19 Haziran 2016 Pazar

Her hücrede bir hayat gizli. Her hücrede gizli bir kabiliyet var. Ve her hücrede gelişme, görünme izni bekleyen en mükemmel sıfatlara sahip bir insan varlığı yatıyor. Bu gizli şeklinde bile meçhul bir benliğin engin vicdanı var. Kendisine göre ahidler veriyor, misaklar alıyor. Hem de bunu daha bilinen varlıklar dünyasına gelmeden, yeryüzünde bir mekân işgal etmeden önce yapıyor

174 — Belki doğru yola dönerler diye âyetleri böylece uzun uzadıya açıklıyoruz.

Aslında bu fıtrat ve akide dâvasıdır. Kur’an’ın seyri onu çoğunlukla Kur’an’a has bir metod olan bir manzara halinde sunmaktadır. Gerçekten de bu manzara eşsiz bir manzaradır. Gayp âleminin enginliklerinde gizlenmiş bulunan canlı organizmanın teşkil ettiği manzara... Görülen âleme çıkıp gelmeden önce ademoğullarının belinde gizlenmiş olan, sonra da en güzel terbiyeci yaradanın mübarek kabzasında bulunan cansızların teşkil ettiği bir manzara... Hak Teâlâ soruyor onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim»... O Hakkın rubûbiyetini itiraf ediyor. Hak sübhanehu ve Teâlâ’ya kulluğunu ikrar ediyor. Allah sübhanehunun vahdaniyetine şehadet ediyor... Hem de o bir toprak zerresi gibi yaygın halde bulunurken... Ulu yaratıcının kudret kabzasında toplanmış halde iken... Gerçekten de bu sahne son derece parlak ve üstün bir kâinat sahnesini canlandırıyor.

İnsan dili hatırladığı ve zihninde kalan güzel sözlerde onu ifade edecek bir kudret bulamıyor. İnsan bütün takatmı ve enerjisini toplayarak hayalini bu eşsiz ve hayretengîz sahneyi kavramaya verdiği, dikkatle buna hasrettiği, sayılmayan, had ve hesaba gelmeyen o hücreleri düşünmeye çalıştığı zaman bu manzaranın eşsizliğini daha iyi kavrıyor. Hakkın kudret kabzasında toplu halde bulunan bu hücreler yine hakkın eşsiz ve benzersiz yaradanın kendisine tevdi ettiği ve bileşiminde mevcut olan gizli hassaslardan dolayı akıllı varlıklarmış gibi Kitabı İlâhiye mazhar oluşunu ve akıllı olarak ona cevap verişini, kendisini itiraf ederek varlığını ikrar edip birliğine şehadet edişini ve bunun üzerine daha insan sulbünde iken kendisinden ahid almışını hatırlayınca bu sahnenin eşsizliğini daha iyi kavramaya çalışıyor...

Beşer bünyesi bu son derece üstün, parlak ve eşsiz manzarayı kavramaya çalışırken derinden, çok derinden sarsılmaya başlıyor, titriyor... Bu sahnede hakkı teşbih eden zerreler temessül ediyor. Her hücrede bir hayat gizli. Her hücrede gizli bir kabiliyet var. Ve her hücrede gelişme, görünme izni bekleyen en mükemmel sıfatlara sahip bir insan varlığı yatıyor. Bu gizli şeklinde bile meçhul bir benliğin engin vicdanı var. Kendisine göre ahidler veriyor, misaklar alıyor. Hem de bunu daha bilinen varlıklar dünyasına gelmeden, yeryüzünde bir mekân işgal etmeden önce yapıyor

Gerçekten de Kur’an’ı Kerîm varlığın en derin noktalınunlu insan fıtratının derinliklerinde gizli olan bu son derece derin vt» dehşetengiz hakikati bu derece parlak, eşsiz ve hayretengiz .mime içerisinde gayet güzel ustalıkla sunuyor. Hem de bunu; içimi«' yu şadığımız zamandan tam on dört asır önce böyle parlak bir manzara içerisinde arzediyor. Henüz insanların insanın doğuşunu, la biatini bilmediği demlerdi. Bu konuda evhamlardan başka şevlerin hüküm sürmediği sıralarda. Sonra bu kadar asırluı boyuma insanlar yavaş yavaş bu gerçeğin bazı noktalarını öğreniyorluı ve insan tabiatının bir takım noktalarını açıklığa kavuşturuyor İm Bir de bakıyorsunuz ki ilim genlerin (insanın bütün hayalını lı.ml sine alan bir katoloğu durumunda olan irsiyeti nakledin hürrtda rin) bir sicil defteri olduğunu, nesiller boyu insan sulbümle Iılı hücre halindeyken fertlerin bütün hususiyetlerini taşıdığını ikim ediyor, ispat eidyor. Üç yüz milyon insan kitlesinin sicil delleılııl muhafaza eden bu genler bütün bu insanların hususiyetlerini I" " di iç yapılarında saklamalarına rağmen hacimleri itibariyi»' I"1 santimetre karelik sahadan fazla bir yer işgal etmiyoı lm > " ,l" bir yüksüğün içerisini dolduracak kadar bir yeı işgal edlyılm Kvet. dikiş dikilirken parmaklara takılan bir yüksüğün Kvl bıı öyle bir kelime ki o gün insanlara söylenmiş olsaydı, muhakkak oıııı söyleyen kişiyi delilikle, bunaklıkla itham ederlerdi Aımı ne kadar doğru söylüyor ulu Allah’ım : «Biz onlara gerek ııfııklaı

da, gerekse nefislerinde âyetlerimizi göstereceğiz. Ta ki onlara bıı ıııın hakkın kendisi olduğu açıkça belirmiş olsun»...
I h n i C c r i r ve diğerleri kendi isnatları ile timi AMiiin' dıııı şöyle dediğini rivayet ediyorlar: «Rabbın Âdem ’in beline ılo kumlu. Ve kıyamete kadar kendisinin yaratıcısı bulunduğu ııesllleı oııdıın zıılıur etti. Onlardan ahdini aldı. Ve varlığına şalıid kıldı onlu ıı «İten sizin Kabiliniz değil miyim» deyince hep birden «evet Halı hınuztın dediler»... timi Abbas’a kadar bu rivâyetin merfıı ve mev

1 yorum:

  1. Aslında bu fıtrat ve akide dâvasıdır. Kur’an’ın seyri onu çoğunlukla Kur’an’a has bir metod olan bir manzara halinde sunmaktadır. Gerçekten de bu manzara eşsiz bir manzaradır. Gayp âleminin enginliklerinde gizlenmiş bulunan canlı organizmanın teşkil ettiği manzara... Görülen âleme çıkıp gelmeden önce ademoğullarının belinde gizlenmiş olan, sonra da en güzel terbiyeci yaradanın mübarek kabzasında bulunan cansızların teşkil ettiği bir manzara... Hak Teâlâ soruyor onlara: «Ben sizin Rabbiniz değil miyim»... O Hakkın rubûbiyetini itiraf ediyor. Hak sübhanehu ve Teâlâ’ya kulluğunu ikrar ediyor. Allah sübhanehunun vahdaniyetine şehadet ediyor... Hem de o bir toprak zerresi gibi yaygın halde bulunurken... Ulu yaratıcının kudret kabzasında toplanmış halde iken... Gerçekten de bu sahne son derece parlak ve üstün bir kâinat sahnesini canlandırıyor.
    http://meerstr11.blogspot.nl/2017/01/insandaki-halleresyadaki-ozellikler-den.html

    YanıtlaSil