122 — Ölü iken kendisini dirilttiğimiz, ona insanların arasında yürüyeceği bir nur verdiğimiz kimse; içinden çıkamaz bir halde karanlıklarda kalan kişi gibi olur mu hiç? Kâfirlerin yapmakta oldukları şeyler kendilerine güzel göründü.
123 — Bunun gibi, her kasabanın ileri gelenlerini hile yapan suçlular kıldık. Oysa yalnız kendilerine hile yaparlar da farkına varmazlar.
124 — Onlara bir âyet geldiği zaman: «Allah'ın peygamberlerine verilen bize de verilmedikçe iman etmeyiz» derler. Allah, peygamberliğini vereceği kimseyi daha iyi bilir. Suç işleyenlere Allah katından bir aşağılık ve hilelerinden ötürü de şiddetli bir azâb erişecektir.
125 — Allah kime doğru yolu gösterir, îmana muvaffak ederse onun kalbini Islâmiyete açar. Kimi de sapıklık da bırakmak dilerse, zorla göğe çıkacakmış gibi kalbini dar ve sıkıntılı kılar. Allah, iman etmeyenleri küfür bataklığında bırakır.
126 — Rabbinin, dosdoğru yolu işte budur. Biz âyetleri, aklını başına alıp düşünen cemiyet için apaçık gösterdik.
127 — Rablerinin katında cennet onlarındır. O, işlediklerinden ölürü onların dostudur.
Şimdi, sûrenin geriye kalan kısmının halletmeye çalıştığı ana davaya gelmiş bulunuyoruz. Aslında sûrenin akışı içerisinde bu konuya yer yer giriş yapılmıştı. Son olarak da geçen iki âyette bahis mevzuu edilen uzun akide savaşı ve ulu akide dâvası ile ilgili olarak serdedilen hükümler varid olmuştu. Ayrıca o âyetlerde gerek insanlardan, gerekse cinlerden şeytanlarla bütün peygamberler arasında cereyan eden savaşta son sözü söyleyen Allah’ın mutlak hâkimiyeti belirtilmişti. Bu arada hidayet ve dalâlet ile ilgili bazı prensipler belirtildikten sonra bu konudaki Allah’ın kanunları anlatılmıştı. Geçen sayfalarda arzetmeye çalıştığımız konular sonuna kadar bu mevzu ile alâkalı idi.
İşti’ şimdi bütün bu mukaddiralerin temelini teşkil eden ana
davaya gelmiş bulunuyoruz. Allah’ın adı anılarak veya anilmaya-rak kesilenlerin helâl veya haram olması meselesine... Esa: itıba* riyle bu konunun önemi İslâm’ın şu ilk prensibini yerleşimin- «valsına istinad eder: Tek başına Allah’ın mutlak hâkimiyetinin ve !»•' şerî bu nevi iddialardan tamamen uzaklaştırıp, ne şekilde olumu olsun bu türlü iddialardan tamamen sıyırmak prensibi. I>fıvn l»ıı prensibe istinad edince bu konudaki en küçük meseleler bile " sibi yerleştirmek veya yerleştirmemek gibi bir inana ifade ' dere* ğinden büyük önem taşır. Mesele, kesilen bir hayvanın yenmesi veya yenmemesi değildir. Mesele kâim olan bir devlet nizamını veya vazedilmiş bir İçtimaî sistemi kabullenme meselesidir. Her ikisi de Allah’ın ülûhiyetini kabullenme esasına dayanır veya bu ülûhiyeti reddetme mânasını ifade eder.
Kur’an-ı Azimüşşan her münasebette bu prensibi yerlcşllrınuk için bu mevzu üzerine ciddiyetle eğilir. Ve aralarında ıniıııaıa'hvl bulunan gerek küçük gerek büyük meselelerle ilgili hiıkıım haldi mevzuu olduğu zaman aynı hususları tekrar etmekte malı/m »'.«'• * mez. Çünkü buradaki mesele akide meselesidir. Din m<v,el»vı!dlım İslâm meselesidir... Bunun ötesinde kalansa, sadece talbikal v 1" ferruattan ibarettir.
Sûrenin bu bölümünde —ve sonuna kadar geı ıye kalalı kıt» mında da olduğu gibi— bu prensibin yerleştirilme:.ı Iiiimimi milli
telif şekillerde tekerrür eder. Cahiliyyet adet ve alışkanlıkla
nulurken uygun bir münasebetle tekrarlanır. Ve bu konulaı m. "d«1!
ve alışkanlıkların putperestlikle, İslâm’a karşı gelmekle ilgili
lan açıklanır. Ve esas itibariyle Allah’ın ülûhiyetiııdeıı başka blı ülûhiyet ikame etme noktasından neşet ettiği belirlili! I•« "inin için Kur’an muhtelif üslûblarla bu şiddetli hamlelerini o konul"1'*' tevcih ediyor. Ve mevzuu İslâm, iman ve akide esasına bağlıyı"
♦
**
Âyeti kerîme seyrine önce kulların bütün işlerindi' hAktıntye tin kime ait olduğunu belirterek başlıyor. —Bunu kesilen hayv an lardan haram ve helâl mevzuunda hâkimiyetin kimin elindi- I"' lunduğunu belirtmek İçin bir giriş olarak kabul ediyor. Nitekim !"•
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder