«Onların yürüyecek ayakları mı var, yoksa tutacak elleri mi var, ya da görecek gözleri mi var, veya işitecek kulakları mı var? De ki: «Ortaklarınızı çağırın elinizden gelirse bana tuzak kurun, göz açtırmayın.»
«Çünkü benim dostum, Kitab’ı indiren Allah’dır. O, iyileri dost edinir»...
«O’nu bırakıp da taptıklarınız, kendilerine yardım edemezler ki size yardım etsinler»...
«Onları doğru yola çağırırsanız duymazlar. Onları sana bakar görürsün, oysa görmezler»...
Sûrenin nihayetinde İlâhî hitap Rasulullah’a ve İslâm ümmetine yöneliyor. İnsanları İslâma davet ederken yumuşakça hareket etmesi isteniyor. İnsan nefsinin kızgınlıktan hoşlanmadığını ve şiddetli davranmanın kasılmalara, itirazlara yol açacağını bildiriyor. İnsana kızgınlık veren, göğsünü daraltan şeytandan Allah’a sığınması gerektiğini belirtiyor:
«Sen af yolunu tut, bağışla, uygun olanı emret, bilgisizlere aldırış etme»...
«Şeytan seni dürtecek olursa Allah’a sığın, şüphesiz ki O, Semi ’dir, Alîm ’dir»...
«Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, şeytan tarafından bir vesveseye uğrayınca, Allah’ı anarlar ve hemen gerçeği görürler.»...
«Oysa kardeşleri olan kafirleri azgınlığa sürüklerler ve bundan hiç geri durmazlar»...
«Onlara bir âyet getirmediğin zaman: “Sen bir tane yapsaydın ya” derler. Dedi ki: “Ben ancak Rabbim tarafından bana
vahyolunana uyarım. Bu kitab, îman edecek bir kavm için Rabbiniz tarafından basiretleri açacak deliller, hidayet ve rahmettir»...
Bu tevcihat bize sûrenin giriş kısmında varid olan şu âyeti kerîmeyi hatırlatıyor: «Sana bir kitap indirildi. Onunla insanları
uyarman ve müminlere ümit vermen için kalbine bir sıkıntı gelmesin»... Bu tevcihat haddi zatında peygamberin omuzuna yüklenen yükün ağırlığına denk bir hususiyet taşıyor. Evet, insanları hakka davet etme yükü... İnsanların nefislerinde yer eden cahiliyet
kalıntılarına, kum yığınlarına karşı gelme yükü. İnsanın nefsinde ki arzu ve isteklere, şehvet ve temayüllere, gaflet ve ağırlıklara, kasılmalara karşı gelme yükü... Sabır zarureti... Yumuşak davranma zarureti... Ve yola devam zarureti...
Daha sonra yolun meşakkatlerine karşı bitmeyen kaynağa tevcih ediliyor. Evet Kur’an-ı derin derin dinlemeye... Her an Allah'ı anmaya... Her halükârda Allah’ı zikretmeye... Gafletten sakınmaya... İbadet ve zikir anında Allah’a yaklaşmış olan meleklere uymaya. .. «Kur’an okunduğu zaman ona kulak verin, dinleyin ki merhamct olunasınız...»
«Rabbini yalvararak, yakararak, korkarak hafif bir sesle sabah akşam an ve sakın gafillerden olma»...
«Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O’na kulluk etmekten büyüklenmezler, O nu tenzih ve teşbih ederler ve yalnız. O'na secde ederler»,..
işte yol azığı... İşte ibadet adabı... Ve işte Allah’a vasıl olmuş Ona yaklaşmışların hareket tarzı...
Şimdilik bu kısa işaretler kafi gelir. Artık doğrudan doğruya ayetlerin tafsilatına geçebiliriz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder