25 Haziran 2016 Cumartesi

«Bu Kitab îman edecek bir kavm için Rabbınız tarafından basiretleri açacak deliller, hidayet ve rahmettir»...


İşte bunun için Resulullah (S.A.V.) getirmiş olduğu bu Kur’an’da bulunan hakikatları ve onların bilmeyerek istedikleri maddî harikalar konusundaki gerçekleri açıklamakla emrolunuyor. İşte gafil bulundukları hidayet kaynağı gözlerinin önünde:

«Bu Kitab îman edecek bir kavm için Rabbınız tarafından basiretleri açacak deliller, hidayet ve rahmettir»...

Gerçekten de bu Kur’an, basiretleri açacak işaretlerle doludur. Coşan bir rahmet kaynağıdır. Fakat bu; inananlar ve bu engin hayırdan faydalananlar içindir. Daha önce beşeriyetin çocukluk devrelerinde, mahallî risaletlerde, âlem şumül olmayan peygamberliklerde... Zaman ve mekânın hududunu aşmayan, sadece görenlerin dışında başkalarının muhatap olmadığı, kendilerinden sonra gelen nesillere hitap etmeyen... Müşahede eden kavimlerin ötesinde başkalarına ulaşmayacak peygamberlerin gösterdiği maddî harikalar cinsinden harikalar istiyordu o devrin Arapları... Gerçekten de maddî harika cinsinden hiç bir şeyin eşine benzemediği bu fevkalâde üstün icaz ve belagat örneği Kur’an nereden bakılırsa bakılsın insanların — hangi zaman ve mekân içerisinde bulunursa bulunsunlar — istedikleri mucizeler ne geçmişte, ne de zamanın sonuna kadar gelecekte bu üstün mucizenin sınırına ulaşamazlar.

İfade yönünden bu böyle. Öyle sanıyorum ki cahiliyet devri Araplarına kıyasla onun en açık yanı — çünkü onlar diğer milletlere nisbetle edebî üslûp bakımından son derece gelişmiş ve kendi pazarlarında bununla övünmeleri ile ün kazanmışlardır— işte bu tarafıdır. Bu edebî mucize yönü olmuştur. Ve bugün de halâ o hiçbir beşerin baş ölçüşemiyeceği bir mucize olarak durmaktadır. Allah’ü Teâlâ o gün bununla meydan okumuştur Araplara. Ve bu meydan okuma halen de sürüp gitmektedir. İnsanlar arasında ifade gücüne sahip kimseler, üslûp bakımından beşer takatinin nereye kadar ulaşacağını anlayanlar, bu Kur’an’ın en büyük mucize, mucizelerin mucizesi olduğunu görür ve farkederler... İster bu dine inansınlar, ister inanmasınlar bu üstün üslûp kudretini kavrarlar... Binaenaleyh bu tarafıyla meydan okuma karşısında müminlerin ve mülhidlcrin müsavi olduğu temel bir prensip olarak ayakta durmaktadır. Nasıl ki cahiliyet devrinin Kureyş uluları bu Kur’an'da daha önce hiç bir yerde farkına varmadıkları şeyleri görüp buluyor idiyseler, bugün de ve yarın da sevmeyen; düşman olan, îmansız her cahiliyet yolcusu bu ilk cahiliyet erbabının sevmediği ve karşı geldiği halde duymuş olduğu duyguların aynısını duyar.

Ve bütün bunların gerisinde o Kitap eşsiz bir mucize esrarını halâ korumaktadır. İnsan fıtratı ne zaman o gerçekten ayrılmak isterse, gönüllere perdeler çekilse, fıtratın üzerine ağır kum yığınları yığılsa onun fıtrat üzerindeki hâkimiyeti yine devam eder, onlar bu Kur’an’ı dinlerken, bu hâkimiyetin altında iken zaman zaman gönülleri canlanır, ruhlarında silkinme emareleri görülür

Söz söyleyen insanlar pek çoktur. Bazı kimseler birçok ..sistemlerin, ekollerin ve fikir akımlarının temel prensiplerini ihtiva eden sözler söylerler. Ama bu Kur’an söylediği şeylerin insan fıtratında ve gönlünde yaptığı tesirleri bakımından bütün sözlerden ayrı ve eşsizdir. En üstün ve kahredici güç bu Kur’an-ı Kerîm'indir her zaman. Nitekim Kureyş uluları da kendilerinin peşinde gidenlere o Kur’an’ı dinlemeyin, bir kenara atın onu, belki sizi mağlup eder diyerek nefislerindeki bir gerçeği gizli de olsa açığa vuruyorlardı. Çünkü onlar biliyorlardı ki bu Kur’an’ın ruhlara değmesi ve temas etmesi ile karşı koyması mümkün olmayan tesirler icra ettiği bir vakıaydı. Bugünün cahiliyet liderleri de hala yazdıkları yazılarla, kitaplarla gönülleri bu Kur’an’dan çevirmeye çalışıyorlar. Ama bütün bunlara rağmen Kur’an yine üstünlüğünü sürdürüyor. Bir âyet veya birkaç âyetin beşer kelâmı arasında yer alışı birdenbire onu diğer sözlerden ayırıyor, tesiri bakımından eşsiz bir kudrete sahip olduğu hemen beliriyor. İşitenlerin içinde deruni bir his istilâsını temin ediyor. Ve söyleyenlerin üzerinde dikkatle yorularak söyledikleri diğer beşer sözlerinden tamamen ayrılıyor.

Bundan sonra geriye bu Kur’an’ın maddesi ve mevzuu kalıyor. Kur’an’ın Gölgesinde bu Kur’an’ın maddesi ve mevzuu ile alakalı söylenecek söz üç beş sayfanın ötesine geçemez. ‘Halbuki söylenilmesi gereken bitmez tükenmez sözler vardır. Ne var ki bu sayfalara sığmaz o.

2 yorum:

  1. Yoksa, 'Onu Muhammed uydurdu' mu diyorlar? Onlara de ki; 'Eğer doğru söylüyorsanız, Kur'an'a benzer bir sure ortaya getiriniz, bu konuda Allah dışında kimleri yardıma çağırabilecekseniz, çağırınız. Yunus*38
    Aradan bin dört yüz yıl geçmiş hala bir ses yok .
    Peki şimdi yapsınlar şimdi teknik bir çağdayız her şey eloktronik çoğu şeyi harflerin ve rakamların karışımından yapıyor proğram yapıcıları.
    o zaman kuran ayetlerinide getirsinler.?
    Allah kainatı elementlerden yarattığı gibi kuranıda harflerin karışımından yaratmıştır.
    http://namenstraat8bredahollanda.blogspot.nl/2016/01/asl-nedir1-kok-esas-temel-kaide-asl.html?spref=fb
    http://namenstr8bredaholland.blogspot.nl/2017/01/icerdikleri-saylar-herhangi-bir-sey.html

    YanıtlaSil
  2. Kavramına sahip olunmayan şey görülemez. Nasıl ki teleskop olmadan uzak cisimler, mikroskop olmadan küçük cisimler çıplak göz tarafından görülemez ise, aklın gözü olan, ona teleskop ve mikroskop hizmeti veren kavramlar olmadan da akıl göremez; öte bir deyişle, akıl yalnızca kavramına sahip olduğu şeyi görebilir.

    İnsan yalnızca kavramına sahip olduğu şeyi görebilir.

    "Kavramına sahip olmadığınız bir şeyin hakikatini inşa edemezsiniz."

    YanıtlaSil