17 Haziran 2016 Cuma

«Öğüt verenler: “Rabbınıza karşı mazeret olsun, muahezeden kurtulalım, belki de sakınırlar diye öğüt verdik” dediler»...

«Aralarından bir topluluk: “Allah’ın helak edeceği veya şiddetli azâba uğratacağı bir kavme niçin öğüt veriyorsun?” dediler»...

Ortada onlara nasihat etmeyi gerektiren bir durum yoktur. Onları korkutmayı icap ettiren bir hal de mevcut değil. Çünkü onlara Allah helakini ve şiddetli azabını yazmış. «Allah’ın haram kıldığı şeyleri çiğnedikleri için zaten onlara kurtuluş imkânı yok» demişlerdi :

«Öğüt verenler: “Rabbınıza karşı mazeret olsun, muahezeden kurtulalım, belki de sakınırlar diye öğüt verdik” dediler»...

Bu, Allah’ın yerine getirmemizi emrettiği bir vecibedir. Marufu emretmek, münkerden nehyetmek üzerimize düşen bir vazifedir. Haramlara yaklaşmaktan sakındırmak bizim boynumuzun borcudur. Allah’a özrümüzü iletmek ve vazifemizi eda ettiğimizi bildirmek için yapıyoruz bunu. Hem olabilir ki nasihat o âsi kalplerde tesirini gösterir ve takva duygusu vicdanlarında yer eder.

Böylece sahil kasabasında oturanlar üç gruba ayrılmışlardı. Veya üç millete... İslâmın tarifine göre millet bir akideye bağlanan, bir düşünce sistemine gönül veren, tek bir kumanda mevkiine boyun eğen insan topluluğunun adıdır. Klâsik ve modern cahiliyet anlayışında olduğu bir toprak parçasında ve iklim içerisinde yaşayan ve bir devletin hudutları dahilinde bulunan insan topluluklarına denilmez. İslâm böyle bir millet tarifini ve anlayışını kabul etmez. Bu tarif klâsik veya modern cahiliyetlerin milleti tarifidir.

Bu deniz sahilinde yaşayan kasabanın halkı üç millet grubuna ayrılmıştı. Bir grubu, hileci isyankârlar topluluğu teşkil ediyordu. Diğer grup da ise bu isyan ve hilelere karşı direnerek nasihat la karşılık veren ve müspet bir tutum takman grup. Üçüncü kitleyi ise kötülükleri kendi başlarına bırakıp karşısına müspet bir tutumla çıkmayan tarafsız ve menfi bir tutum takip ederek duranlar grubu... Bunların her birisi değişik bir düşünce ve hareket metodunun ortaya çıkardığı ve üç bölük insanı üç millet haline getiren unsurlardır.

Ne var ki onlara ne nasihat fayda verdi, ne vaazlar. Hilebazlar hilelerine daha da daldılar. Bunun üzerine Allah’ın kelâmına müstahak oldular. Ve Allah’ın azabı neticede tahakkuk etti. Kötülükten nehyedenler de kötülerin arasından ayrıldılar ve kurtuldular. Ve isyankârlar topluluğunu şiddetli bir azap sarıverdi. Üçün cü gruba gelince âyeti kerîme onların hakkında birşey demiyor Belki de durumlarını önemsemediği içindir bu. Şayet onlar azaba müstehak olmadılarsa ihmale müstahak oldular. Zira kötülüklerin karşısında dikilmeden menfi bir tavır takınarak duruverdiler.

«Onlar kendilerine verilen nasihati unutunca biz de insanları kötülükten alıkoyanları kurtardık ve zalimleri, Allah’a karşı gelmelerinden dolayı şiddetli azaba uğrattık»...

Bu suretle serkeşlik edip yasak edileni yapmakta ısrar edince kendilerine: «Aşağılık birer maymun olun» dedik.

Bu korkunç azap hile yapan isyankârlar güruhunu yok etmişti• 

Günahlarının karşılığında gelmişti bu azap. Nitekim Km .m ı rim bu günahı küfür olarak değerlendiriyor. Zira Kur’an'du küftü kelimesi bazen zulüm kelimesi ile, bazen fısk kelimesi ile İfade «■<•* lir. Şu kadar var ki bu ifade son zamanlardaki fıkhı istllAlılsıdan ayrıdır. Çünkü son zamanlarda yayılan fıkıh kitaplarımla lıü k» limeler Kur’an’ın ifade ettiği manaya gelmez. O grubun başına M"* len korkunç azap insanlık sûretinden çıkıp maymun peklim» g“|» meleri idi. Onlar adamlık seviyesinden inerek hayvanlık • I< • < k< >l ne düşmüşlerdir. Çünkü âdemiyetin özelliklerinin en babımla g« len, arzulara hâkim olan ve irade özelliğini kaybedince İnsanlık • a miasından çıkmış maymunlar camiasına girmişlerdir lüııunı <W' rlne onlara kendi istekleri olan hayvanlık derekesi verilmiş vt tı tedikleri gibi yaşamalarına fırsat sağlanmıştır.

Ancak nasıl maymun olmuştu bunlar? Maymun olduktun "iiı ra neler gelmiştir başlarına. Kendi cinsinden ayrılmış ve cinsi,yel değiştirmiş her varlık gibi onlar da yok olmuş gitmişim ınldlı Yoksa maymun olarak nesillerini devam ettirmişim- mıdır? Mu un ı uların daha birçok şekli tefsirlerdeki rivâyetlerde yer ulu Şu ku darını söyleyelim ki bu konularda Kur’an-ı Kerîm tamamen sim muştur. Kur’an’ın dışında Rasulullahdan da bu konuda herhangi blı rivAyet varid değildir. Şu halde bizim de o konulara dalmanu/a İhtiyaç yoktur.

Bu konuda Allah’ın sözü ilk yaratılış anındaki yaratma ve
Ftnl&l-ll Kur'ttiı, C II
r ıu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder