25 Mayıs 2016 Çarşamba

insan oğlu Rabbına sığındığı müddetçe muzaffer, düşmanına uyduğu müddetce de mağlûp ve perişan olacaktır.

Bu yüce sesleniş; insanoğlunun tabiatında var olan başka bir hususu da açığa çıkarıyor. O da insanın unutabileceği ve hata işleyebileceği hususudur. Onun zayıf noktası vardır. Bu noktadan şeytan nüfuz edebilir. Her zaman emre uyamıyabilir. İstikâmetini bozabilir. Fakat hatasını hemen anlar, şaşkınlığını idrâk eder. Pişman olarak Allah’tan yardım ve mağfiret taleb eder. Tövbe eder, yolunu düzeltir. Şeytanın yaptığı gibi isyanda İsrar ederek Allah’tan da bu konuda yardımcı olmasını dilemez:

23 — «Rabbimiz, kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen herhalde zarara uğrayanlardan olacağız.»...

Burada birinci tecrübe son buldu. Fakat insandaki yüce hasletler de kendini gösterdi. İnsanoğlu bu hasletini tanıdı ve tadını da tutdı. O —yaratılışında mevcut olan bu hasletlerin acı tecrübe sonunda uyandırılmasiyle— hilafet mevzuundaki ihtisasmı geliştirmeye ve ebedî düşmanıyla hiç dinmeyecek şekilde savaşmaya hazırlandı:

24 — Allah: «Biribirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz»...

25 — «Orada yaşayacak, orada ölecek ve oradan dirilip çıkarılacaksınız» dedi...

1 Hepsi birden yeryüzüne indiler. Fakat nerede idiler? Cennet nerede? Bu da bizim meçhulümüzdür. Gaybm anahtarlarını yed-i kudretinde tutan Allah ne bildirmişse onu biliyoruz. Fazla birşey bilmiyoruz. Vahyin kesildiğinden bu yana buna benzer mevzularda daha çok bilgi edinmek için sarf edilen çabalar boşunadır. Öte yanda ¡ı buna benzer vahyin getirmiş olduğu bilgileri, bugünkü alışılmış nazarî bilgilere dayanarak yalanlamak ta, haddini bilmezlikten, şımarıklıktan başka birşey değildir. Zira bugünkü nazarî veya müs-bet ilim, «ğayb» ilmini çözemez. Bu onun sahası dışındadır. Fakat maddeyle ilgili bilgilerle uğraşırsa müsbet ilim elbetteki yeni bilgiler elde edecektir.

Hepsi birden yeryüzüne indiler. Adem ile eşi, İblis ile nvane-al Mirbirleriyle boğuşmak için indiler. İki ayrı mizaç ve ayrı yara-lık arasındaki savaş devam edecekti Miri hUnbütün şirret, öteki şerre ve hayra istidatlı. Böylece Allah’ın takdiri verini bulacak ve

imtihan tamam olacaktı...
Âdem ile soyu arz üzerine yerleşecekler, çalışacaklar ve bir müddet için orada barınacaklardı. Orada yaşıyacaklar, orada öle çekler, sonrada oradan dirilerek çıkacak, Rab’lerinin huzuruan Kİ* deceklerdi. O’da uzun yolculuğun sonunda bunları cennet ya d.t cehennemine şevk edecekti. Onların alın yazıları buydu işte. Mıı yoldan yürümeleri kararlaştırılmıştı artık.

Bu büyük yolculuğun birinci bölümü burada bitti. Bunu kim bilir nice bölümler takib edecektir. Geri kalan bölümlerde' insan oğlu Rabbına sığındığı müddetçe muzaffer, düşmanına uyduğu müddetce de mağlûp ve perişan olacaktır.

»1* *

BİLİNMEZLİKLER İÇİNDE İNSAN

Sonra bu anlatılanlara kıssa gözüyle bakıp geçmek yetme/ Mu, insanın hakikatim anlatan bir beyandır. Onun gerçek tabiatını, doğuşunu, etrafını çevreleyen diğer âlemleri, hayatına hükmeden İm deri ve Allah’ın rızasını bulmak için takibedeceği yolu gösteril İm Iİhın için karşılaşacağı hadiseleri ve kendisini bekleyen neticeyi 1 ".letir. Bu gerçekleri (İslâm Düşüncesinin Esasları ve llu .u ı,- ı leıl) adlı eserimizde anlatmış bulunuyoruz.

Biz burada —kitabımızda takip ettiğimiz usulün elvcidlul "| elide hu hakikatları derli toplu anlatmaya çalışacağı/ Tahılniı "lı geçen eserimizin ilgili bölümünü bırakacağız.

İnsanın doğuşunu anlatan kıssadan anladığımız blrinel linki I-«il; daha öncede söylediğimiz gibi— insan varlığının yaradılış hadiseleriyle kâinatın işleyiş tarzı arasında bağdaşına ölmelimin KAhin!ı ve insanı çevreleyen İlâhî takdire (kanuna) gelinen o, İti anın doğuşunu belli şartlarla karara bağlamıştır. Tesadüfe bırak unııniş! ır Sözünü ettiğimiz bağdaşma temel kaidedir. Allah’ı geı '.'el manasıyla tanımayanlar, O’nu gereği gibi takdir oclemlycııl' O'nuıı ı tktlir ve fiillerini kendi basit beşeri ölçülerine göre değeı li'Udlrlvorlar. Ve bakıyorlar ki insan denen mahlûk da şu yeryıı Ündeki yaratıklardan birisidir. Yeryüzü de büyük kfıinat, okyamı

s ü-en küçük bir zerreden farksızdır. Bunun üzerine diym

1' İ l -Mllpheslz kİ insanın neşetinin ve yeryüzündeki fonksiyonu mi dışında başka bir maksadın bulunması elbettşki “mâkul» de

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder