDEKİ KASABA

Bu kerre İsrailoğullarından bir topluluk daha önceki sapıklıkları ve fasıklıklarını tekrarlamaları yüzünden Allah’ın üzerlerine yazdığı tecrübe karşısında direnemediler... Gerçekten de cirmin le si günü deniz sahilinde balıklar canlı canlı gezinirken gözlerine III şiyordu. Tutulması kolaydı, avlanmaları gayet basitti. Ne vın kİ kendi elleriyle istedikleri cumartesi günü balık avlanmayı yunak İn ma arzusundan dolayı önlerine gelmiş olan bu kolay avı kııçıı ıv»»ı ve kaybediyorlardı. Fakat cumartesi günü geçince, yun i balık av Innmanın helâl olduğu günler gelince hiçbir balık bulamıynı laıılı denizde. Cumartesi günü gördükleri balıklardan hiç birini yoklu şimdi... İşte Rasulullah’m Medine ’deki yahudileıv lıatıı lal inakla emrolunduğu husus buydu. Bu durum karşısında ne yapı d-Inrını ve neye lâyık olduklarını sorması belirtiliyordu :

«Onlara deniz sahilindeki kasabanın halini sor. Mani onlar m mailesi yasaklarını tecavüz ediyorlardı. CumartesilerI lıalıklaı <oı yüzünde görülerek onlara gelirdi. Yasaklarını tecavüz Hllklcil •" ınnrtcsilcri ise balıklar gelmezdi. Biz onları, yoldan çıkmalım •< bcbiyle böyle deniyorduk.»...

Ama bu nasıl vuku buldu? Nasıl oluyordu da balıklat "iıbubı böyle bir muhavereye girişebiliyorlardı? Ve böyle bir uyun nyıııı yarlardı kendilerine. Bu Allah’ın izni ile dilediği zaman vuku bu lan bir harikadır, fevkalâde bir olaydır. Ne var kı bu Irvk.ılAdt İm (lisenin nasıl cereyan ettiğini bilmeyenler «tabiut kanunları« adını verdikleri şeylerin dışında İlâhî iradenin cereyan etmesini reddedl yurlar. Ama gerek realitede, gerekse İslâm tasavvurunda inesim' bu tarzda değildir. Şüphesiz ki bu kâinatı yaratan Allab'n Tefti A dır. Engin iradesi ile onu yürüten, kanunları koyan da O'dııı !.»u kadar var ki İlâhî irade bu kanunların mahkûmu değildir. Yani bu kanunlar olmaksızın cereyan edemez diye bir husus bahis mevzuu değildir. Çünkü irade-i İlâhî bu kanunlardan önce de, sonra <!•« en Kinliğini ve scrazatlığını devam ettirmiştir. İşte İlâhî iradenin k< \ llyetlni bilmeyenler bu gerçeklerden gafil bulunanlardır.. Allah m

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder