«Sonra bu sıkıntıyı iyiliğe çevirdik. Öyle ki çoğalıp: “Zaten bizim babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı” dediler»...
Yani onlar da çoğalmışlar ve yeryüzüne yayılmışlardı. Kolay geçim imkânını elde etmişlerdi. Yaşamayı basitleştirmişlerdi. Yaptıkları şeylerin hiç birisinden içlerinde bir sıkıntı hissetmez olmuşlardı, yaptıkları hususların hiç birisinden korkmazlardı... Âyeti kerimenin metninde geçen «çoğalıp» kelimesi çokluğa delâlet ettiği gibi, bunun yanı sıra özel bir psikolojik hali ifade etmektedir. Evet, umursamazlık durumunu... İstihfaf ve şımarıklık halini... Her meseleyi basite alıp hareket ve duygularda önemsemezliği ifade eder. Haddi zatında bu kelimenin ifade ettiği durum nimete, rahata ve bolluğa ulaşmış olanların hepsinde göze çarpan bir haldir. Nimet, bolluk ve rahat uzun müddet devam edince onların ruhlarındaki îman hussasiyeti törpülenir ve artık hiçbir şeyi almaz olur. Hiçbir şeyi göz önünde bulundurmaz olur. Bu durum gerek fertler için, gerekse milletler için aynıdır. Bu hale düşmüş olanlar ellerindeki kıymetleri kolaylıkla harcayıverirler. Rahatça eğlenceye dalarlar. Şımarıklık ederek haddi aşarlar. İnsanın tüylerini diken diken yapan, vicdanını tiril tiril titreten her çeşit günahı irtikâp ederler. Hem de rahatça ve huzur içinde... Onlar Allah’ın gazabından sakınmazlar. İnsanların kendilerini kınamasından çekinmezler. Yaptıkları her şeyi önemsemeden, sıkılmadan ve dikkat etmeden rahatça yaparlar. Onlar Allah’ın kâinat kanunlarını dikkate almadıkları gibi Hak Teâlâ’nın bununla insanları deneyip tecrübe ettiğini düşünmezler bile... Ve işte bu yüzdendir ki bütün hadiseleri başıboş olarak cereyan ediyormuş gibi kabul ederler. Belirli bir sebebe dayanarak çizilmiş bir hedefe doğru hareket ettiğini akıllarına bile getirmezler «Zaten bizim babalarımız da darlığa uğramış, bolluğa kavuşmuşlardı, dediler»...
Yani biz darlıktaki devremizi doldurduk. Şimdi artık bolluk devresi geldi. İşte görüyorsunuz ya herşey neticesiz olarak sürüp gidiyor. Dünya başıboş olarak kendiliğinden akışına devanı ediyor. İşte o zaman... Gaflet anında, unutkanlık, aldanma ve isyan esnasında korkunç akibet geliveriyor... Hem de Allah’ın kâinatla geçerli olan kanunlarına uygun olarak:
«Bu yüzden onları haberleri olmadan ansızın yakalayıverdik» , Evet, unutmalarına, gurura kapılmalarına, Allah’dan uzaklaş malarına karşılık olarak... Şehvetin ipini koparmalarına, yaptıkları hiçbir hareketten sıkıntı, duymamalarına, Allah korkusunun akıl larina gelmemesine karşılık ceza olarak...
İşte böyle cereyan ediyor devamlı olarak Allah’ın kanunu İlâhi iradenin kullar mevzuundaki rneşiyetine uygun olarak Ve İşte böyle seyrine devam ediyor beşer tarihî ile Allah’ın engin ıradı inlıı ve kanunlarının çerçevesi dahilinde insanın irade ve hareketi İşi" Kıır’an-ı Kerîm insanlara o kanunları açıklıyor ve fitlinden »akın diriyor... Evet, darlık ve bollukla denenme fitnesinden Itulılaiın da yer etmiş olan gayret ve uyanıklık duygularını ikaz eden k ( la etkinesi mümkün olmayan korkunç akibetten sakındırıyor unlan İler zaman gelen bu akibet insanların hareket ve yönelişlerine uy gıııı bir ceza olarak gelmiştir. Kim gafletten uyanmazsa Klın sıkıl iııazııa. Kim Allah’dan korkmazsa işte o kendi kendisine yazık edeı Kendisini Allah’ın çevrilmesi mümkün olmayan azabımı manı/ lu laı I Uç şüphesiz ki Hak Teâlâ hiç kimseye asla zulmetmez
«Eğer o memleketlerin halkı îman etmiş ve bize karşı gelmek (en sakınmış olsalardı, onlara gökten, yerden bereketler yııgdım «lık. I'akut onlar inkâr ettiler. Biz de onlara yapıp kazııııdıkloımm «ofiısıııı verdik»...
işte Allah’ın değişmez kanunlarının bir başka yanı daha • yel u memleketlerin halkı yalanlumu yerine inunmış olsaydı, şuna ııklık yerine Allah’dan korksaydı Allah'du onlara göklerden ve yi
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder