Kime de dalâleti takdir buyurmuşsa «zorla göğe çıkacakmış gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar». Tabii ki yine bu dalâlet te cari olan sünnetine uygun olarak tahakkuk eder. Şöyle ki, kim hidayetten yüz çevirirse ve doğru yolu bulmayı arzu etmezse Allah da onun fıtratının kapısını hidayete karşı kapar. Artık onun bütün penceresi kapanmıştır, yüz geri edilmiştir, hidayeti kabul etmek istediği zaman zorla göğe çıkacakmış gibi bir sıkıntı ve zorluk hisseder kalbinde. Bu psikolojik bir haldir. Ama âyeti kerîme onu hissi şekilde canlandırıyor. Göğe doğru yükselirken karşılaşılan baskı, iç sıkıntısı, ruhî bunalım... Haddi zatında H a f s ı n kıraatinde olduğu
buzda okunuşu ile bile ( •*•-*» ) kelimesi lâfız olarak da bir zorlucu sıkıntıyı ve çırpınmayı ifade etmektedir. Kelimenin ses tonu bütün bunları hayalen dile getirmekte, müşahhas hale getirilmiş '»lan manzara pratik durumla lâfzî ifadelerde bile olsa tam bir uygunluk içerisine girmekte ve ayni tesir gücünü göstermektedir. Ve manzara şu uygun hatime ile son bulmaktadır:1
«Allah iman etmeyenleri küfür bataklığında bırakır»...
... İşte böyle... Tıpkı Allah’ın hidayete ermesini dilediği kimsenin kalbini açıp ferahlattığı gibi cereyan eder İlâhî kader. Dalâlete ermesini dilediği kimselerin kalbine verdiği şiddet, sıkıntı ve eziyet şeklinde de tecelli eder. Ve işte böylece Allah imân etmeyenleri küfür bataklığında bırakır. Âyeti kerîmede kullanılan ( )
kelimesinin bir manası da azaptır. Bir başka manası da tersyüz edilmektir- Her iki mana da yukardaki manzaranın arzettiği azap şeklini renkleştirmektedir. Yüzüstü azaba atılan ve tekrar azaba döndürülen ve bir türlü azaptan uzaklaşamayan insan manzarasını, zııten kastedilmiş olan durum da budur.
Bu arada Hak Tâlâ’nın:
«Allah kime doğru yolu gösterir, îmana muvaffak addederse onun kalbini İslâmiyet’e açar. Kimi de sapıklık da bırakmak dilerse, zorla göğe çıkacakmış gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah, îman etmeyenleri küfür bataklığında bırakır»
âyeti kerîmesi üzerınde biraz daha söz etmek geliyor içimden. Bu âyeti kerîmenin ve Kuran-ı Kerîm’de Allah’ın meşiyeti ve beşerin hareketi ile ilgili karşılıklı irtibatı ve faaliyeti alâkadar eden benzer âyeti kerîmelerin belirttiği hakikati düşünmek...
İnsanların dûçar oldukları hidayet ve dalâlet ve sonra nail olacakları ceza veya mükâfat gerçeği üzerindeki tasavvur... Evet bütün bunlar zihnî mantık kaidelerinin gerisinde beşer idrakinin başka bir yönünü kullanmayı gerektiren hallerdir. Halbuki gerek İslâm düşüncesi tarihinde olsun özellik le mürcie, mütezile ve ehli sünnet arasında cereyan eden gerek se felsefî ve metafizik! mücadele tarihinde olsun bu konuda yapılmış olan bütün münakaşa ve mücadeleler, kullanılmış olan deliller ve ifadeler hepsi de zihnî mantık damgasını taşımaktadır.
Şüphesiz ki bu hakikati kavrayabilmek için zihnî mantık kaidelerinin ötesinde beşer idrakinin başka bir yönünü kullanmak zarureti vardır. Ancak böylece fiilî vakalarla karşılıklı faaliyet icra etmek mümkün olur. Yoksa zihnî iddialarla değil. Kur'an ı Kerim bu gerçeği fiilen beşer varlığında ve pratik bünyesinde ifade ediyor. Ve Allah’ın engin meşiyeti ve takdiri ile insan iradesi ve ameli arasında muazzam bir birlik göze çarpıyor.
Denilecek olursa ki haddi zatında insanı doğrudan dogruya Hidayete veya dalâlete sevkeden amil Allah’ın iradesidir Bu iddia hiçbir zaman için fiilî bir gerçeğin dile getirilmesi olarak tavsif edilemez. Şayet her hususda kesin neticeyi belirtecek olan irade insanın iradesidir denilecek olursa, bu da bir önceki gibi hiç bir zaman fiilî bir gerçeği ifade etmez. Gerçek şudur ki bu fiilî hakikat ince hesaplarla ve nisbetlerle aynı zamanda gayb unsuru ile girift bir örgü halindedir. Allah’ın mutlak meşiyeti ve faal kudreti kulun kendi iradesine dayalı yönelişi ve seçme hakkı arasında bu son derece gizli ve grift örgü yer almaktadır. Ve her ikisi arasında hiç bir çatışmaya ve zıtlaşmaya mahal bırakmamaktadır.
Şu kadar var ki, bu fiilî gerçeği ifade ettiğimiz tarzda kavrayabilmek için sadece zihnî mantık kaidelerini kullanmak kâfi gelmez. Zihnî istidlal metodu ve beşerî ifade kudreti bunu dile getiremez. Çünkü gerçeğin kendi nevi hangi yolla ve üslupla anlatılıp ifade edileceğini yine kendisi gösterir. Ve bu da şu gerçeği ortaya çıkarır ki zihni mantık kaideleri ile,diyalektik mücadele metodlarıyla bu gerçeği ifade etmek mümkün değildir.
“Allah, dilediğini dalalette bırakır, dilediğini hidayete ulaştırır, mealindeki ayetleri Kur’an’ın Allah merkezli dil yapısına göre anlayıp yorumlamak gerekir. Kaldı ki Allah hidayet ve dalaletin hangi şartlarda gerçekleştiğini tekrar tekrar anlatmıştır.
YanıtlaSil***
http://www.iktibasdergisi.com/kuranda-yesau-fiilerinin-anlami-ve-hidayet-ve-delaleti-allahin-vermesi/
Şüphesiz ki Allah’ü Teâlâ’nın meşiyeti sübhaniyesi İnsanın varlığında hükmünü icra eder. Ve bu hüküm şöyle tecelli eder İnsan bünyesini karışık bir kabiliyette yaratır. Hem hidayete, hem de dalâlete müstait bir fıtratta halkeder. Bunun yanı sıra insan fıtratına tek bir rububiyet makamını anlayacak ve ona yönelecek olarak kabiliyetini de verir. Ayrıca dalâlet ve hidayeti ayırıcı aklı da İhsan eder. Buna ilâve olarak akıl ve diğer cihazlar atalete uğrayıp hidayet yerine dalâleti seçtiği takdirde uyarıcı mucizeler getiren Resulleri gönderir.
***
http://seyyitkutubtefsiri.blogspot.nl/search?q=hidayeti+ve
***
İşte bu ayetlerin hepsi, hidayet ve dalâlet işinin insana ait birer fiil olduğunu, mana ve mefhumlarıyla açıkça göstermektedir. İnsanın hem kendi nefsini hem de başkasını hidayet ve dalâlete sevk edebileceğini göstermektedir. İnsan gibi şeytanın da, dalâlet fiilini işleyebildiğini ayetlerden açıkça anlamak mümkündür. Hidayet ve dalâlet isnadı, hem insana hem de şeytana yapılmıştır. İnsan kendi nefsine hidayet ettiği gibi, kendi nefsini dalâlete sevk edebilir.
İşte bu hidayet ve dalâletin, Allah'a nisbet edilişi doğrudan bir isnat olmayıp, hidayet ve dalâleti yaratması bakımından olduğunu gösteren bir karinedir. Bu konudaki ayetler bir araya getirilip, birbirine eklendiği ve şerî anlamlarıyla anlaşıldığı vakit, bu ayetlerin bambaşka bir anlam ortaya koyduğu görülür.
***
http://namenstr8.blogspot.nl/2015/05/hidayet-ve-delalet.html
***