9 Haziran 2016 Perşembe

Gerçekten de Musa (A.S.) kendisinden önce gelen peygamberin getirmiş olduğu gerçekleri getirmiştir. Bütün Alemlerin bir tek Rabbinin Allahü Zülcelâl olduğu gerçeğini Tek bir uluhiyet ve şumullü bir ubudiyet gerçeğini... Yoksa »dinler tarihi bilginlerinin» ve onların peşinden sürüklenenlerin karanlıklara dalarak, hayalî hükümler çıkararak bütün dinlerin tekâmül ettiğini ve her peygamberin tekâmül yoluyla diğerlerini geçtiğini söyledikleri gibi değil...

omuzuna binen bir takım çeşitli tanrıların bulunması halinde insanların düşünce sistemleri bozgunluğa düçar olacağı gibi hayatlarının her tarafını da bozgunluk sarar. İnsanların hayatı, yeryüzünün imarı ancak kulların yalnız başına şeriat, ibadet ve akide olarak Allah’a kul oldukları zamanlar mümkün olabilir. İnsan, hürriyetine ancak tek bir Allah’a kul olduğu vakit ulaşabilir. İşte bunun için Allah’ü Teâlâ Fir’avn ve erkânından bahsederken: «Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak» buyuruyor.

Kendiliğinden hükümler koyan ve Allah’ın şeriatını bir kenara iten her zalim kul yeryüzünü fesada veren, insanların faydası için çalışmayan bozguncular güruhuna girer...

*

**

MUSA HAYKIRIYOR

Hikâyenin bu şekilde başlaması Kur’an’ın kıssaları sunuş metodunun icabıdır. Ayrıca sûrenin akışına ve etrafında dönüp durduğu ana mihvere de uygun bir metotdur bu. Zira sûrei celîle ilk andan itibaren akışın hedefini belirtmek için varılan âkibeti çabucak bildiriyor, sonra tafsilâtlı olarak anlatmaya başlıyor. Ve biz sonuna kadar hadiselerin nasıl cereyan ettiğini bizzat müşahede ediyoruz.

Hz. Musa ile Fir’avn ve erkânı arasındaki hadise nasıl olmuştur?

İşte ilk sahne bunların arasında cereyan ediyor ve âyeti kerîme böylece mevzuya giriyor:

104 — Musa: «Ey Fir’avn, ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim.»

105 — «Bana Allah’a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, artık Israiloğullarını benimle beraber gönder» dedi.

106 — Fir’avn: «Bir mucize getirdiysen ortaya koy bakalım, doğru sözlülerden isen bunu yaparsın» dedi.

107 — Musa, asâsını yere atar atmaz apaşikâr bir yılan oluverdi.

I08 — Elini çıkardı, bakanlar, bembeyaz olduğunu gördüler.
109 — Fir’avn kavminin ileri gelenleri: «Doğrusu bu usta bir .sihirbazdır.»

110 — «Sizi memleketinizden çıkarmak istiyor» dediler. (Fir’avn): «O halde ne buyurursunuz?» (dedi).

111 — «Onu ve kardeşini alıkoy, şehirlere toplayıcılar gönder ••

112 — «Bütün sihirbazları sana getirsinler» dediler.

Bu sahne hak ile bâtılın, îmanla küfürün karşılaştığı İlk sahnedir... «Âlemlerin Rabbi olan» Allah’a davet ile âlemlerin Rabbinden ayrı olarak kendi rububiyetini iddia eden ve tanrılaşma va özenen putlar arasındaki ilk karşılaşmadır.

«Musa: «Ey Fir’avn, ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim.»

«Bana Allah’a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbınızdan bir mucize getirdim, artık İsrailoğullarını benimle beraber gönder» dedi...

«Ey Fir’avn! »... Gerçek efendinin kim olduğunu bilmeyenler gibi efendim demiyor da onu kendi lâkabıyla edeb ve izzet içerisinde çağırıyor. O’na meselenin hakiki durumunu belirtmek için sesleniyor. Bu arada mevcudattaki gerçeklerin en büyüğünden söz ediyor:

«Ben âlemlerin Rabbinin peygamberiyim»...

Gerçekten de Musa (A.S.) kendisinden önce gelen  peygamberin getirmiş olduğu gerçekleri getirmiştir. Bütün Alemlerin bir tek Rabbinin Allahü Zülcelâl olduğu gerçeğini Tek bir uluhiyet ve şumullü bir ubudiyet gerçeğini... Yoksa »dinler tarihi bilginlerinin» ve onların peşinden sürüklenenlerin karanlıklara dalarak, hayalî hükümler çıkararak bütün dinlerin tekâmül ettiğini ve her peygamberin tekâmül yoluyla diğerlerini geçtiğini söyledikleri gibi değil... Gerçekten de bütün peygamberlerin getirdigi İnanç sistemi haddi zatında bir tek değişmez akidedir. Ve bu sistemde bütün âlemlerin üluhiyeti tek bir makama aittir. Ve bu dinlerde uluhiyet anlayışı dinler tarihçilerinin dedikleri gibi önce çok tanrılı, sonra çift tanrılı, en sonunda da tek tanrılı dinler haline gelerek tekamül etmiş değildir. Ne var ki beşeriyet İlâhî inanç sistemin den inhiraf edince cahiliyetlcre dalmış ve hadsiz hudutsuz balaklıklara çökerek bazen totemler arasında, bazen ruhlur arasında, bazen de müteaddid ilâhlar arasında dönüp dolaşmış, gün olmuş güneşe tapmış, gün olmuş çift tanrının varlığına inanmış ve günü gelmiş putperestlik kalıntıları ile lekelenmiş olan bir tevhid inancına bağlanmıştır. Böylece cahiliyet izi taşıyan çeşitli inançlara kaptırmış kendisini... 

İşte bunun içindir ki semavî dinlerle bu dinlerden sapıtarak düşülmüş olan cahiliyet bataklıklarını birbirinden ayırd etmek lâzımdır. 
Semavî dinlerin hepsi de sağlam tevhid inancını getirmiş ve bütün âlemlerin bir tek ilâhın kulu olduğunu ilk başlangıçda belirtmiştir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder