19 Mayıs 2016 Perşembe

Bu önemli kaide şudur: Kur’an, pratik bir durumu nazarı itibara almadan hiçbir şeyi anlatmamaktadır... Mücerred manada bilgi ve ahkâm yığınağı yapıp pratik hayatla ilgisi olmayan ve ihtiyaç hissedilmeyen şeylerle asla uğraşmaz.

dedilmektedir. Her defasında muayyen bir duruma karşı koyma gayesini gütmektedir. Hangi konuda olursa olsun, zikredilmiş olan gerçekler o gün âyetlerin yüzyüze geldiği pratik bir duruma karşı koyma gayesine mebnidir. E n ’ â m sûresinin giriş kısmında ı dediğimiz gibi burada zikrettiğimiz hususlar da önemli bir kaideyi \ teşkil eder. Bu önemli kaide şudur: Kur’an, pratik bir durumu nazarı itibara almadan hiçbir şeyi anlatmamaktadır... Mücerred manada bilgi ve ahkâm yığınağı yapıp pratik hayatla ilgisi olmayan ve ihtiyaç hissedilmeyen şeylerle asla uğraşmaz. İşte şu anda henüz kafile yola çıkmadan evvel ve peygamberler bu kafileyi hidayetle yüzyüze getirmeden önce Hz. Âdem ve eşinden ve onların ilk tecrübelerinden sonra beşer tarihî ile birlikte harekete geçen akide dâvası tafsilata kavuşturulmadan önce işte şu anda âyeti kerîme bu kafilenin varacağı akibeti... En büyük merhalenin aki-betini belirten bir sahnenin tasvirine başlıyor. Ve Kur’an, kendisine has olan o metodu takip ediyor. Yolculuğun her iki bölümünde denenme ve cezalandırma devresinde. Sanki bütün bu yolculuk birbiri peşi sıra uzanan ve birbirine eklenen bir rihletmiş. gibi.

Burada kıyamet sahnelerinin en uzunlarından birisiyle karşılaşıyoruz. Karşılıklı konuşmaların, birbiri peşi sıra gelen manzaraların bol bol yer aldığı en genişlerinden birisi ile. Bu sahne sûre-i celîle içerisinde; İ b 1 i s ’in aldatması ile Hz. Â d e m ’in ve eşinin cennetten çıkarılması ve Allah’ü Taâlâ’nın Âdem oğullarını şeytanın fitnesinden sakındırarak, atalarını cennetten çıkardığı gibi kendilerini de kötülüğe götürmesinden korkutması ve kendilerine Allah’ın âyetlerini anlatan peygamberler göndereceğini haber vermesini müteakiben varid olmaktadır. Şu halde şeytana uyup onun izini takip edenler tekrar cennete dönmekten kendilerini mahrum etmişlerdir. Şeytanın atalarını çıkardığı gibi onları da aldatmasına kanmışlardır. Ve öyleyse şeytana muhalefet edenler, Allah’a itaat edip ona bağlananlar cennete döndürülmüşler ve şu seslenişe hak kazanmışlardır:

«Cennette altlarından ırmaklar akarken gönüllerinden kini çıkarıp atarız. “Bizi buraya eriştiren Allah’a hamdolsun. Eğer Allah bizi doğru yola iletmeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. And olsun ki Rabbimizin Peygamberleri bize gerçeği öğretmiştir.” derler. Onlara: “İşlediğinize karşılık işte mirasçısı olduğunuz cennet diye seslenilir.»...1

Böylece gurbet diyarına göç etmiş olanlar tckr rina döndürülmüş oluyorlar. Şu kadar var ki bu sahne oldukça uzundur. Kısa özetle onu gözler önüne .’¡ermeye V lışmak biraz zor olacaktır. İlerde tafsilatlı olarak zikredeceği/

Âyeti kerîme bu sahneyi sunarken bir münasebet İle knrHUll cu ve hatırlatıcı hükümleri zikrediyor. Kur’an-ı yalanlayanlar1 \ onu tasdik etmek için harika talep edenleri korkunç aklbellei korkutuyor:

«And olsun, biz onlara öyle bir kitap getirdik kİ, iman edecek her hangi bir millete hidayet ve rahmet olmak için tam bir ilim üzere uzun uzun açıkladık.

Kitab’ın haber verdiklerinin neticesinden başka biı şey bekliyorlar? Sonuç gelip çattığı gün, önceleri onu tııudlimş ol lar, “Rabbimizin peygamberleri şüphesiz bize gerçeği gcllılld şimdi bize şefaat edecek var mı ki şefaat etsin, yahut geriyi* rilsek de işlediklerimizin başka türlüsünü işlcsck" ılerleı', liogı kendilerine yazık ettiler. Uydurdukları şeylerde onları İlımlım kaybolup gitti.» 2

Bu uzun merhaleli geniş yolculuktan sonra dojor/lnn dontl kadar rihleti müteakiben âyeti kerîme biraz dmakla\ >• ■ *l- nlnlı yet ve rubûbiyet gerçeklerini kâinatla ilgili salıımleı halimle ¡eştiriyor. Ve bu kâinattan alman manzaralın ı> gerçeklen r h* det ediyorlar. Kur’an; burada kendisine hur melodilim koli m o t bu kâinat manzaralarını ülûhiyet gerçeğinin en iisl.üıı Im /.da h • " li zemini bulduğu beşer kalbine derin ilhamlar balışedeıı gş’içelılı ri sunmaya vasıta kılıyor. Beşer gönlü, bu gerçekleri açık blı İn v aydınlık bir basiretle karşılamaya çalışırsa bunda çok derin İn susları görecektir. Bu kâinat manzaraları arasında yapılan yolcnlt ğun esas hedefi şu itikadî esası bütün gerçekleri ile açıklığa kııvu turmaktır: Gerçekten bu kâinat, bütünüyle birlikte tek başına A lah’ın emrine müsahhardır. Kâinatın yaratıcısı ve hâkimi O’dm < >; leyse insanoğlunun mevcudat korosu içerisinde kendi başına ı
1. Arat: 43.
2. Aıuf: 52-33.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder