7 Haziran 2016 Salı

«Eğer o memleketlerin halkı îman etmiş ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı onlara gökten, yerden bereketler yağdırırdık. Fakat onlar inkâr ettiler. Biz de onlara yapıp kazandıklarının cezasını verdik»...

Allah’a îmanı ve Allah korkusunu sırf bir kulluk meselesi sanan ve yeryüzündeki pratik hayatla alâkasının bulunmadığını düşünenler ne îman duygusundan haberdardırlar, ne de hayattan. Allah’ın bu karşılıklı münasebetin varlığına şehadet etmesi onların dikkat nazarlarını bu noktaya çevirmelerine kâfi gelmez mi? Halbuki şahid olarak Allah yeter ve artar. Hak Teâlâ bu bağlantıyı insanlara belirttiği sebepleri ile gözler önüne seriyor:

«Eğer o memleketlerin halkı îman etmiş ve bize karşı gelmekten sakınmış olsalardı onlara gökten, yerden bereketler yağdırırdık. Fakat onlar inkâr ettiler. Biz de onlara yapıp kazandıklarının cezasını verdik»...

Bazı kimseler çevrelerine bakıyorlar ve bir takım milletler ilişiyor gözlerine. Bu milletler kendilerinin müslüman olduklarını söylüyorlar. Buna rağmen dar bir hayat içerisinde yaşıyorlar. Kuraklıktan ve çoraklıktan başka bir şey bulamıyorlar. Geri ve sıkıntılı bir hayat sürüyorlar... Sonra başka milletlere bakıyorlar. Bu milletler îman etmiyorlar ve korkmuyorlar ama her taraftan rızık kapıları açılmış üzerlerine. Kuvvet ve nüfus sahibi hepsi de... İşte o zaman kendi kendilerine soruyorlar: Nerde öyleyse Allah’ın o değişmez kanunu?...

Ne var ki bu görünen dış manzaralar bir hayal ve vehimden ibarettir. Onları aldatmaktadır.

İnanmadıkları ve Allah’dan korkmadıkları halde kendilerinin müslüman olduğunu söyleyenler... Allah’a kulluk vazifesini samimiyetle ifa etmiyenler... Pratik hayatlarında kelime-i şehadetin mana ve mefhumunu fiilen tahakkuk ettirmeyenler. Kendi cinslerinden bir kulun köleliğine kendilerini verenler... Kullara karşı ilâhlaşmasına, gerek kanunlar, gerekse adet ve anâneler yoluyla hükümler koymalarına boyun eğenler... Onlar mümin değildirler. Zira bir mümin kullardan bir kulun kendi üstüne çıkarak ilâhlaşmasına müsaade etmez... Bir mümin, kullardan bir kulun koyduğu hükümler ve nizamlarla hayatına hükmetmesine razı olmaz... Bugün kendilerinin mümin olduklarını sananların ataları, geçmişleri gerçek manada müslüman oldukları günlerde bütün dünya kendilerinin olmuş, gökten ve yerden yağan bereketlerle, feyizlerle coşmuş ve Allah’ın eksiksiz vaudi, üzerlerinde tahakkuk etmişti...
Bugün rızıkların en boluna ulaşanların durumuna gelince Bu Allah’ın değişmez bir kanunudur: «Sonra bu sıkıntıyı iyiliğe çevirdik. Öyle ki çoğalıp: ‘‘Zaten bizim babalarımız da darlıklı uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan ansızın yakalayıverdik»... Daha önce de geçti bu bahis Aslında bunların bolluğa ulaşmaları bir imtihan içindir. Hem, bolluk la imtihan; şiddetle imtihandan çok daha tehlikelidir. Ayrıca itııtı lurın vasıl oldukları bollukla Allah’ın inanan ve sakınanlara vı». dettiği feyiz ve bereketi âarasmda büyük farklar vardır. Hazan im» Iıkla da bereket tecelli eder ve ondan iyice faydalanılması temin edilir. İyi faydalanınca da huzur ve rahata kavuşulur, sükun ve eın* niyete erişilir. Nice milletler vardır ki zenginliğin doruğuna ulaş iniştir da bedbahtlıklar içerisinde yüzer. Her an huzuru tebdil al tındadır, fertleri arasında bir ahenk yoktur, herkesde bir »ıkıntı, kararsızlık hâkimdir ve herkes muhtemel parçalanmaları beklet dtı rıır. İşte huzursuz kuvvetin vereceği budur. Memnunluk olmadan malın getireceği budur... Faydası olmayan bolluk diye bııııa denli l’arlak bir hayata sahip olmalarına rağmen her an uğursuz Mı ge leceği gözetler dururlar. Ve işte bu, felâketlerin peşi sn a vı ı ılı n bollukla imtihanın bir çeşididir...

îman ve Allah korkusuyla meydana gelen bereket l»e lıeı şey» de kendisini gösterir. Ruhlarda bir bereket hissedilir Hen-kelll duy yular sarar çevreyi. Hayatın bütün nimetlerinde bir bereket vanlıı Ve bu bereket bir anda hayatı geliştirir, yüceltir. Hu bereket «alt bir bolluğu müteakiben gelen bedbahtlıklardan, inlıllAllnrdeıı ve »ı kınlılardan uzaktır.12

Ayeti kerîme geçmiş asırların tarihinden örnekler gÜNtererek belirttiği İlâhî kanunları iyice açıkladıktan sonra... Geçmişte İnan iııamış ve Allah’dan korkmamış, elde ettikleri bolluk ve nimetle ılıı karşısında gurura kapılarak Allah’ın hikmetinden gafil kalmış valanlayıcılurın acı akibetleri karşısında vicdanları tiril tiril titre ten, duyguları silkindirip uyaran saniye ve dakikalardan sonra Kvet İşte bu anda Allah’ın elîm azabına müstahak olmuş gafillen-yöneliyor. Duygularını ikaz ederek gecenin veya gündüzün lıeı
11 no NİAııı vo Madeniydin 1‘roblcmlcrt, be*cı Imyııtımlı* tekAıııUI ve dııınklıımn <M Imııımed Ktılııb).

2 yorum:

  1. Bazı kimseler çevrelerine bakıyorlar ve bir takım milletler ilişiyor gözlerine. Bu milletler kendilerinin müslüman olduklarını söylüyorlar. Buna rağmen dar bir hayat içerisinde yaşıyorlar. Kuraklıktan ve çoraklıktan başka bir şey bulamıyorlar. Geri ve sıkıntılı bir hayat sürüyorlar... Sonra başka milletlere bakıyorlar. Bu milletler îman etmiyorlar ve korkmuyorlar ama her taraftan rızık kapıları açılmış üzerlerine. Kuvvet ve nüfus sahibi hepsi de... İşte o zaman kendi kendilerine soruyorlar: Nerde öyleyse Allah’ın o değişmez kanunu?...

    Ne var ki bu görünen dış manzaralar bir hayal ve vehimden ibarettir. Onları aldatmaktadır.

    İnanmadıkları ve Allah’dan korkmadıkları halde kendilerinin müslüman olduğunu söyleyenler... Allah’a kulluk vazifesini samimiyetle ifa etmiyenler... Pratik hayatlarında kelime-i şehadetin mana ve mefhumunu fiilen tahakkuk ettirmeyenler. Kendi cinslerinden bir kulun köleliğine kendilerini verenler... Kullara karşı ilâhlaşmasına, gerek kanunlar, gerekse adet ve anâneler yoluyla hükümler koymalarına boyun eğenler... Onlar mümin değildirler. Zira bir mümin kullardan bir kulun kendi üstüne çıkarak ilâhlaşmasına müsaade etmez... Bir mümin, kullardan bir kulun koyduğu hükümler ve nizamlarla hayatına hükmetmesine razı olmaz... Bugün kendilerinin mümin olduklarını sananların ataları, geçmişleri gerçek manada müslüman oldukları günlerde bütün dünya kendilerinin olmuş, gökten ve yerden yağan bereketlerle, feyizlerle coşmuş ve Allah’ın eksiksiz vaudi, üzerlerinde tahakkuk etmişti...
    Bugün rızıkların en boluna ulaşanların durumuna gelince Bu Allah’ın değişmez bir kanunudur: «Sonra bu sıkıntıyı iyiliğe çevirdik. Öyle ki çoğalıp: ‘‘Zaten bizim babalarımız da darlıklı uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı” dediler. Bu yüzden onları haberleri olmadan ansızın yakalayıverdik»... Daha önce de geçti bu bahis Aslında bunların bolluğa ulaşmaları bir imtihan içindir. Hem, bolluk la imtihan; şiddetle imtihandan çok daha tehlikelidir.

    http://namenstr8bredahollanda.blogspot.nl/2017/08/muslumanlar-neden-bu-kadar-gucsuzdur.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Peki, ama: Son 100 yıl içinde Yahudiler sadece bilimsel alanda 104 Nobel ödülü kazanırken, 1,4 milyar Müslüman neden yalnızca 7 Nobel kazandı? Yahudiler niçin bu kadar yaratıcı ve neden bu kadar güçlüler? Yahudi inancına bağlı ve küresel çapta tanınmış şu yatırımcılara/iş adamlarına ve ürettikleri markalara bir bakalım:Kaynak: Müslümanlar neden bu kadar güçsüzdür? - Mevlüt Uluğtekin YILMAZ
      http://www.yenicaggazetesi.com.tr/muslumanlar-neden-bu-kadar-gucsuzdur-43831yy.htm

      Sil