23 Mayıs 2016 Pazartesi

«And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız. Peygamberlere de soracağız. And olsun ki, onların yaptıklarını kendilerine bir bir sayacağız. Zira onlardan uzak değildik. Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler; işte onlardır kurtulanlar. Tartıları hafif gelenler, âyetelrimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir»...

Çünkü şirk; zulüm, zulüm de şirktir. Kendisini halk etmiş olan Rabbına şirk koşan kimseden daha zâlim kim bulunabilir?...

Bu sahne dünyada arzedilmiş Allah’ü Teâlâ da tekzib edenleri baskınıyla yakalamışken... Onlar da zulümlerinden ötürü Allah’ın azabına müstehâk olduklarını kabul etmişken... Kendilerine açıklanan hakikati, kabullenmenin ve bilmenin fayda sağlamadığı bir sırada itiraf etmişken... Ne bu tevbenin ne de nedamitin kendilerini Allah’ın azabından alıkoymayıp nedamet zamanı geçmiş, azabın gelip çatmasıyla tevbe yolu kesilmiş iken...

Evet manzara bu şekilde dünyada açıklanmasını müteakib âyetin seyri birden ve ansızın âhiret sahasına intikal ediyor. Tabiî olarak okuyucuları da ayni sahaya çekiyor... Hem de hiç duraklamadan, ara vermeden, sunulan şeridde manzaralar birbirini izliyor. Değişim zaman ve mekân çizgisini bir adımda atlıyor... Ve dünya ile Ahiret birleşiveriyor aynı sahne içinde... Dünyadaki azab ile âhiretteki azab peşpeşe geliyor. Ve sahne burada korkunç bir ışık tufanına tutuluyor:

«And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız. Peygamberlere de soracağız. And olsun ki, onların yaptıklarını kendilerine bir bir sayacağız. Zira onlardan uzak değildik. Gerçek tartı kıyamet günündedir. Tartıları ağır gelenler; işte onlardır kurtulanlar. Tartıları hafif gelenler, âyetelrimize yaptıkları haksızlıklardan ötürü kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir»...

Tasvirlerin canlı bir tablo halinde sunuluşu Kur’anın hususiyetlerinden biridir. Bütün yeryüzü dolaşılıyormuş gibi gözden geçiriliyor ve bu seyahat tek satıra sığdırılıyor. Öte yandan dünya Ahiretle perçinlenmekte ve başlangıç sonuçla birleştirilmektedir.

Uyku halinde azab-ı İlâhînin baskınına uğrayan kimselerin «gerçekten biz zâlimler idik» diyerek suçlarını itiraf etmiş olmaları yetmez. Bu azaba düçar olanlar; Hesab, sual ve ceza için huzura geldiklerinde yeni bir sorgu başlayacaktır. Ancak bu sorgu herkesin hazır bulunduğu mahşer kalabalığının içinde alenen yapılacaktır:

«And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız. Peygamberlere de soracağız.»

«And olsun ki, onların yaptıklarını kendilerine bir bir sayacağız. Zira onlardan uzak değildik.»
İlil çok derin ve şumüllü sual kendilerine peygamber gönderilenleri' do peygamberlere de şâmildir. Hadiseler bütün mahşer halkına anlatılacak. Gizli kapalı ne varsa ortaya dökülecektir. Peygamberin gönderildiği kimselerin sorguları yapılacak, onlar itirafta bulunarak, peygamberlere sorulacak, cevab verecekler. Sonra iıcr leyden haberdar olan sonsuz ilim sahibi herşeyi bir bir anlatacak rivh kl bu anlatılanları onlar yaptıkları halde unutmuşlar, fakat yü-»'*< Halik her şeyi muhafaza etmiştir. Bilindiği üzere herşey O'ıııııı htliMinmda ve O hiç bir şeyden uzak değil. Evet Kur’an’a mahsus İfade ta r/,ı derin tesir icra eder, öğüt verir ve ihtarda bulunur «Gerçek tartı kıyamet günündedir.» O günde tartıda ifrat yok lııı Kararda da adaletsizlik olmaz. Çoğu zaman tartı ve kararların dogı oluğunu zedeleyen münakaşaya da yer yoktur :

"Tartıları ağır gelenler, işte onlardır kurtulanlar.»

Hakanlık yapması mümkün olmayan Allah’ın tartısında sevıı I" agıı banarsa kişinin karşılaşacağı elbette saadet olur. Büyük saadet M II/un yolculuğun ve tükenmek bilmez gibi görünen seyahatin ‘•onunda ateşten kurtulup cennete kavuşmak saadeti bu...

»Tartıları hafif gelenler, âyetlerimize yaptıkları haksızlıktan ( •olllmluotıktım) ötürü kendilerine çok yazık etmiş kimselerdir •• Haksızlık etmesi ve hataya düşmesi mümkün olmayan Allah'ın hi"«ub gününde tartıları hafif gelenler ziyana uğramış kimselerdlı l'"l‘l ama bunlar bu zayiatın sonunda ne kazanacaklar? Kişi kendi nehl Içlıı çalışır ve bir şeyler kazanmak ister. Ama bizzat kendi varlı fltbi kaybetmişse geriye ne kalır? Bunlar, Allah’ın âyetlerine karşı hıktın ı davrandıkları için kendi nefislerini zayi’ etmişlerdir.

■ Ayetlerimize ynptıkları haksızlıktan ötürü kendilerine ziyan

itmişlerdir.»

Hak s ı z 1 ı k » diye tercüme edilen kelimenin asıl kökü «zulüm» kelimesidir. «Zulüm» tabiri ise — daha öncede anlattığımız gibi — «Kur’an’da şirk vc küfür anlamına kullanılmaktadır. Mesela bir Ayette: “Şirk büyük bir zulümdür.’’» buyurulmuştur.

hu ada biz, —« i s I A ın î » fikir tarihi boyunca pek çok klioM'iılıı İHİAınt olmayan bir akılcılık tarzı İle münakaşaya girdik b'i gd'i tartının keyfiyeti, terazinin ınAhiyeti üzerinde fikir ser-

2 yorum:

  1. «And olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenlere soracağız. Peygamberlere de soracağız.»

    «And olsun ki, onların yaptıklarını kendilerine bir bir sayacağız. Zira onlardan uzak değildik.»
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=343320416119366&id=100013242319421&hc_location=ufi
    http://meerstr11.blogspot.nl/2017/01/okuogrenistikametini-belirle-akide.html

    YanıtlaSil
  2. Ve elini boynuna bağlanmış yapma/cimri olma, onu büsbütün de saçma/savurganlık yapma. Aksi hâlde kınanmış ve yaptığına pişman olur kalırsın. 29
    https://www.facebook.com/permalink.php?story_fbid=848341362283933&id=100013242319421

    YanıtlaSil