3 Haziran 2016 Cuma

Allah aramızda hükmünü bildirmesine kadar sabredin. Allah hükmedenlerin en iyisidir»...

88 — «Milletin büyüklük taslayan ileri gelenleri: Ey Ş u a y b, ya dinimize dönersiniz, ya da, and olsun ki seni ve insanları seninle beraber kasabamızdan çıkarırız, dediler. Ş u a y b: İstemezsek dc mi?»

89 — «Allah bizi dininizden kurtardıktan sonra ona dönecek olursak, doğrusu Allah’a karşı yalan uydurmuş oluruz. Rabbimizin dilemesi bir yana, dininize dönmek bize yakışmaz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a güvendik. Rabbimiz, bizimle milletimiz arasında hak ile Sen hüküm ver, Sen hükmedenlerin en hayırlısısın, dedi»...

90 — «Milletinin inkâr eden ileri gelenleri: Şuayb’a uyarsanız, and olsun ki siz kaybedersiniz, dediler»...

91 — «Bu yüzden onları bir titreme aldı ve oldukları yerde diz üstü çöküverdiler»...

92 — « Ş u a y b ’ı yalanlayanlar, yurtlarında sanki hiç yaşamış gibi oldular, izleri bile kalmadı. Mahvolanlar, Ş u a y b ’ ı yalanlayanlar oldu»...

93 — « Ş u a y b onlardan yüz çevirip: Ey milletim, and olsun ki Rabbimin sözlerini size bildirdim. Öğüt verdim; şimdi kâfir bir kavme nasıl acırım, dedi»...

Bu sûrede kıssalar icmalen arzedilmiştir. Bu kıssada da aynı prensibe uyulmakla beraber itikat meselesinin dışında az da olsa muamelâta da yer verildiği için buradaki emsaline nazaran biraz daha uzunca olduğunu görmekteyiz.

« M e d y e n halkına da kardeşleri Ş u a y b ’ ı gönderdik. Onlara şöyle dedi: Ey milletim Allah’a kulluk edin, O’ndan başka ilâhınız yoktur»...

Daha sonra yeni peygamberin görev ifası hakkında açıklama başlamaktadır:

«O’ndan size apaçık bir bürhan gelmiştir.» Âyeti celîle-de, —Salih (A. S. )’ın kıssasında açıklandığı gibi— Şuayb (A.S.)’a verilen bürhanın nevinden bahsolunmamıştır. Diğer sûrelerdeki kıssalarda da buna dair bir açıklama bulamamaktayız. Fakat âyetler — Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini isbatlamak için — ona bir mucize verildiğine işaret ediyor ve peygamberlerin verdiği emir ve nehiyler bahis mevzuu bürhan üstüne sıralanıyordu. Şuayb onlara: Ölçü ve tartıda sadakat göstermelerini emretmiş, yeryüzünde fesat çıkarmaktan nehyetmiş, halkın yolunu kesmekten onları alıkoymaya çalışmış, mü’minleri razı oldukları dinden döndürmek için fitne çıkarmamalarını öğütlemiştir.

«Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin. Düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır»...

«Allah’a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah' ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl oldu ğuna bir bakın»...

Bu nehiyden anlıyoruz ki Ş u a y b ’ın kavmi, tek ilaha tapmıyor, Allah’a ortak koşuyorlardı. Bilhassa hâkimiyet mevzuunda kulları Allah’a ortak sayıyorlardı. Muamelatta Allah’ın adaletli düsturuna baş vurmuyorlar, kendi uydurdukları kanunlarla muamelatı yürütüyorlardı — belki de bu hussiyetlerinden dolayı müşrik sayıldılar— onlar — bu sebepten dolayı— alış veriş mevzuunda hareket etmiyorlar, yeryüzünde fesat çıkarıyorlar, başkalarının yollarını kesiyorlardı. Zalim idiler. Hidayete ermiş, inanmış insanlar
arasında fitne çıkarıyorlar, onları tarîk-ı müstekimden alıkoymaya
çalışıyorlardı; Allah yolundaki doğruluktan hoşlanmıyorlar, ilahi  düsturun adâletine katlanamıyorlar, bu düsturu bozmak istiyorlardı.

Şuayb (A.S.) onları; yalnız Allah’a ibadet etmeye, O'nun tek İlâh olduğuna inanmaya, yalnız O’nun dinini kabul etmeye ve sonra da hayatlarının her sahasında O’nun hâkimiyetini tanımaya çağırıyordu.

Şuayb (A.S.) işte bu kaideyle onları davete başlıyor ve çevreyle münasebetin, ahlâkın, hareket prensiplerinin, kısaca; bayatın her türlü metod ve kanunlarının bu kaide içinde gelişmesinin şart olduğunu biliyordu.

Çağrısında yalnız Allah’a bağlanmalarını şart koşuyor.

1 yorum:

  1. «Ölçü ve tartıyı tam yapın, insanların eşyasını eksik vermeyin. Düzelttikten sonra yeryüzünde bozgunculuk etmeyin; inanıyorsanız bilin ki, bunlar sizin için hayırlıdır»...

    «Allah’a inananları yolundan alıkoyup ve o yolun eğriliğini dileyerek tehdit edip her yolda pusu kurup oturmayın. Azken, Allah' ın sizi çoğalttığını hatırlayın; bozguncuların sonunun nasıl oldu ğuna bir bakın»...

    Bu nehiyden anlıyoruz ki Ş u a y b ’ın kavmi, tek ilaha tapmıyor, Allah’a ortak koşuyorlardı. Bilhassa hâkimiyet mevzuunda kulları Allah’a ortak sayıyorlardı. Muamelatta Allah’ın adaletli düsturuna baş vurmuyorlar, kendi uydurdukları kanunlarla muamelatı yürütüyorlardı — belki de bu hussiyetlerinden dolayı müşrik sayıldılar— onlar — bu sebepten dolayı— alış veriş mevzuunda hareket etmiyorlar, yeryüzünde fesat çıkarıyorlar, başkalarının yollarını kesiyorlardı. Zalim idiler. Hidayete ermiş, inanmış insanlar
    arasında fitne çıkarıyorlar, onları tarîk-ı müstekimden alıkoymaya
    çalışıyorlardı; Allah yolundaki doğruluktan hoşlanmıyorlar, ilahi düsturun adâletine katlanamıyorlar, bu düsturu bozmak istiyorlardı.

    Şuayb (A.S.) onları; yalnız Allah’a ibadet etmeye, O'nun tek İlâh olduğuna inanmaya, yalnız O’nun dinini kabul etmeye ve sonra da hayatlarının her sahasında O’nun hâkimiyetini tanımaya çağırıyordu.

    Şuayb (A.S.) işte bu kaideyle onları davete başlıyor ve çevreyle münasebetin, ahlâkın, hareket prensiplerinin, kısaca; bayatın her türlü metod ve kanunlarının bu kaide içinde gelişmesinin şart olduğunu biliyordu.

    Çağrısında yalnız Allah’a bağlanmalarını şart koşuyor.
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=296114040840004&id=100013242319421
    http://www.dailymotion.com/video/x3qegyd

    YanıtlaSil